Hilmi Saral:
Sarallar ağırlıklı CHP’lidir çünkü devletin yanındadır
*Sarallar ağırlıklı CHP’lidir çünkü devletin yanındadır
*Beni vuracak olan koruma polisine de acımaz dedim
*Yıkmak istediğimiz devletin ne olduğunu anlayınca onu korumak için can verecek duruma geldik
*Herkes suçsuzdur demiyorum ama Abdullah Özyiğit hakkında hiçbir şüphem yok !
Devrim Hacısalihoğlu’nun Hilmi Saral ile röportajının ikinci bölümünde, MHP lideri Devlet Bahçeli öncülüğünde yapılan Sarallar - Şahinler buluşmasının siyasi anlamı ve Yeni Parti’nin toplumsal muhalefetin sürükleyici gücü olarak üstlendiği rol tartışılıyor.
Devrim Hacısalihoğlu: Sarallar ve Şahinler ailelerinin buluşması MHP lideri Devlet Bahçeli’nin öncülüğünde oldu ve ardından yaşanan tartışmalarda şöyle denildi: “Acaba bu çaba “çözüm süreci” ile mi ilgili yoksa hükümet, ileride sokakta lazım olacağını düşündüğü, belki şiddet unsuru olarak kullanacağı güçleri bu gruplardan, bu ailelerden mi devşirecek?”
Hilmi abi, Saral ailesine mensup biri olarak bu buluşmayı nasıl yorumladınız ? Ailede bunlar konuşuldu mu ? Bunu belki de en iyi bilen isimlerden birisiniz.
Hilmi Saral: Estağfrullah. Sarallar’la Şahinler arasındaki husumetin nasıl oluştuğu ve bugüne nasıl gelindiği, ilgilenenlerin bildiği bir şeydir. O nedenle benim söyleyecek bir şeyim yok.
Ama bugün itibariyle kamuoyunda yaratılmak istenen, “yeni nesil çeteler varmış, eskilerini toplayacaklar, yenileri onlara boğdurtacaklar” gibi yorumlara rastladım. Böyle bir şey yok. Bilinenlerden hareketle bir tespit yapalım. Sayın Devlet Bahçeli kendi dünya görüşüne uygun bu tarz insanlarla çeşitli vesilelerle zaten buluşuyor, görüşüyordu. Birçoğu da, kamuoyundaki yaygın kanaattir, Devlet Bahçeli’nin çabaları sonucu cezaevinden çıkarıldılar. Bu doğrultuda, Sayın Sedat Şahin’in de dışarıda oluşunu Devlet Bahçeli’nin çabalarına bağlayanlar var.
Bu esnada Devlet Bey’in Burhanettin Saral ile kurduğu temas sonucunda bir barış havası oluştu. Çok da iyi oldu. Çünkü bir kere bu işlerle hiç ilgisi olmayan insanlar bile sırf soyadlarından dolayı sanki Şahin soyadlılar Sarallar’ın hasmı, Saral soyadılar Şahinler’in hasmı gibi davranmak zorunda kalıyorlardı.
Ben mesela belli koşullarda kendimi bu anlamda koruyan bir insan olarak yaşadım.
Halbuki benim bu işlerle ne aldığım var ne verdiğim var ama soyadım Saral ve bu sözü edilen
Alaaddin, Burhanettin Sarallar benim kardeşim. Yani benim bunu reddedecek,
benim onlarla alakam yok falan diyecek adam da değilim.
Bunlar benim kardeşlerim. Yeri gelir görüşüyorum, görüşeceğim, ziyaretlerine
giderdim, mahkemelelerine giderdim, olursa gene gideceğim bu ayrı bir şey ama benim
Şahinlerle bir hasımlığım yok. Bunlarla kardeşliğim var ama Şahinlerle bir
hasımlığım yok. Ama soyadım Saral.
İşin doğası gereği ben de hasım sayılıyorum.Böyle bir durum var. Hatta “bizimle ilgili Bafralı bir avukat, sevgili Oktay Saral ve Cevdet abi Cevdet Saral’la ilgili ve benimle ilgili
istihbarat çalışması yapıyor” diye emniyete çağırıldım ben.
Beni vuracak olan koruma polisine de acımaz dedim
Orada Emniyet Müdür Muavini arkadaşımızla konuşurken bu konuda hem
bilgi alıyor hem de ifademi oluşturuyor, “Sedat Şahin’den şikayetçi misin?” dedi bana. Dedim ki “Sedat Şahin hasım sahibi bir adamdır. Hasım sahibi bir adam hasmıyla ilgili
her türlü şeyi düşünür, saygı duymak lazım.
Hasım sahibi insanlar, hasım sahibi gibi yaşamazlar. Şikayetçi olduğum, istihbaratı yapan avukattır.”

Devrim Hacısalihoğlu: Neden yapılıyordu böyle bir istihbarat?
Hilmi Saral: İşte şimdi hem Burhanettin’e, hem Alaaddin’e ulaşmak kolay değil. Onların koruma mekanizmaları yüksek. Ama karşı tarafın da intikam mı alması lazım? Yani bu işler biraz öyle gider, bu işler havayla yürüyor.“Sizden şu kadar, bizden bu kadar” gibi şeyler var.
Bu alt kademeyi tatmin edecek psikolojik olgunluklar gerekiyor. İşte onlara ulaşamayınca ses getirecek adam arıyorlar. Kim var, Oktay Saral Cumhurbaşkanı danışmanı. Kim var?
Cevdet Saral, yılların emniyet müdürü, Genel Müdürü Muavini, Ankara Emniyet Müdürü.
Ses getirecek adamlar bunlar… Kim var? Hilmi Saral, siyaset yapar, Türkiye çapında bilinen tanınan bir isim… Ha, bu durumda da Oktay Saral’ı hedef almak, Saray’ı karşısına almak demek. İşlerine gelmez. Cevdet Saral’ı hedef almak, bütün polis teşkilatını karşısına almak demek. İşlerine gelmez. En kolay hedef Hilmi Saral...
Hatta bana Emniyet Müdürü arkadaş dedi ki, “koruma verelim” size. “İstemem” dedim.
“Beni vuracak olanlar, senin memuruna acımazlar! Benim yanımda bir zavallının da ölmesini istemem” dedim.
Ve müdür, hayretle, “Hilmi Bey millet koruma alabilmek için kendi arabasını ateş ettiriyor.
Ben sana koruma teklif ediyorum, reddediyorsunuz.” dedi.

Devrim Hacısalihoğlu: Peki şimdi siz bu toplantı olmadan önce Sürmene’de, Baştımar Konağı’nda, şimdi bir Baştımar Ailesi Müzesi yapıldı, 1840'larda yapılan bir kona. Burada Saral ailesinin 3 bin ferdinin ve yakınlarının katıldığı bir yemek düzenlendi. O yemeğe katıldınız diye biliyorum ben.
Hilmi Saral: Katıldım.
Devrim Hacısalihoğlu: Niye yapıldı o yemek? Kimler vardı? Bir gövde gösterisi olarak algılandı. Sonraki toplantıyla da ilgisi var mıydı?
Hilmi Saral: Şöyle söyleyeyim. Şimdi Devlet Bey’in girişiminden sonra bir araya gelineceğine dair bir duyum oluştu. Aile de bunu dostlarıyla paylaşmak istedi. Yani oradaki herkes Saral soyadlı değildi. Ama Saral’ın ismi var. Eşi var, dostu var, Saral’ın seveni çok. Hava yağmurlu olur diye de katılım dar tutuldu. Yani 3.000 rakamı, birçok siyasi partinin miting yapmak için
o bölgede toplayamadığı insandan çok insan, Saralların bu yemeğine geldi. Bu barışı insanlarla paylaşmak, konuşmak ve barışın erdemini anlamak ve anlatmak için
oluşmuş bir yemekti. İyi de oldu.
Şimdi Benjamin Franklin diyor ki “Ne iyi bir savaş vardır? Ne de kötü bir barış.
Barış, en kötüsü savaştan iyidir.
Krezus ne diyor? “Barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömer.”
“En kötü barış, en haklı savaştan iyidir” diyor Çiçero.
Ve bütün bunları Mustafa Kemal neyle taçlandırıyor?
Yurtta Barış, dünyada barış!”
Gencecik insanların şu veya bu nedenle haklı haksız yere ölmesi anlamsız bir şey.
Bırakın insanlar kendi yaşamlarını yaşasınlar.
Herkes eceliyle ölsün…
Biz barışı savunalım, barıştan yana olalım istiyoruz. Bu savaşın anlamsızlığı olayların çıkışını bilenler tarafından zaten biliniyordu.
Anlamsız bir savaştı. Yirmiye yakın insan öldü bu savaşta. Onlardan bizlerden diye bir ayrım yapmıyorum. Hepsi bizim insanımız. Barışılıyor olması güzel bir şeydir. Umuyor ve diliyorum bu barış kalıcı olur.
(…)
Efendim. “Seçimsiz Türkiye”ye giderken işte hükümet bu yapıları kullanıp sokak gücü mü devşirecek acaba bu yapıların içinden… Şunu söyleyeyim. Şimdi bizim aile oldum olası devletten yanadır. Osmanlı'da da böyledir. 1839. Tuzcuğlu isyanını Sarallar bastırdı. Şimdi Osmanlı'dan bu yana devletle beraber hareket etmeyi
Gelenek haline getirmiştir bizim aile.
Sarallar ağırlıklı olarak Cumhuriyet Halk Partilidir.
Yani bizim en komünistimiz, parantez içerisinde ben onlardan biri idim, devletle hiç savaşmadık. Biz devletle savaşmayız. Cumhuriyet döneminde de böyle Osmanlı'da da böyle.
Şimdi bizim aile, ağırlıklı olarak CHP’lidir çünkü devleti kuran, Cumhuriyet’I kuran parti CHP’dir. Devlete olan sadakatımızdandır CHP’liliğimiz.
Devrim Hacısalihoğlu: Yani Sarallar, ağırlıklı olarak Cumhuriyet Halk Partili midir?
Cumhuriyet Halk Partilidir. Zaten 12 Eylül’e kadar yüzde 95 seviyesinde Cumhuriyet Halk Partilidir. 12 Evlül’den sonra aile büyüdü, ortam değişti, ilişkiler çözüldü ve tek partiye sığmamaya başladı. Ailede çeşitli partilerde siyaset yapan arkadaşlarımız kardeşlerimiz de var. Onları da saygıyla karşılıyoruz. (…)
Devrim Hacısalihoğlu: Nasıl bir Cumhuriyetçi bağlığınız olduğunu biliyoruz zaten… Şimdi bu yemekten bahsettik, Baştımar Konağı’ydı. Yine Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) önceki gelen sekreterlerinden, tarihi şahsiyetlerinden Zeki Baştımar ailesiyle de anılır o konak.
Şu anda müze olan konağın hikayesi de ilginç. O Baştımar ailesi de Saral ailesiyle bağı mı var?
Hilmi Saral: Şöyle şimdi Baştımar adı üstünde Osmanlı'nın vergisini toplayan görevli.
Orada merkezi bir yapı var. Zaten Tuzcuoğulları isyanından söz ettim ya demin.
Baştımar’ın artık vergi toplamasını istemiyor. İstanbul'da padişah, oysa burada padişah. benim diyor Tuzcuoğlu Memiş Ağa. İsyan ediyor. Vergi vermemeye çalışıyor. Ama bölgedeki bütün büyük ailelerin Saralların, Çebilerin, Seymenlerin, bu konakla irtibatı var.

Devrim Hacısalihoğlu: Hilmi abi Uluslararası Öykü Günleri Derneği çatısında Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin çeşitli şehirlerde yaptığınız etkinlikleri biliyoruz. Uluslararası Öykü Günleri Derneği'nin kurucularındansınız ve genel sekreterliğini yürütüyorsunuz.
Mersin'deydi bir Öykü Günleri'nde sizle birlikte olmuştuk en son.
Yenişehir Belediyesi'nin düzenlediği bir etkinlikti ve Yenişehir Belediye Başkanı Sayın Abdullah Özyit bugün, geçtiğimiz gün tutuklandı. Maalesef belediyelere yönelik bu siyasi bir operasyonun sonucu olduğu çok açık bir izlenim verdi bize.
Bu vesileyle bu bölümde hem de Sayın Başkan Abdullah Özyiğit'in de bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını dilediğimizi hatırlatarak sözü size vereyim.
Hilmi Saral: Bu derneğin kuruluşu Süreyya Köle diye öykücü, gazeteci bir arkadaşımızın öncülüğünde İsmet Özen, A. Galip gibi birkaç arkadaş bir araya gelerek derneği oluşturduk.
Türkiye'nin çeşitli illerinde öykü günleri, organizasyonları yaptık beraber. Şunu özellikle altını çizmek istiyorum.
Belediyelere fatura ederler, biz etmiyoruz !
Belediyelerle beraber hareket ediyorduk. Bu tarz projeleri genellikle insanlar belediyelere fatura ederler. Bizim Uluslararası Öykü Günleri Derneği olarak hiçbir belediyeden maddi bir talebimiz olmadı. Kimseye de fatura kesmedik. Bazı belediyeler gelen yazar arkadaşların ulaşımını karşıladı. Geri kalan herşeyi biz dernek olarak kendi imkanlarımızla yaptık. Türkiye sanatına kültürüne katkı sunmak istedik. Bu işlere ticari bakanların anlayacağı bir şey değil. Benim bu dediğimin de doğru olmadığını birçokları iddia edebilirler. Ama işin doğrusu budur. Bu işin anlaşılmamasını da bugünün şartlarında ben anlıyorum.
Herkes suçsuzdur demiyorum ama Abdullah Özyiğit hakkında hiçbir şüphem yok !
Mersin Yenişehir’de Uluslararası Öykü Günleri’nde İranlı 3 yazarı konuk ettik. Abdullah Başkan burada misafirlerimizi ağırlamakta büyük fedakarlıklar gösterdi. Bir şey daha söyleyeyim sana sevgili Devrim. Şimdi siyasette kime ne kadar kefil olunur bilmiyorum. Ama ben Abdullah Başkanı başkan olmadan önce de tanıyorum. Murat Çalık’ı başkan olmadan önce de tanıyorum. Bire bir sohbetlerim, belli ortamları paylaşmak gibi keyiflerim oldu. Bu insanların atfedilen şuçlara bulaşmayacağı konusunda hiçbir şüphem yok. Olmaz böyle bir şey…
İstanbul Belediyesi’nde Ekrem İmamoğlu’na atfedilen suçtaki miktar, belediyenin bütçöesinden fazla. Babasının evine gidiyorlar. Yok kazıyorlar toprağı… Ne buldular? Börtü böcek…





