Bugün Pazar.
Gündemde olağanüstü bir şey olmayınca her pazar olduğu gibi gündem dışına çıkıp biraz ‘yaşama dair’ olaylarla kafamızı dinleyelim dedim.
Amerika’da son alış veriş trendinin adı ‘Alışveriş yapmamak!’olmuş.
Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek!
Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?" la ilgili.
Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına.Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor!
Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik; mal edinmenin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan, parçalayan, karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor.
Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesut ettiğini iddia ediyor.
İlginç değil mi?
Peki siz avucunuzu açmayı hiç denediniz mi?
Bakın;
Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır:
Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur.
Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir.
Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz.
Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz.
Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir.
Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır.
Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki, bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.
Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır!
Bu örnekle benzeştirirsek; sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:
Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak...
Ortalama 15 m2’sini kullandığımız ama kullandığımız alandan çok büyük evlere sahip olmak...
Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak...
Okumadığımız kitaplara sahip olmak...
Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak...
Bize günde 3-5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak...
Bir ekmek yeterken iki tane alıp birinin çöpe atılmasına vesile olmayı içine sindirmek!..
Her türlü zenginliği marifet sayıp böbürlenmek!
Fakir ve zengin edebiyatı yapmak!
Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak...
Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak...
Ya da sahip olduğumuzu sanmak...
Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar!
‘Komşusu açken tok yatan’ olmayı içimize sindiren olabilmek!
Bir varken neden iki olmasın,iki varken neden üç olmasın diye hak, hukuk tanımadan takla üstüne takla atmak ve insanları da takla attırmaya çalışmak!...
‘Hakkını istemek’ yerine başkasının hakkının gasp edilmesine çanak tutarak hak sahibi olmaya çalışmak!
‘Devletin malı deniz yemeyen domuz’ mantığı ile hareket ederek zengin olmak!..
Adaleti, hukuku kendine göre yorumlamaya çalışmak!
Şükretmeyi bilmemek!
O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz?
Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?
Unuttuğumuz, hatırlamak istemediğimiz bir gerçek var:
Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz.
Ah bunu bir anlayabilsek!...
Kendimize geleceğiz!
Ama nerdeee!.
Adeta ‘Hep bana yarabbi şükür!’ duasına çıkarız..
Allah herkese uzun ömürler versin ama peki sonuç ne?
Sadece beyaz bir kefen!
İyi pazarlar...