Ateş, barut, patlama, çatlama...
Futbolda şovenizmin ilk kuralı olan tribüne oynama kartını, Trabzonspor’u ve taraftarını iyi bilen Tolunay Hoca iyi kullandı. Kulübedeki agresif ve kesinlikle şova dönük tavırları da söylemlerine eklenince, arkasına önemli bir kitleyi de dahil etti.
Ligde yenemeyenin dayak yediği Gaziantep’e de 4 attın mı? Ohh, tadından yenmedi değil mi?(!)
Eyyam yapmayın beyler!
Geldiği günden bu yana yapamadığı icraatlar, dik duruşuyla tanıdığımız Tolunay Hoca için hayal kırıklığından öteye geçemedi.
Görev yaptığı Anadolu kulüplerine devrim niteliğinde yenilikler getiren Kafkas, Trabzonspor’a gelince neden dönen çarkın dişlisinde kendisine yer edindi?
Tolunay Hoca yoksa, kariyerinde hedeflediği en üst noktaya geldikten sonra, daha ilk günden koltuğunu kaybetmeme adına güç odaklarına şirin mi gözükmek istedi?
Trabzonspor bu takımla bu futbolu Şenol Hoca döneminde de oynuyordu. Şenol Hoca döneminde de Sivas’ı dışarıda yenebilme adına ümit vermiyordu, şimdi de vermiyor.
Şenol Hoca döneminde de Trabzonspor özünden uzaklaşıp yabancılaşıyordu, şimdi de tablo aynı.
O zaman soruyorum: Şenol Hoca niye gitti, sen niye geldin Tolunay Hoca?
*
Takıma yeni gelmiş bir teknik adam, sahaya sürdüğü 11’in ilk yarı boyunca kaleye tek şut atamamasını bana anlatamaz.
Merakımdan soruyorum: Tolunay Hoca, yenilen gollerde elini kalbine götürüp, Mustafa ve Abdullah Karmil’in siluetlerini, 1461 Trabzon’u gözünün önüne getirdi mi?
Yazık değil mi Trabzonspor’a?
Bu Sivas kimseyi kandırmasın...  Ne orta sahada agresiftiler ne de oyun üstünlüğünü Trabzonspor’a kabul ettirmek gibi dertleri vardı. Tamamen rakibin yetersizliği ve Tolunay Hoca’nın, Şenol Güneş’in gölgesine girmesiyle Trabzonspor’u teslim aldılar.
*
Trabzonspor’un kaybettiği 3 puan çok önemli değil, sadece bir sembol. Ancak Trabzonspor’u yönetenlerin düşünce yapısı ve icraatları, bu kulübe geleceğini kaybettiriyor.