Vefa’nın sadece bir semt adı olmadığını hatırlatmaya çalıştığımızı günlerde bir de işimiz yokmuş gibi sokaklarda adaletin, sadece bir parti isminden ibaret olmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz. Kimiz biz? Birkaç temiz futbol sevdalısı.
Kaç kişiyiz?
Elli, yüz. Bilemediniz yüzelli. Her seferinde yalnız bırakıldığımızı dillendirirken, gönül isterdi ki keşke Ankara ve İstanbul’da Trabzon etkinliklerinde horon oynayanları Meydan’da, Taksim’de de görebilseydik. Keşke bu mücadelede omuz omuza savaşabilseydik.
Kendi başkanlığı döneminde ortaya koyduğu mali trafikten ötürü, bu gün ibra edilmeyenlerin Türk futbolunu yönetiyor olabilmesi aslında her şeyin göstergesidir. Milli forma ile rakiplerine tekme savuranlar, hakemlere küfür yağdıranlar ve sahadan gazetecilere el kol hareketi yapanların kaptanlık yaptığı bir ülkede yaşıyoruz. Böylesine bir düzenin içinde, hakemlerden, yayıncı kuruluştan ya da ellerine çaylarını alıp kanal kanal gezen ve “aslen Trabzonluyum” diyen yorumculardan başka ne bekleyebiliriz ki? Hepsi aslen Trabzonlu ne de olsa.
Artık Trabzonspor, kişilerin kariyer planlamalarında hedeflerine ulaşabilmek adına kullanılan bir araç olmaktan kurtarılması gerekmekte ve inanıyorum ki bu duruma genç jenerasyon izin vermeyecektir.
Oy zamanı Trabzonspor’u dolgu malzemesi olarak kullanan şehrin siyasi erkleri, Trabzonspor yönetiminin yeterliliğini tartışmadan önce Türkiye’deki adaletin işlevselliğini sorgulasınlar veyahut bu savaşımızda “gölge etmesinler” başka ihsan istemeyiz.
Trabzonspor, giderek itibarsızlaştırılıyor. Bazen bu görevi hakemler, bazen basın,  bazen kurumları kişilerden ayıranlar, bazen ise TFF üstleniyor. Fark etmiyor.  Sonuç olarak hepsi aynı koltuğa hizmet ediyor.
Değerli bir abimin bu düzeni çok güzel tarif etti aslında. Fazla konuşmamak gerek.
“Bir Gürcü’den terbiye tarifi alıyor, yabancıdan adalet bekliyoruz” Daha ne diyebiliriz bu düzen hakkında...
Umuyorum belki bir gün görmeyen gözler, duymayan kulaklar, acımayan kalpler doğruyu bulur...