Futbol kulüplerindeki eğitim faaliyetlerinde sporcuların hep teknik, taktik ve fizik kondisyonları geliştirilmek istenir. Ancak ilgili kişiyi insani yönden kaliteli hale getirecek duygusal ve sosyal beceri geliştirme çalışmaları yapılmaz, bunun yerine onları daha bencil, egoist ve duygusal zekâ yönünden düşük kalitede varlık haline getiren; ne pahasına olursa olsun kazanmak ilkeleri önlerine konur.
 ***
İyi futbol eğitimi; iyi para, şan şöhret getirir ama ‘iyi insan’ ve ‘kendinin efendisi’ olmaya yetmez.
Bu yüzden etraf bol paralı, şöhretli, kendisini arayan, mutsuz ve kendisiyle kavgalı futbolcularla doludur.
Futbolculara bu durumdan nasıl kurtulmaları gerektiği de öğretilmez.
***
Oyuncularda aranan karakter, yetenek, tecrübe, şöhret olarak bellidir.
Oyuncu transfer edilirken, amaç çok iyi takım olmaktır fakat sarfedilen onca paraya karşın; ne o oyunculardan verim alınır, ne de o oyuncuların sorun haline gelmesi engellenebilir.
 ***
Ülkede milyonlarca dolar verilerek kurulmuş futbol takımlarında inkâr edilmesi mümkün olmayan bir  “Karakter zafiyeti” var!
Karakter zafiyeti olan yerde kalite ve istikrar olmayacağından, sözünü ettiğimiz o anlı şanlı takımların taraftarları istikrar ve kaliteli futbol hasretiyle yanıp tutuşur.
 ***
Devam edelim..
“Ne pahasına olursa olsun kazan” ilkesi önüne konan genç futbolcu için model;
Türk Futbolu’nda isim yapmış eski, eski olduğu kadar tabiri caizse kaşarlaşmış oyuncular ve futbolun ‘F’sini bilmeyen yöneticilerdir artık. Buna futbolu bırakmış yorumcu olan bazı eski futbolcuları da ekleyebiliriz.
Söylediğiyle yaptığı yaşadığı arasında dağlar kadar fark olan kişilerin elinde büyüyen, onları takip eden futbolcuların kendinin efendisi ve örnek kişi olmaları mümkün müdür?
Tabi ki “Hayır”
Zira ön teker nereden giderse arka teker onu takip eder.
***
En basit örneği; birçok futbolcu imza attığı takımda genelde şu cümleyi kullanır;
 “Yıllardır bu anı bekledim. Ben doğuştan bu renklere aşığım”
At yalanı, öpsünler inananı..!
Oysa aynı futbolcu, aynı cümleyi yıllar evvel başka bir futbolcudan duyduğu için söyleme gereği duyar.
O cümle o futbolcunun ne kadar samimi olduğunu ve karakterini gösterir.
 ***
Madem konu imzaya kadar geldi.
Türkiye’de kaç oyuncu aldığı parayı hak ediyor, aldığının hakkını verebiliyor?
Hiç biri.
Böyle bir bolluk dünyanın hangi ülkesinde var?
Hiçbir yerinde. (Oyunculara verilen çuval dolusu paraları, o seviyelere kimlerin neden çektiği bellidir)
Ve..
Verdiğinin karşılığını alamadığın, aldığın oyuncuların sorunlu olmasını engelleyemediğin ve de camiaya hesap vermekten korktuğun için her yolu denersin..!
Baltayı taşa vurunca da “Bu bir oyundur” dersin..
Kulüp yönetenlerin ayakta nasıl kaldıklarını, kalmak için neler yaptıklarını,  taraftarını nasıl kandırdıklarını, kamuoyunu nasıl yanılttıklarını anlatmamıza gerek yok sanırım...
***
Sadece futbolcular değil, yöneticiler ve yorumcular da karakterli olmalı...
Aksi halde;
Yarım hekim candan, yarım hoca dinden ettiğine göre, karakter zafiyeti olanların neler yapabileceklerini, futbolcular oynadıkları takımın, yöneticiler yönettikleri takımların ve ülke futbolunu yönetenlerin Türk futbolunun başına nasıl bir çorap örebileceklerini varın siz düşünün..