Haliç süt liman;
Karıncalar viya,
Takalar ‘siya’ yapmakla meşgul...
***
Trabzon nere, İstanbul nere!
Dile kolay, karadan gidene zor, tam bin kilometre.
Küsuratı saymadım bile.
***
Bayrağını alan, şapkasını kapan, geçtiğimiz sene olduğu gibi koşarak geldi Haliç’e.
Zaten binlerce insanı ancak Trabzonspor getirebilirdi bir araya.
Getirdi de...
En güzeli ve en iyi ders vereni; Kastamonulu lise 1.sınıf öğrencisi kızımız İstanbul’un bir ucundan kalkmış gelmiş ta oralara, hem de tek başına. Üstelik ailesinde herkes farklı takım taraftarıymış.
***
Kavurucu sıcak herkesi kapalı-klimalı mekânlara zorlarken, Trabzonsporlunun yedisinden yetmişi oradaydı geçtiğimiz sene olduğu gibi.
Minder, kilim ve masa örtüsü getirenler de vardı.
O akşam orada bulunan herkes, erken çıkan ay’ın altında yapacağı iftar vaktini ve o anı, gül budayan bahçıvan sabrında bekliyordu.
***
Martılar denize değer gibi uçmaya,
Çevredeki ağaçlar yapraklarını yavaş yavaş sallamaya,
Denizin üzerinde ve kıyısında mavi ile bordo aynı anda yakamoz yapmaya başlayınca,
Eyüp’teki minarelerden insanlarda ağlama istediği uyandıran akşam ezanı yükseldi:
“ Allahü Ekber”
Ve...
Hep bir ağızdan “ Allah kabul etsin” cümlesine,
Aynı ağızlar koro halinde cevap verdi:
“ Amin”
***
Tertemiz masalarda ve yarıya kurumuş-sararmış çimenler üzerinde orucunu açanlar için artık deniz kenarında toplanma, sandallara binme, meşale yani Haliç’i yakma vakti gelmiştir artık geçtiğimiz sene olduğu gibi...
Kalpler savaş trampetleri gibidir,
Bekleyiş, oku fırlatmaya hazır yay gibi germiştir,
Zira binlerce kişi çok uzaklardan gelen bir sesi dinlermiş gibi olduğu yerde hareketsizdir.
Nihayet o ses duyulur:
“Hazır mıyız arkadaşlar?”
“ Evet”
“ Ya Allah, ya Bismillah... ”
“ Üç, iki, bir...”
Meşaleler ateşlenmiştir.
“ Şampiyon Trabzon! Oley, oley, oley...”
Yanayi ortaluk..!
Ateş böcekleri gökyüzünde düğün yapıyorlar da, insanlar onlara eşlik ediyor sanki her elde bir meşale...
Akşamın huzurlu karanlığında, denizin ve çevrenin üstü kızıl-turuncu-beyaz dumanlar.
Şarkılar-türküler söyleniyor hep bir ağızdan, korna sesleri eşliğinde. Bu akşam bütün arabalar da Trabzonsporlu!
***
Evet, Fatih’in torunları geçen sene olduğu gibi bu sene de Haliç’i yaktılar.
O yangının ateşi hiçbir itfaiyenin söndüremeyeceği kadar büyüktü.
Öyle ki alevleri bir anda bütün dünyayı sardı.
Haliç’i yakanlardan biri de biz olduk.
O geceye ait bir fon müziği yapılsa, sözleri “ Şu Haliç’i bir Fatih yakar, bir de torunları...” olurdu herhalde.
Ee, bazıları camiasını, bazıları kılsız yetimin hakkı olduğu devlet malını yakar...
***
Fatih’in torunları ve Trabzonspor’un çocukları da sadece Haliç’i yakar..!
Kutluyoruz emeği geçenleri ve teşrif edenleri...