Doğuda bir köy ve o köyün de bir ağası varmış.


Senenin sekiz ayını karlar altında geçiren köy ağasının en büyük zevki, köy topraklarının kendisine ait olduğunu belirtmek için ilk yağan karın üzerine çişi ile imza atmakmış.


Bu imza atma işi merasimle yapılırmış.


Karın ilk yağdığı sabah, Ağa yanında has adamı Hasso ile köy meydanına gelir, Hasso’ya "Ula Hasso, eheli toplanmş mi?" diye sorar.


Hasso’dan da "Evet ağam herkeş toplanmıştır" cevabını alınca, itina ile işeyerek taze karın üzerine "Abdullah Çüngüşoğlu" yazısını yazar, ondan sonra da noktayı koyarmış...


Bu işi yaparken de Hasso’ya sık sık "Ula Hasso, eheli bakıyor mu?" diye sorarmış.


Hasso da cevap verirmiş:


 "Evet ağam, herkeş bakiyo; pencereden, damdan, kayfeden her yerden... Hatta köpekler, kediler, eşekler bilem bakiyo..."


İş bitip nokta konunca ahaliden şiddetli bir alkış koparmış. Ondan sonra da ağanın kestirdiği koyunlar çevrilir, ağanın pişirttiği pilavlar getirilir, kasabadan gelen baklavalar ortaya çıkarılır, hepsi afiyetle yenirmiş.


Bu merasim senelerce böyle devam etmiş.


Yine böyle bir kış günü Ağa, ilk kara işeyerek ismini yazmak için köy meydanına gelmiş. Hasso'dan ahalinin toplanmış olduğu ve Ağa'yı seyrettiklerine dair rapor aldıktan sonra Abdullah Ağa merasime başlamış.


Ama Abdullah’ın Abdul’unu yazdıktan sonra Ağa kalakalmış. Çünkü Çüngüşoğlu Ağa yaş icabı prostat.


Ağa paniklemiş, işin içinde halka rezil olmak var. Yavaş bir sesle Hasso’ya sormuş:


 "Ula bakiyler mi?"


Hasso, "He bakiyler ağam, sen neden durdun ki?"


Ağa, "Ula Hasso yanıma gel, halka arkanı dön ve şunu tamamla" demiş.


Hasso çişini yapmak üzere hazırlanmış ama bir an durup Ağa’nın kulağına eğilmiş ve "Ağam, kırk yıldır başıma vurdun 'salak' dedin. Sırtıma vurdun 'eşek' dedin. Bu gariban kuluna okuma yazma öğretmedin ki! Sen şimdi şunun ucundan tut da yazıyı bitir, eheli bakiyo haa."


***


2011-2013...

Zaman da, çember(i) de daraldıkça daralıyor...

28 Ağustos’a ne kaldı ki şunun şurasında?

Mahkeme(ler), UEFA, derken, sıra geldi Cas’a.


24 ay evvel geniş bir destek halkası başlatılmıştı malum kişi ve kişilerin etrafında;


Ünlü yazarlar-çizerler, sinemacılar, TV sunucuları, program yapımcıları, kaşarlaşmış bazı eski futbolcular milletin kafasına bilirkişi kesilmiştiler.


Sevdanın adı: Ticari ve ikili ilişkiler.


Soyadı: Yıllardır böyle yürüyor bu işler...


Kıblesi para olan bu insanların birçoğu iş bitince, başka deyişle kamuoyu oluşturulunca bir kenara çekildiler.


Ve... Bal olan yerde sineğin çok olduğunu bilen-düşünen siyasiler balıklama daldılar bu sefer.


Onların da derdi “oy”.


Oy, oy, oy! Batan geminin malları bunlar. 


Hadi orayı anladık; oltaya ne gelirse misali.


Trabzonspor bu ülkenin takımı değil sanki.


Konu siyasilere gelmişken; sizin ne işiniz var futbolla. Mesela ülke meseleleriyle uğraşın.


Neyse...


Bazı kulüp başkanları hala ne diye bu kadar hareketli ve hararetli?     

              

Kimin, neyin ne olduğu anlaşılmışken, görülmüşken, Kayserispor başkanı Recep Mamur’a da ne oluyor?


Gaziantepspor eski Başkanı Celal Doğan malum kişilerle İsviçre’ye gider de, Kayseri başkanı, aziz dostu için bir şeyler yapmak istemez mi?


Dedik ya, ikili ilişkiler ve ticari işler...


Yıllarca böyle yürütüldü bu işler...


Ya, Azerbeycan, Khazar Lankaran Kulübü sahibi Mübariz Mansimov: “ UEFA Türk takımları hakkında kesinlikle yanlış kararlar verdi” sözüne ne demeli?


Bilmeyen de Azeri Başkanın tapeleri yiyip-yuttuğunu sanır!


Azerilerle sadece kullandığımız dil birbirine benzemiyor, daha çok ortak yanlarımızın olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.


Bilse(ler) dünyanın gözünün üzerimizde olduğunu, kimin /kimlerin ne halt işlediğini bildiklerini..!


Bilse(ler), işin son noktaya geldiğini, artık hiçbir taktiğin işe yaramayacağını...


Gerçi Türkiye’dekilerin birçoğu biliyor-görüyor da ne oluyor...


“Hak-Hukuk-Adalet” denince, kimse mangalda kül bırakmıyor ama...