Yönetmen Ramazan Göksal’ın imzasını taşıyan ve YouTube mecrasında izleyiciyle buluşan 'Eksuk' adlı kısa film projesi, sinemanın gücünü toplumsal bir faydaya dönüştürüyor. Karadeniz’in bağrından, yaşanmış gerçek ve acı bir hikâyeden esinlenen bu yapım; izleyiciye modern dünyanın unuttuğu sarsıcı bir gerçeği hatırlatırken asıl eksikliğin insan bedeninde değil, ruhunda olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Tamamen gönüllü bir ekibin yüreğini ortaya koyarak çektiği film, klişelerden uzak ve samimi diliyle sadece bir hikâye anlatmakla kalmıyor; empatiyi, yardımlaşmayı ve engelleri aşan sevgiyi yeniden yeşerterek doğrudan izleyicinin kalbine dokunuyor. Gönlü zengin bir kadroyla hayata geçirilen bu projeden oldukça kısıtlı bir gelir elde edilmesine rağmen, bu cüzi miktarın tamamının özel gereksinimli bireylere bağışlandığını ifade eden Göksal, ekibiyle birlikte tüm Türkiye'ye örnek olacak anlamlı bir toplumsal sorumluluk hareketine imza attı. Büyük bir fedakârlıkla filme katkılarını sunan ve projeyi zirveye taşıyan değerli oyuncu kadrosunda ise şu isimler yer alıyor: Elmas Hamzaçebi, Emre Kerimoğlu, Muharrem Sekmen, Demet Çilingiroğlu, Metehan Aksu, Uğurcan Atalı, Atalay Atalı, Aykan Kerimoğlu ve Hüseyin Efe.

AMAÇ UNUTULAN KÜLTÜRÜ İNSANLARA TANITMAK

Film çekme yolculuğunuz nasıl başladı?

Yönetmen Ramazan Göksal, YouTube platformunda yayımlanan 'Eksuk' filminin hayal ürünü bir kurgudan ibaret olmadığını, tamamen yaşanmış gerçek bir hayat hikâyesine dayandığını vurguladı. Bu projeyle engelli bireylerin yaşam mücadelesini, annesiz büyümenin zorluklarını ve eğitimin önemini gözler önüne sermek istediklerini belirten Göksal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Film çekme yolculuğumuz bundan beş ay önce başladı. Emre Kerimoğlu ile bu işe birlikte adım attık. Film projelerimizde asıl işlemek istediğimiz tema; Karadeniz'de bulunan ve unutulmaya yüz tutmuş köylerimizi, tüm yönleriyle insanlara tanıtmaktır. Bu doğrultuda şu ana kadar üç proje hayata geçirdik. Bunlardan biri, bölüm bölüm çektiğimiz ve en uzun soluklu işimiz olan, izleyicilerin beğenisine bir komedi filmi olarak sunduğumuz 'Sinor Taşı' oldu. Son olarak ise 'Eksuk' filmini çektik. Bu filmde; engelli bireylerin yaşam mücadelesini, annesiz bir hayatın zorluklarını ve eğitimin insan hayatına neler katabileceğini izleyicilerimize aktarmak istedik”

Sadece Bi̇r Fi̇lm Deği̇l 8

ŞİVEYİ DOĞRU YANSITMAK BİZİM HAKKIMIZ

YouTube'da pek çok kısa film var. Ancak siz, Karadeniz filmlerindeki o klişeleşmiş şive komedilerinden arınmış bir anlatım sunuyorsunuz. Bu doğrultuda, çektiğiniz filmlerin İstanbul merkezli sinema tekellerine karşı, taşradan yükselen yeni ve özgün bir sinema dili inşa ettiğini söyleyebilir miyiz?

Projelerinde yapaylığa geçit vermeyen ve oyuncularından kamera karşısında doğallıklarını korumalarını rica eden genç yönetmen Göksal, filmlerinde kullandığı yerel dille adeta yerleşik sinema tekellerine meydan okuyor. Göksal, “İstanbul, tekkelere karşı... Yani şöyle bakmak gerekirse; dışarıdan gelip burada film çeken insanların kullandığı şive, gerçekten buranın şivesi değil. Bu şiveyi aslına uygun şekilde yansıtıp geliştirmek, gayet tabii bizim hakkımız diye düşünüyorum. Ben özellikle ekip arkadaşlarımdan bu konuda ricada bulundum; 'Kesinlikle şivenizi ve doğallığınızı bozmadan bu filmlerde rol almanızı istiyorum,' dedim. Sağ olsunlar, onlar da hiçbir şekilde kendilerini bozmadan, birebir buranın şivesini konuşarak bu projeleri gerçekleştirmemize yardımcı oldular” dedi.

TEKELLEŞMEYE İNAT TAŞRANIN GÜR SESİ

Filmleri direkt YouTube'a yükleme amacınız neydi?

Filmlerini festivallerde ve sinema salonlarında yayınlatmamasının sebebinin, bu mecraların sinema tekellerine cevap veremeyecek yapıda olması olduğunu belirten Göksal, daha geniş kitlelere hitap etmek için bilerek YouTube kanalını seçtiğini ifade etti. Göksal, “Çünkü biz bu filmleri festivallere yollasak bile, tekellere karşı bir varlık gösterebileceğimize ya da bir karşılık verebileceğimize inanmıyorum. Herkesin bildiği gibi, adı üzerinde tekel... Ben sadece emeğimi insanlara ulaştırmak ve göstermek istedim. Bu doğrultuda YouTube bizim için çok daha iyi bir mecra oldu. Kısa sürede daha geniş kitlelere hitap edebilmemiz açısından YouTube kesinlikle bizim için en doğrusuydu” ifadelerini kullandı.

EMEKLER ULUSALDA YER ALMALI

Gelecek hedefleriniz nelerdir?

Gelecek hedeflerinden bahseden Göksal, “ulusala yayılmamızı istiyorum” diyerek diyerek ideallerini şu sözlerle aktardı:

“Tabii ki ulusala yayılmayı çok istiyorum. Asıl hedefimiz, burada Karadeniz bölgesinde gerçekten tiyatroya yeteneği ya da ilgisi olan, çocukluğundan beri bunun hayalini kuran gençlerimize ulaşmak. Aslında bu bir anlamda sosyal sorumluluk projesi gibi. Ben gençlerin tiyatro, sinema ya da halk oyunları gibi bu tarz güzel etkinliklere katılmalarını çok istiyorum. Hem bu alanlarda yer alsınlar hem de verdikleri emeğin karşılığını alabilsinler. Bu emeklerini de ulusal bir yayın kanalında veya farklı platformlarda tüm Türkiye'ye göstermelerini canıgönülden isterim. Biz de bunun için çabalamaya devam edeceğiz”

FİLMİNİN ARKASINDAKİ ACI HİKÂYE

Eksuk filminin arkasında kişisel bir hikaye var mı?

Eksuk filminin arkasında güçlü bir dram hikayesi olduğunu belirten Göksal, geçmişte yaşanan gerçek bir olaydan esinlendiklerinin altını çizdi. Karadeniz bölgesindeki insanların bu tarz olaylarla sıkça karşılaşması nedeniyle filmdeki duygunun seyirciye daha güçlü geçtiğine dikkat çeken Göksal, yerel yaşanmışlıkların önemini vurguladı. Göksal, “Bu, tamamen gerçek yaşanmışlıklara dayanan kişisel bir hikaye. Mesela bundan tam beş ay öncesine kadar burada yaklaşık dört beş kişi, tıpkı 'Eksuk' filminde geçen sahnede olduğu gibi bir ağacın altında kalarak vefat etti. Yani bu film, tamamen Karadeniz bölgesinde yaşanan acı olaylardan beslendi. Geçmişte yaşanan trajik bir olaydan yola çıkarak, üzerinde yapılan ufak düzeltmeler ve kurgusal dokunuşlarla bu senaryoyu ortaya çıkardık. Gerçekte olay, ağaç kesilirken aşağı doğru yuvarlanan kütüklerin bir kadına çarpması ve onun hayatını kaybetmesi şeklinde yaşanmıştı. Tabii bizim bunu sinematik bir kurguya uyarlamamız gerekiyordu, biz de senaryoda bu şekilde işledik. Hayatını kaybeden insanlardan tanıdıklarımız da vardı, tanımadıklarımız da... Bir annenin ölümü ve bir çocuğun engelli kalma hikayesi tamamen gerçektir” diyerek filmle uyarlanan hikayenin tamamen gerçek olduğunun altını çizdi.

Sadece Bi̇r Fi̇lm Deği̇l 3

FARKLI COĞRAFYADA AYNI ETKİYİ YARATMAZ

Bu hikaye başka bir şehirde geçse aynı etkiyi yaratır mıydı sizce?

Hikayenin başka bir şehirde geçmesi durumunda izleyicide aynı etkinin uyanmayacağını belirten Göksal, bu yerel dokunun film için vazgeçilmez olduğunu vurguladı. Göksal, “Ben yaratacağına inanmıyorum çünkü şimdi az önce bahsettiğimiz gibi insanın ölüm şekli, yaşanmış kaza yani Karadeniz bölgesinde daha çoğunlukla olduğundan dolayı insanlara verdiği duygu daha çok içten oluyor. Yani yabancı bir yerde bu olsa farklı bir şekilde olabilirdi ” şeklinde konuştu.

SÜRMENE İNSANININ SICAK KANLILIĞI FİLMİ BESLEDİ

Sürmene'nin hangi yönü filmi besledi?

Filmin Sürmene'de çekilmesinin önemine değinen Göksal; Sürmene insanının samimiyetinin ve yöre şivesinin sıcaklığının filmi büyük ölçüde beslediğini ifade etti. Yönetmen Göksal, “Sürmene'nin ve insanının yapısı bence filmi çok besledi. Şivesi, sıcakkanlılığı ve insanlara bakış açısı... Bence bu değerler filmin samimiyeti için gayet yeterli” dedi.

E E

ÖZEL BİREYLER AİLEMİZİN BİR PARÇASI

Film bittiğinde izleyicide hangi mesajın kalmasını istiyorsunuz?

İzleyicilere vermek istedikleri mesajlardan bahseden Göksal, her insanın eşit olduğuna vurgu yaparak özel bireylerin toplumdan dışlanmaması gerektiğine değindi. Göksal, “Engelli bireyleri kesinlikle normal bireylerden ayırt etmemek, aksine her konuda onların yanında olmak lazım. hepsini ailemizin, toplumumuzun birer parçası olarak kabul etmeliyiz. Ayrıca özel bireylerin eğitim hayatına büyük değer vermemiz gerekiyor. Bunun yanı sıra, annesi hayatta olanların da annelerinin değerini çok daha iyi bilmesi lazım. Biz filmimizle insanlara tam olarak bu duyguları ve değerleri aşılamak istedik” şeklinde konuştu.

TÜRK GENCİ ESKİ RUHU BİLMELİ

Karadeniz kültüründe kaybolduğunu düşündüğünüz hangi değerleri bu filmde kayıt altına almak istediniz?

Filmde Karadeniz kültürünün unutulmaya yüz tutmuş değerlerini kayıt altına almayı amaçladığını belirten genç yönetmen Göksal; dönem ruhunu ve kültürel hafızayı aslına uygun şekilde yansıtmak istediğini vurgulayarak filmdeki dikkat çekici detaylara dair, “Bu filmde insanların yardımlaşmasını ön plana çıkarmak istedik. Ayrıca okul sahnemizde Andımız’a yer verdik. Çünkü benim görüşüme göre her Türk gencinin geçmişini, o dönem ruhunu bilmesi gerekir. Bunun yanı sıra Kıyafet Kanunu'na da atıfta bulunarak, özlemle andığımız o tek tip mavi önlükleri filmimizde kullandık. Ben bu değerlerin yaşatılmasını istiyorum ve bunları da filmimiz aracılığıyla izleyiciye yansıtmış olduk” dedi.

F İ L M

BİRLİK-BERABERLİK-DAYANIŞMA RUHU YAŞANMALI

Gençler bu filmi izlediğinde neyi fark etsin istiyorsunuz?

Okullarda yaşanan silahlı saldırılara dikkat çeken Göksal, çektikleri filmin bu anlamda önemli bir mesaj taşıdığını belirtti. Göksal; öğrencilerin yaş farkı gözetmeksizin kardeşlik, birlik ve beraberlik içinde eğitim hayatlarına devam etmelerini hedeflediklerini vurguladı. Göksal, “Biz bu filmi çekmeden önce, yani 'Sinor Taşı' filmini bitirdikten sonra bir okulda silahlı çatışma yaşandı; bir öğrenci arkadaşlarına saldırdı. Bunu söylemesi bile gerçekten çok korkunç ve bu olay bizi derinden etkiledi. Aslında yeni filmimizde bu durumu bir mesajla ele almak istedik: Biz, tüm öğrencilerin birbiriyle kardeşlik bağı kurmasını, birlik ve beraberlik içinde eğitim hayatlarına devam etmesini istiyoruz. Yaş farkı gözetmeksizin herkesin birbirine sarılmasını, destek olmasını ve eğitim hayatlarını bu dayanışmayla tamamlamasını temenni ediyoruz” diye ifade etti.

SANATIN İLERLEYEBİLMESİ İÇİN DESTEK ŞART

Sürmene halkından destek geldi mi?

Sürmene halkının desteğini arkalarına aldıklarını belirten Göksal, Türkiye'de sanatın ilerleyebilmesi için herkesin taşın altına elini koyması ve destek vermesi gerektiğine vurgu yaptı. Göksal, “Aslında bu işin gerçeğini konuşmak lazım; bir kısmı bize gerçekten destek verdi, bir kısmı ise sadece sözde kaldı. Tabii ki bu zamanla aşılacak bir durum, insanların bizi ve projemizi daha çok tanıması gerekiyor. Aslında bu serzenişim sadece Sürmene için değil, genel olarak Türk insanına yönelik. Buradan şunu özellikle belirtmek istiyorum: Türkiye'de sanatın ilerleyebilmesi için herkesin elinden gelen desteği vermesi şart. Bu destek sadece maddiyatla ölçülmemeli; manevi olarak, bir çift güzel sözle de destek olmak çok kıymetli. Yine de genel olarak Sürmene halkının desteğini arkamızda hissettiğimizi söyleyebilirim. Hayat çok hızlı akıp geçiyor. Bu hayatı dijital ortama aktarmak, ölümsüzleştirmek çok güzel bir duygu” diye konuştu.

FİLME DUYGUSAL BİR YAKLAŞIM

Canlandırdığınız karakterde kendinizde ne buldunuz?

'Eksuk' filminin oyuncularından olan ve bir öğretmeni canlandıran Elmas Hamzaçebi, kendisinin de bir anne olduğunu ve bu sayede karakterle daha kolay empati kurabildiğini belirtti. Hamzaçebi, “Kadınlar genel olarak anne oldukları için bu hikayeye çok daha duygusal yaklaşıyorlar. Hep bir koruma içgüdüsüyle, 'Benim çocuğum böyle olsaydı ne yapardım?' diye düşünüp duygusallaşıyorlar ve o çocuğun da arkadaşlarına karışmasını, akranlarıyla bir arada olmasını istiyorlar. Zaten çok duygusal bir film ortaya çıktı” şeklinde konuştu.

ROLÜN ÖTESİNDE BİR DUYGU

Sette size en çok etkileyen olay var mı?

Filmin son sahnesinde, özel gereksinimli bireyin tedavi olup geri döndüğü anlarda çok ağladığını belirten Elmas Hamzaçebi, “Hani sakat olan öğrencimin tedavi olup geldiği an ben orada çekimde daha ağlamaya başladım. Bunun gerçek olduğunu empati yaptığımız için direkt gözümde canlandı. Ben o anda zaten ağlamaya başladım çekimde” dedi.

E L M A S

KELİMELERİN GÜCÜ

Çekimlerden sonra hayatınıza taşıdığınız bir duygu var mı kaldı mı?

Filmin ardından hayatına kattığı duygulardan bahseden Hamzaçebi, artık sözlerine ve adımlarına çok daha dikkat ettiklerini belirterek, “Sözlerime daha dikkat ediyorum. Eksik kelimesi bile artık benim için daha farklı. Çünkü filmde engelli bir bireyin hayatı anlatılıyor. O eksik olmuş oluyor. O eksik kelimesi artık benim için daha farklı. Daha dikkatli davranıyorum. Engelli bireyi gördüğüm zaman ah vah demek yine gülümsüyorum” şeklinde konuştu.

EN BÜYÜK EKSİK CESARETSİZLİK

Eğer eksik bir cümleyle anlatılacak olsa o cümle ne olurdu?

Mevcut eksikliği tek kelimeyle tanımlayan Hamzaçebi, “Bence en büyük eksik cesaretsizlik. Çünkü insan ne olursa olsun hayatta cesaretli olmak zorunda” ifadelerini kullandı.

BİR YANI HEP EKSİK KARADENİZ KADINLARI

Eksuk sadece bir filmin adı mı? Yoksa Karadeniz insanı içinde taşıdığı bir eksiklik duygusunun hikayesi mi?

Karadeniz kadınlarının hayat mücadelesine ve fedakarlıklarına dikkat çeken Hamzaçebi, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Karadeniz'de kadınlarımızın bir yanı hep eksiktir. Ya eşleri ya da çocukları gurbete gider. Bizim kadınlarımız çok çalışır; yeri gelir hem erkek hem kadın olurlar ama hep bir bekleyiş içindedirler. İşte bu yüzden bir yanları hep yarım kalır”

KARADENİZ ERKEĞİNİN SERT TUTUMU

Canlandırdığınız karakterde kendinizde ne buldunuz?

Filmde baba karakterini can veren Emre Kerimoğlu canlandırdığı karakterde kendinden merhamet bulduğunu söyleyerek, “Vallahi canlandırdığım karakter ile kendim arasında sadece merhamet duygusu bakımından bir benzerlik buldum; onun dışında uzaktan yakından bir ortak yönümüz yoktu. İlk sahneler, özellikle de eşi ölene kadarki süreç, benimle hiç bağdaşmıyordu. O bölümler daha çok Karadeniz erkeğinin eşine karşı sergilediği o sürekli baskın ve sert tutumun bir göstergesiydi. Ancak sonraki sahneler, bizim Karadeniz insanının evladına, annesine ve babasına karşı beslediği o gerçek merhameti gözler önüne seriyordu. Aslında canlandırdığım Mehmet karakterinin yerinde herkes kendinden bir parça bulabilir ve kendini onun yerine koyabilir” dedi.

E M R E

YOKLUĞUN EN ACI SAHNESİ

Filimde size en çok etkileyen sahne neydi?

Kerimoğlu kendisini filmde en çok etkileyen sahnelerden birinin market sahnesi olduğunu diyen “Yani şöyle söyleyeyim size sette bütün sahneler gene de duygusal ama bugün yokluk içinde markete gidip marketten borçlu olarak bir kara lastik istemek baya bir ağırdı mesela. Orada da ayrıca bakkalın veresiye verip sonradan Karadeniz insanının merhametini de gösteriyor” şeklinde konuştu.

MERDİVENLERİ TEKER TEKER ÇIKACAĞIZ

“Kışlada Kültür Yolculuğu” konseri
“Kışlada Kültür Yolculuğu” konseri
İçeriği Görüntüle

Sürmene'de çekim yapmak size ne hissettirdi?

Kerimoğlu, tiyatro ekipleri haricinde Trabzon’un ilçelerinde bu ölçekte bir işe imza atan tek ekip olduklarını ifade eti. Kerimoğlu, “Sürmene'de çekim yapmak yani bizim için ve bölgemiz için bir ilk. Yani Trabzon ilçelerinde bunu yapan belki de şu anda tek ekipiz tiyatro ekipleri haricinde. Yeterli destek alamadık. Beklediğimiz desteğin çok altında kaldık her şey lafta kaldı. Birçok kişi sözde yanımızda ama yanımızda halbuki 7-8 kişiden hatta 3-5 tane daha böyle iş adamını katalım. Onun dışında bize destek yok gibi bir şey. Destek olmamasına rağmen de yani biz bu yola baş koyduk merdivenleri teker teker çıkacağız yani” diyerek azimliliklerini dile getirdi

GERÇEĞİN ACI YÜKÜ

Filmde anlatılan hikayeye benzer bir olayla gerçek hayatta karşılaştınız mı?

Yakın zamanda yaşanan deprem felaketlerindeki acılı babaların durumunu filmdeki karaktere benzeten Kerimoğlu, “Filmde Gerçek hayatta şöyle karşılaştım. Yani Adıyaman depreminde ben AFAD destek yönlüsüyüm aynı zamanda. Orada buna benzer birçok olay gördüm. Mesela annesiz kalanlar, babasız kalanlar, evlatsız kalanlar. Yani oradakiler biraz böyle gözümün önüne geldi. Oradaki çocuklar gözümün önüne geldi. Yani bu filmdeki Yunus karakteri biraz da o Adıyaman ya da işte AFAD'de yaşayan anasız babasız kalan çocuklara yani karakter olarak benzettiğim şeydi” şeklinde konuştu.

İZLEYİCİLER KENDİNDEN PARÇA BULACAK

İzleyiciler sizce hangi sahnede kendinden bir parça bulacak?

İzleyicilerin filmde kendilerinden bir parça bulacaklarını ifade eden Kerimoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İzleyiciler market sahnesinde kesinlikle kendinden bir parça bulacak. Çünkü bölgemizin coğrafyası zor. Maddi sıkıntı en büyük sıkıntılardan bir tanesi. Bir de ilçemiz gelişmeye kültür sanat haricinde gelişmeye çok kapalı bir ilçe. Herkes yani bu filmde bir parça da kendinden görecek. Kimisi ormanda ağaç keserken kendini görecek. Kimisinin çocuğunu okuluna getirirken. Kimisi markette alışveriş yaparken”

EKSİKLİK YOK MÜCADELE VAR!

Eksik bir cümle ile anlatılacak olsa o cümle ne olurdu sizce?

Kerimoğlu, Eksikliği şu cümlelerle özetledi:

“Bence eksiklik bir engel değil, bir mücadeledir. Aslında hayatta eksiklik diye bir şey yoktur; yalnızca mücadele, azim ve kararlılık vardır. Filmimizde de tam olarak bu düşünceyi işliyoruz. Eksiklikler hayatımızın her anında karşımıza çıkabilir ama bizim asıl amacımız o eksiklikleri tamamlamaktır. Hayatı da zaten eksikliklerimizi birbirimizle tamamlaya tamamlaya bütün kılacağız ve ortada hiçbir eksiklik kalmayacak”

ANNELİK DUYGUSU ROLE YANSIDI

Canlandırdığınız karakterde kendinizde ne buldunuz?

Eksuk filmine anne rolünü canlandıran Demet Çilingiroğlu, gerçek hayatta da anne olduğunu söyleyerek duygularını şöyle aktardı:

“Öncelikle ben bir anneyim. O yüzden çok aşırı duygulanıp bana aşırı yani zaten duygusal bir insanım. Tekrar tekrar duygusallaşmama neden oldu. Yani insanlara bir şey bu annelik duygusu nasıl söyleyeyim vicdan, merhamet duygusunu taşıyabildiğimize inanıyorum. Beni en çok etkileyen şey o oldu”

D E M E T

KENDİMİ ÖLMÜŞ HİSSETTİM!

Filmde sizi en çok etkileyen sahne neydi?

Setteki anılarından bahseden Çilingiroğlu, kendisini en çok etkileyen sahnenin, canlandırdığı karakterin üzerine ağaç devrildiği anlar olduğunu belirtti. O sahneyi bir kez daha anlatırken adeta o anları yeniden yaşayan Çilingiroğlu, “O ağaç sahnesinde, yani karakterimin öldüğü anda, kendimi gerçekten ölmüş gibi hissettim; o duyguyu adeta birebir yaşadım. Baba rolündeki Mehmet Bey'in orada 'Fikriye!' diye feryat ettiği esnada gözlerim doldu, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Bu arada bu duygu dolu sahneyi tek seferde çektik. Oradaki atmosferden ve rolden gerçekten çok etkilendim” dedi.

GENÇ NESLE MÜCADELE MESAJI

Filmin bölge halkına ne katacağını düşünüyorsunuz?

Bir anne olarak filmdeki sosyal mesajın çok kıymetli olduğunu belirten Çilingiroğlu, bu farkındalığı gençlere aşılayabilmiş olmayı ümit ettiklerini dile getirdi, Çilingiroğlu, “Malum, günümüz şartlarında gençlerimizi bekleyen pek çok olumsuzluk var. Biz bu projeyle onlara hayatın ne kadar kısa olduğunu göstermek istedik; hayatta bazı zorluklarla karşılaşıldığında bunların üstesinden nasıl gelinebileceğini anlatmaya çalıştık. Filmde bir çocuk engelli kalıyor, annesiz kalıyor ve tek başına hayatını idame ettiremeyecek duruma düşüyor. Bunlar gerçekten taşınması çok zor, çok büyük duygular. Genç nesle bu gerçekleri ve duyguları aktarabilmek son derece önemli. Benim de iki evladım var ve her anne baba gibi onlar adına ben de zaman zaman endişeleniyorum. Bu anlamda filmin toplumsal bir mesaj verme amacı taşıması çok kıymetliydi” diye ifade etti.

‘ZOR BİR HAYATIM OLDU’

Çekimlerden sonra hayatınıza taşıdığınız bir duygu kaldı mı?

Çok zorlu bir hayattan geçtiğini belirten Çilingiroğlu bu tarz olaylara alışkın olduğunu ifade etse de o duyguların tekrardan kalbine işlediğini söyledi. Çilingiroğlu, “Zaten ben çok zorlu bir hayat geçirdim kendi hayatımda da. O yüzden her şeye alışkınım. Çok bir zorluk yaratmadı ama. Dediğim gibi o duygular gene de işliyor bize. Çok zorlu bir hayat geçirmeme rağmen o duygular yine bana işledi. Demek ki bu bir her insanın bir vicdan, merhamet karakteri vardır. Bunu çok üst seviyeye çıkardı benim için” dedi.

UMUT HER ZAMAN VAR

İzleyiciler hangi sahnede kendinden büyük parça bulacak sizce?

İzleyicilerin filmde kendilerinden bir parça bulacaklarını belirten Çilingiroğlu; hayatta hiçbir zaman eksikliğin olmadığını, umudun ise daima var olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben kendi adıma şöyle söyleyeyim. Kendi sahnemi de çok duygulandım ama en sonunda çocuğun ayaklanıp da o okulda arkadaşları ile buluşması mesela beni çok etkiledi. Orada şunu anladım. Eksiklik hiçbir zaman yoktur. Umut her zaman vardır. Var olacak. Sen ne kadar kendine güvenirsen, ne kadar çevrenden olumlu sonuç almaya bakarsan o kadar iyi olursun”

ASIL EKSİKLİK ANNESİZ BİR EV

Eksuk bir cümle ile anlatılacak olsa o cümle ne olurdu?

Asıl eksikliğin annesiz bir ev olduğunu söyleyen genç oyuncu, boğazı düğümlenerek "Başka bir şey diyemem" diyerek sözlerini tamamlayabildi.

TÜRKİYE’Yİ İLGİLENDİREN ORTAK BİR MESELE

Eksuk sadece bir filmin anlamı mı, yoksa Karadeniz insanı içinde taşıdığı bir eksiklik duygusunun hikayesi mi?

Eksikliğin sadece Karadeniz Bölgesi'ne özgü olmadığını, ülke genelinde de hissedildiğini belirten Çilingiroğlu; sosyal ve kültürel alanlarda hep bir eksiklik yaşandığını, bu nedenle 'Eksuk' filmi gibi toplumsal mesajı olan yapımların tüm ülkeye duyurulması gerektiğini aktararak, “Bence her ikisi de geçerli. Şöyle açıklayayım: Hikayemiz Karadeniz'de geçiyor ve buranın dokusunu taşıyor olabilir ama bu eksiklik unsuru yalnızca Karadeniz yöresine özgü değil. Projeyi burada hayata geçirdiğimiz için ilk etapta sadece bölgeye aitmiş gibi algılanabilir; fakat bu, tamamen tüm ülkemizi yakından ilgilendiren ortak bir mesele. Yani eksiklik her yerde var, sadece Trabzon veya Karadeniz bölgesiyle sınırlı değil. Maalesef sosyal ve kültürel anlamda ülkece hep bir tarafımız eksik kalıyor ve bunu bir türlü tamamlayamıyoruz. İşte bu yüzden, filmdeki mesajın kesinlikle tüm ülkeye duyurulması ve ulaştırılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

E K S U K K

5 YAŞINDA KOCA BİR YÜREK

Henüz 5 yaşında olmasına rağmen annesinin desteğiyle Andımız'ı başarıyla seslendiren Metehan Aksu, heyecanını dile getirirken sergilediği olgun duruşla büyüklere taş çıkarttı. Kendisinden yaşça büyük arkadaşlarıyla aynı sahneyi paylaşırken bu durumu hiç fark etmediğini belirten genç yetenek, Andımız'ı okuduğu için çok mutlu olduğunu söyledi. Ekip arkadaşlarının özverili yaklaşımları sayesinde oldukça eğlenceli geçen film çekimleri, çocuk oyuncu için geleceğe yönelik unutulmaz bir anı niteliği taşıdı. Set ortamına kısa sürede uyum sağlayan Aksu, kendisini en çok etkileyen anının ise üstlendiği rolde ezberlediği Andımız sahnesi olduğunu ifade etti.

ETKİNLİKLER YENİ DÜNYA SUNUYOR

Filmde size en çok etkileyen sahne neydi?

Filmde Andımız'ı okuyan çocuk oyuncu Metehan Aksu'nun babası Murat Aksu, hem 'Eksuk' filminin kamera arkasında çalıştı hem de ‘Sinor Taşı’ seri filminde oyuncu olarak yer aldı. Geçmişten örnekler veren Aksu, özlenen eski kültüre ve dönemin değerlerine yeniden dönülmesi gerektiğini vurguladı. Aksu, “İlçemiz adına çok anlamlı ve manidar bir çekim gerçekleştiriliyor. Son dönemde sokaklar gençlerimizi kötü alışkanlıklarla içine çekerken, bu tarz sanatsal etkinlikler onları farklı ve güzel bir dünyaya yönlendiriyor. Dilerim bu faaliyetler tüm Türkiye'de yaygınlaşır. Bizim çocukluğumuzda Sürmene'de çok güçlü folklor, tiyatro ve spor ekipleri vardı. Günümüzde teknoloji ve imkanlar artsa da bu değerler görünmez oldu. Eskiden öğretmenler öğrencide bir ışık gördüğünde onu karşılıksız beslerdi; şimdiyse maalesef her şeye maddiyat gözüyle bakılıyor. Bu yüzden sinema ve tiyatro çalışmalarının daha fazla olmasını istiyoruz. Sürmene, Trabzon'un 18 ilçesi arasında geçmişten bugüne köklü bir kültür ilçesi olarak bilinir. Öyle ki, taşıdığı bu eski ambiyans sayesinde bugün hâlâ çok özel bir çekim merkezidir” dedi.

ÇOCUKLUĞUMUZA DÖNDÜK

Sözlerinin devamında tarihten örnekler veren Aksu; Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde uygulanan sevgiyle tedavi yöntemlerine değinerek sevginin, sanatın ve doğanın güçlü birer iyileştirme aracı olduğunu aktardı. Aksu, konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:

“Eksuk filminde sahnenin bir 15-20 dakikasını gerçekten o boğazların düğümlendiği, gözyaşlarının tutulmadığı bir sahneydi. Ülkemizde özel insanlar olarak adlandıralım onları, imkanları bu konjektürde daha fazla olabilir aslında. Sevgiyle bütün hastalıkların iyileşeceği kanıtlanmıştır. Orada da birliğin, beraberliğin, sevginin, babanın, öğretmenlerin ve bütün halkın etkisini gördük. Orada bir sahne oldu bakkal filmi. Oradaki İsmail Rolü canlandıran benim çocukluk arkadaşım, sınıf arkadaşım. Eşi de bizim iki sıra yan tarafımızda oturuyordu. İşte oradaki o veresiye olayındaki ambiyansa bakkalcıya kalkıp vurasımız geldi. Bütün salon da o duyguyu yaşadı. Sevgiyle tedavi süreçleri var; bunun birçok örneği Selçuklu'da da, Osmanlı'da da, Cumhuriyet'te de uygulanmıştır. İnsanları sadece ilaçlarla değil doğayla, müzikle tedavi etmek yapılan bir şey. Öğrencilerin önlük giymesi çocukluğumuza bizi döndürdü”

EN BÜYÜK DESTEKÇİ: ANNE

Oğlunuzla aynı sette olmanızda ne hissettiniz?

Oğluyla aynı seti paylaşan Aksu, çocuğunun bu başarısındaki en büyük payın eşine yani oğlunun annesine ait olduğunu belirterek; çocukların gelişiminde annelerin en büyük destekçi olduğunu ifade etti. Aksu, “Karakterin, annesinin öğretisiyle beraber o metni bir gecede ezberlemesi beni kendi ilkokul günlerime götürdü. Ben de çocukken Atatürk'ün Gençliğe Hitabe'sini bir gecede ezberlemiştim. Ertesi sabah, öne çıkarak değil, karma bir sıranın içerisinden okumuştum. O an sınıftakilerin bana 'Atatürk geri mi geldi?' edasıyla gururla bakışına şahit olmuştum. Andımız da aslında tıpkı önlük gibi bir disiplin simgesidir. Belki bazı kesimler tarafından farklı söylemlere çekiliyor, 'Demek zorunda mıyım?' diye eleştiriliyor olabilir; ama benim için o da eğitimin bir parçasıdır. Yıllar sonra bir okul sahnesinde beş yaşındaki oğlumun Andımız'ı okuması beni açıkçası çok gururlandırdı. Tabii onun bu yaşta buralara gelmesinin ve bu başarıyı göstermesinin en büyük sebebi annesidir. Anne bu süreçte en büyük destekçiydi” dedi.

KÜLTÜREL REKLAM

Sürmene de çekim yapmak size ne hissettirdi? film bölgeye ne katacak?

Filmin sürmene için bir reklam olduğunu belirten Aksu, “Şimdi çekimler her zaman şöyle. Hem kültürel olarak reklamdır. Hem yüreği tanıtır. Yani büyük bir reklam olduğunu düşünüyorum yani” şeklinde konuştu.

MEŞALEYİ YAKACAK SİSTEM

İzleyiciler veya gençler Sizce empati yapabilecek mi? Kendinden bir şey bulacak mı? Gençlere bir mesaj vermek ister misiniz?

Gerekli imkanlar sağlanmadığında sokakların gençleri içine çektiğini belirten Aksu, Türk gençliğinin özünde büyük bir cevher ve güçlü bir ateş barındırdığını vurgulayarak, o meşaleyi yakacak bir sistemin kurulması gerektiği mesajıyla sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Bu konuda kendi kendime birkaç defa vicdan muhasebesi yaptım. Yaşadığımız bazı olaylar da bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Aslında gençlerimizin içinde çok büyük bir cevher var; fakat aileler ekonomik olarak geçinebilmek için yoğun çalışırken çocuklarını biraz ihmal edebiliyor. Ben de taksiciyim, bazen oğlumu ve eşimi ihmal etmek durumunda kalıyorum. Bu durum aile içinde bir boşluk oluşturuyor ve o boşlukta ne yazık ki sokaklar gençlerimizi içine çekiyor. Ancak çocuklarımızın içindeki o asıl gücü, 6 Şubat depreminde çok net gördük. Kendi ilçem Sürmene için söylüyorum; o gençler yağmurun altında tek yürek olup afet bölgesi için binlerce ton odun yüklediler. O gün o çocuklara 'Alın size 3 milyon lira, şu kamyonu doldurun' deseniz, para için bunu yapmazlardı. Bu da gösteriyor ki Türk milletinin ve gençliğinin içinde her zaman bir cevher, bir ateş var; bence sadece o meşaleyi yakacak bir sistem bekleniyor”

GELECEĞE BIRAKILAN HATIRA

Bir anne olarak çocuğunuzun sette andımızı okuması size ne hissetti?

Filmde Andımız'ı okuyan çocuk oyuncu Metehan Aksu’nun annesi Dilek Aksu, yapımın pedagojik ve ahlaki değerlerine dikkat çekti. Çocuğunun böyle bir projede yer almasının, ileride doğru ile yanlışı ayırt edebilmesi adına ona yol gösterecek önemli bir adım olduğunu vurgulayan Aksu, filmde işlenen dramatik hikayenin şu anki zamanda yaşanması halinde, ne bir çocuğun ne de bir babanın bunu psikolojik olarak kaldıramayacağını ifade etti. Oğluna Andımız'ı ezberletirken büyük bir gurur yaşadığını belirten Dilek Aksu, “Onu severek söylüyor olması bana tarif edilemez bir gurur verdi,” dedi. Günümüz çalışma şartlarından dolayı anne ve babaların çocuklarıyla yeterince vakit geçiremediğine de değinen Aksu, baba ve oğlun aynı sette birlikte bir aktivite yapmasının ileriye dönük çok kıymetli bir anı olarak kalacağını aktararak, “Aynı ortamda, birlikte böyle bir faaliyetin içinde bulunmaları ikisi için de çok güzel bir hatıra oldu” şeklinde konuştu.

Sadece Bi̇r Fi̇lm Deği̇l 6

ASIL ENGEL BEDEN DEĞİL!

"Eksuk" filminde oyuncu kadrosunda bulunan özel birey Muharrem Sekmen, rolünü çok severek oynadığını belirtti. Üstlendiği karakteri daha da iyi canlandırabileceğine olan inancını dile getiren Sekmen, bu deneyimin hayatta kendisine çok şey öğrettiğinden bahsetti. "Eksuk" filmiyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan genç oyuncu, bir babanın çocuğu için verdiği mücadelenin kendisini çok duygulandırdığını söyledi. Sekmen, azmi ve sergilediği performansla hem bölge halkına hem de tüm Türkiye'ye, engellerin sadece bedende kalmadığını, asıl engellerin kafalarda bittiğini bir kez daha kanıtlamış oldu.

22222-14

RÖPORTAJ:

Gülcan AYDOĞAN

Muhabir: GÜLCAN AYDOĞAN