Ben yıllardır böylesine coşkulu bir kalabalk görmedim Avni Aker’de.
Üstelik , tribünlerin üçte birini dolduracak kadar kişi de stadyuma giremedi.
Kızıyla, erkeğiyle, çoluğuyla çocuğuyla formasını giyen, bayrağını, flamasını alan koşmuş maça.
Öyleki ısınmaya çıkan Dinamolu oyuncular bile yüzlerinde büyük bir şaşkınlık ifadesiyle hayran hayran tribünlere bakıyorlar.
Hele basın tribünündeki gazetecileri, seyircilerin filmini, fotografını çekmekten maçı izleyemediler.
Ne var ki, topun ağları sarsıp kendilerini ‘goooll’ diye ayağa fırlatmasını umutla ve sabırla bekleyen bu insanlar, doksan dakika sona erdiğinde turu geçmenin sevinciyle ama buruk bir şekilde evlerine dönmek zorunda kaldılar.
Şimdi diyeceksiniz ki ‘Turu geçtik ya daha ne olsun?’
-Bişe dediğimiz yok. Sağ olsunlar elbette.
Daha tam olarak hazır değilken şöyle ya da böyle ne de olsa Avrupalı iki rakibi saf dışı bırakanları takdir etmemek mümkün mü?
Üstelik de kadro olarak geçen yılla aynı tas aynı hamamken..
Lakin insanın gözü doymuyor ki!
Düğüne gitmişken oynamak, coşmak istiyor.
HER GOL ATAN GOLCÜ DEĞİLDİR
Böyle bir atmosferde topu birkaç kez filelere değdirip tribünleri ‘gooolll’ diye ayağa kaldıracaksın, adamın takma dişini ağzından, şapkasını başından düşüreceksin.
Peki sayısız kere bu fırsatı yakalamışken bunu niye başaramadın?
İşte zurnanın zırt dediği yer de burası.
Gol atanın var ama golcün yok.
Herkes gol atabilir lakin herkes golcü olamaz.
O ayrı bişe.
Doğuştan de, sonradan kazanılan de. çalışmayla elde edilir de.
Ne dersen de, golcü apayrı bişe işte..
Haksızlık etmeyelim Henrique gol atar. Nitekim şimdiye kadar attı , bundan sonra da atacak.
Lakin o tutuk bir gününde olursa, hesaplar her zaman mı yatacak?
Bu yüzden gerçek bir golcü için üçün beşin hesabı yapılmamalı, Trabzonspor böyle bir oyuncuyu mutlaka kadrosuna katmalı.
***
Trabzonspor’un şampiyonluklara ambargo koyduğu yılların futbolcularına sorun bakın ne diyorlar?
Örneğin ben İskender’le konuştum.
Diyor ki; “Maça çıkarken defans bize derdi ki “ Siz bi gol atın gerisine karışmayın”
-Forvet atar mıydı?
-Atardı.
-Defans bunun üzerine yatar mıydı?
-Yatardı.
Hadi geçmişe diyelim mazi.
Şimdi düşünelim bazı bazı...
KOLAY GOL YEMEYECEKSİN
Bi defa şunda hemfikirmiyiz?
Kazanmak için önce atacaksın, sonra da en azından attığının üstüne yatacaksın.
Yani demem odur ki Trabzonspor’un ligdeki kaderini bu vaziyet belirleyecek.
Bu nedenle takıma önce ‘Ayakkabımın bağı çekti, top acayıp sekti’ demeyecek bir golcüyü acilen bulup alacaksın, sonra da bunu savunabilecek bir defans oluşturacaksın.
Bunu derken de düşündüğüm Galatasaray, Fenerbahçe gibi maçlar..
Yoksa elbette çoğuna birkaç tane atarsın, sonra da ‘gel keyfim gel’ yatarsın.
Diyelim iyi bir golcü buldun ve başta Henrique sonra Adrian olmak üzere diğerlerinin de katkısıyla gol işini hallettin.
Bu defans kurgusuyla bunun üzerine yatabilir misin?
Zor.
Niye zor la, nesi var uşakların?
Yok bişesi tabi. Hepsi de mangal yürekli, aslan gibi çocuklar. Formalarını terden iki kilo ağırlaştırarak çamaşır makinesinin motorunu zorlatacak kadar terletiyorlar.
Lakin çift ön liberonun büyük katkılarına rağmen orta ayar takımların cılız atakları karşısında dahi zor anlar yaşıyorlar.
Yani daha açıkçası iyi niyetli, gayretli, bir süre sonra muhakkak çok daha iyi olacaklar ama bu gün için savunmanın sağı ve solunda forma giyen arkadaşlar Trabzonspor için henüz yeterli değil.
Celuska sağ dışta daha iyi. Atağa da çıkabiliyor, top da kesebiliyor. Ancak solla alakası yok. Mecbur kalındığında ki şimdi öyle, elinden geleni yapmaya çalışıyor. Çalışıyor da bek gibi bek olamıyor. Oyuna katkısı boğuşmaktan öteye gidemiyor. Sağdaki genç umut Zeki ise tedirgin. ‘Hata yaparım’ korkusuylla ofansa katkı yapamıyor, defansta da hem takımı hem de kendisini yakabilir korkusu yaşatıyor. Allahtan şu ana kadar böyle bir şey olmadı. Yoksa daha başlamadan kepenkleri indirirdi. İleride muhakkak iyi olacak ama henüz ham. Bu yüzden günümüz futbolunun olmazsa olmazlarından olan kanatları kullanarak oyunu rakip alana taşımak yönünde zaaf var.
GENÇLER SORUMLULUK ALMALI
Bir başka genç Soner ise kaçak güreşiyor. “Kaş yapayım derken göz çıkarmamak’ düşüncesiyle riske girmiyor. Alıyor veriyor. Bu anlayışla fazla hata da yapmıyor lakin bu haliyle mecbur kalındığında sahaya sürülen futbolcu özelliğinden kurtulamaz. Şanslar kolay yakalanmıyor, formayı sırtına geçirdin mi hakkını vereceksin. Be güzel kardeşim yeteneğin, gençliğin, gücün kuvvetin var. Şöyle vurur gibi yapıp topu adamın solundan kaçırıp iki metre sürdükten sonra bir şut çıkarmak o kadar mı zor? Hem de halı gibi sahada, patik gibi ayakkabıyla ve de misket gibi bir topla.
Bak sürekli yana ve geriye oynadığı ve de üstün fiziğinin hakkını veremediğini düşünüp eleştirdiğimiz Aykut bile büyük aşama yaptı. Artık ileri oynamakla kalmıyor, 40 metrelik uzun paslarla oyunun yönünü bile değiştiriyor. Demek ki eksiğini bilip gidermeye çalışırsan oluyor bir şeyler. Aykut şu an için en azından orta sahanın güçlü bir alternatifidir bence. İdmanlarda topla biraz daha fazla haşir neşir olmalı..
Volkan bu sezon alışılmadık bir şekilde hırslı. Fena işler yapmıyor. Bir an önce gol atmaya da başlamalı. Hem baba da oldu(kutluyoruz). Artık babalar gibi oynamalı..
Olcan Dinamo maçında izlerken kendisisin de hayretler içinde kalıp ‘bu benmiyim’ diyeceği işler yaptı. Lakin gününde bir Olcan’ın neler yapabileceğini bildiğimiz için üzerinde fazla durmuyoruz. Malouda takıma girdikten Olcan’ın solbekliğini ciddi ciddi düşünüyorum..
Adrian canlanmazsa ilk onbir şansını yitirecek gibi. Rövaşata golü bir, bilemediniz iki maç kredi sağlar ki bu kredi dolmak üzere.
Trabzonspor’un en sorunsuz yerleri kale ile defansının göbeği bence. Kalede Onur malum. Göbekte Giray, Mustafa, Aykut; biri olmazsa diğeri oynar mantığıyla işi götürürler. Aykut Demir’den zaman zaman bek olarak yararlanmak da mümkün. En azından yan toplarda kademe zaafı yaşanmaz. Güçlü fiziği ve hırsayla karşısındaki rakibe de peş yaptırmaz.
Yusuf forma verildiğinde kolay kolay çıkarmayacak gibi. Ancak gençlerin en azından kulübede yer bulabilmesi için bazı budamalar yapılmalı. Mesela bu Alanzinho ne iştir?
Her sezon başı “Siz beni asıl bu yıl görün” diyor, kulübeden çıktığı yok ki görelim!
Colman’ın katılımı, Malouda ve Bosingwa’nın da tam kapasite katkısı ile ben Trabzonspor’dan umutluyum.
“Umudun adını koy” derseniz diyeceğim de ilk dörtdür.
HERKESİ DİNLE, BİLDİĞİNİ YAP
Bu arada lafım ortaya.
İnat da bir murattır ancak, o inadın sonunda gelmezse Murat, derler adama sen git iki tur at!
Oysa sahaya çıkan kadroya bakıp ‘Kaç tane Trabzonlu var” diye sayan, sayı beşi, altıyı düşünce “Ne biçim Trabzonspor bu?’ diye hayıflanan, yedek kulübesinde bizimkilerden birini görünce keyiflenen bir neslin temsilcisi olarak yeniden dönüş yaptığımız kendi değerlerimizin altı ayda bir tur atmasını değil, yıllarca bu görevlerde kalmasını canı gönülden istiyoruz..
Elbette kendi bildiğimizi yapacağız lakin alternatif düşüncelere de çaktırmadan da olsa bir göz atacağız...
Tıpkı sevgili hocamız Mustafa Reşit Akçay’ın dediği gibi.
‘Gülü seven dikenine katlanır’
Hocamıza bir ilave de ben yapayım;
Üzüm yemek isteyen uyarıları tekerlek kırılmadan yapar,
Bağcı dövmek isteyen kuytu bir köşede sevinçten göbek atar.
Bizim amacımız üzüm yemek,
Sonra da dikene, sulayana, toplayana eline sağlık demek...