''...Göz olduk görebildik ki, Balkanlar arkasında bu şekilde yerleşir ve oynarsak iyi şeyler göremeyeceğiz, akıl olduk ki düşündük ki, omurgası olmayan bir oyun başımıza iyi şeyler getirmeyecek.”
Ukrayna maçı sonrası kaleme aldığım yazımı bu şekilde noktalamıştım. Maça geçmeden önce rakibimiz İzlanda hakkında aktarmak istediklerim var.
İzlanda, 17 Haziran 1944’te bağımsızlığını ilan etti. 26 Mart 1947 yılında futbol federasyonunu kurdu. Şimdilerde yaklaşık 350 bin nüfusa sahip ve nüfusunun % 8’i futbolcu lisanslı sporcu. 2008 yılında küresel piyasalarda oluşan ekonomik krizden etkilendi ve iflas etmek üzeri iken kendi önlemleri ile krizin eşiğinden döndü. Dönemin milli futbol takımı teknik direktörü Eyjolfur Sverrisson maaşını almak için gittiği ATM’den sermaye kontrolü nedeniyle eli boş dönmüş ve parasız kalmıştı. Yaşanan kriz nedeniyle ülkenin Başbakanı ve Banka yöneticileri yargılandı. Ancak, gerçekleştirdiği temel yapısal reformlar ile iflas eden ülke olmaktan kurtulan İzlanda bu alandaki çalışmaları ile model ülke olarak gösterildi. 2012 yılından sonra bu kez futbol gelişim çalışmaları ile model ülke oldu.12 takımlı üst ligi “Urvalsdeild” var. 2012 yılından itibaren Avrupa futbolunun önemli ülkeleri arasında yer alma başarısını 2016 Avrupa Futbol Şampiyonasında gösterdiler. Takımın başında 2016 Avrupa Şampiyonası’nda yardımcılık görevinde bulunan Heimir Hallgrimsson bulunmakta oyun anlayışı ve taraftar ile barda taktik belirleme gelenekselliğini devam ettirmektedir.
Türkiye Futbol Direktörü, orta sahada teknik ve çabukluk özellikleri bakımından daha güçlü bir 5 li blok ile sahaya çıkarak, fizik gücüne dayalı, hırçın bir futbol anlayışına sahip İzlanda’ya teknik becerilere sahip çabuk oyuncularımızla, kendi topraklarında meydan okuyordu. Bununla birlikte santraforsuz bir dizilişle, golleri orta alandaki bu oyun kurgusundan gelmesi hedeflenmişti.
Orta sahadaki bu oyun kurgusu teorik olarak doğru oldu ancak, maç için geçerli olamadı. Düşünce olarak olumlu olan bu yaklaşımın olumsuz yönü, futbolcularımızın sahip olduğu çabukluk ve teknik becerilerdeki yeteneklerini nerde, ne zaman, nasıl, kullanacakları konusunda kendilerini geliştirmemiş olmalarıydı. Bu olumsuz görüntüyü maçta sıklıkla yaşadık. Rakibi 1 1 yakaladıkları çoğu zaman özellikle, Volkan Şen ve Yasin kendinden daha elverişsiz arkadaşına pas atarak rakip takım savunmasının yerleşmesine olanak sağladılar. Ya da ayağa pas atması gereken zamanda koşu yoluna attıkları paslar rakip savunmanın derinliğinde kayboldu, gitti ya da top sürerek mesafe katetmeleri gereken yerde markaj altındaki arkadaşını tercih ettiler. Durum böyle olunca ilk yarının başlarında ve 20-25 dakikalar arasında kontrollü gözüken oyunumuz kaptırılan toplar ile rakibin pozisyon oluşturmasına neden oldu. 10-15 dakikalar arası orta saha ve savunma çıkışlarımızda yaptığımız hatalı paslar nedeniyle İzlanda ‘nın hazırladığı değil ama, bizim hatalarımız nedeniyle kalemizde 3 kez karambol gol fırsatı yaşandı.
İlk yarı, orta sahada yer alan oyuncularımızın hatalı oyununa bir de Emre Mor’un en uçta oynayan oyuncu olarak baskı bilgi ve beceri yetersizliği eklenince, düşünülen oyun planımızın uygulanması oldukça güçleşti.
Savunma, yine kendi arasında yardımlaşma özelliğinden yoksundu. Şener özgüvensiz bir oyun görüntüsü veriyordu. Yediğimiz ilk golde savunmada sayıca daha fazla olunmasına rağmen, savunma adamlarımızın gelen rakip oyuncuya göre çabuk pozisyon almamaları ilk golün nedeniydi. Yediğimiz ikinci golde bu kez, savunma bloğunun (4’lü) önde tek hat üzerinde olduğu bir anda arkalarına atılan topa koşan iki İzlandalı’dan ve savunma adamlarımızdan daha süratli ve çabuk olan Finbogsan ulaştı ve gol yaptı. (44. dakika)
Maç bitiminde aklıma iki soru takıldı,
1- Türkiye Futbol Direktörü’nün, disiplinsiz olarak nitelendirdiği saha dışı davranışlar nedeniyle kadroya almadığı futbolcular oldu. Ancak Saha içinde,maç esnasında disiplinsiz davranarak takımı zor durumda bırakabilecek, keyfi davranışlar sonucu sarı kart görme konusunda aynı otorite hassasiyetini gösterecek mi ?
2- Caner Erkin’i tekrar milli takıma davet ettiği için kendini sorgulama ihtiyacı duyacak mı ?