Büyük keçe paltoların cepleri yarım çuval fındığı içine alacak derinliktedir! Diz kapaklarına kadar inen palto, battaniye gibi sarar insanı.
Midesi boş insanın taşımakta zorlandığı palto, yağmur suyunu içine çektiğinde kestane ağacı gibi ağırlaşır omuzlarda.
***
Köyümün yağmurlarında ıslanmak bir başka güzeldir.
Şehirlerde yağmur mu düşer insanın başına. Düşse bile başınızı sokacak bir dam ararsınız. Az da olsa ıslanan jöleli saçlarınızı “Ah kafa ah!” deyip, kâğıt mendille kurularken,
Ananın, babanın, “ Biz sana kestir o saçlarını demedik mi” dediği günleri hatırlarsınız.
Kenarı yosun bağlamış pencereden, ormanı, dağı, yağmuru daha net izleyebilmeniz için elinize geçirdiğiniz kuru bir bezle kurularken camları, seni dünyaya getiren ananın “Uşağım, batırdın gül gibi bezimi” azarını işittiğiniz yıllara dalar gidersiniz.
Gürgen ağacından yapılı pencerenin buğulu camlarını Hacı Şakir sabunuyla durulanmış yarıya ıslak bir bezle sildiğiniz günlerin hüznü, yağmur suyuna karışıp yanaklarınızdan süzülürken, bir anda Trabzonspor düşer aklınıza.
***
Giden hayatı geri getirecek ilaç henüz bulun(a)madığı için bir tek ayakta kalan ve de sizi mutlu edecek olan sadece Trabzonspor’dur artık.
O, size büyüklerinizden miras değil, çocuklarınızın emanetidir.
***
O, ana, baba, bacı, kardeş, evlattır.
Yürürken, uyurken, koşarken, konuşurken, düşünürken aklınızda hep o vardır;
Beyninize tutkalla yapışmışçasına adeta bir parçanız/uzvunuz olmuştur.
Hele hakkı yendikten sonra bir başka bağlanmışsınızdır o’na; yürekten/gönülden.
Başınızı öne eğdirecek hiç bir şey yapmamıştır ya,
O anlamda mutlusundur, gururlusundur,
Çünkü sen Trabzonsporlusundur.
***
O’na bir şey olsa canın yanar, sanki içinden bir şeyler kopar.
Çünkü
O’nun yaşadığı yerin ormanı yıllar evvel katledilmiş, denizi hem kirletilmiş, hem de dar alanda dalgalanmaya mahkûm edilmiş.
O’nun yaşadığı şehrin bayırı, kaşı, kapanı, koyun otlatan çobanı yok edilmiş.
O’nun yaşadığı bölgenin, keçilerin tadına doyamadığı ağaç fidanları, tahtadan yapılmış ahşap binaları, güzelim sahilin limanları evleğe sığmayan yağmur suyu gibi avucumuzun içinden akıp gitmişken,
O’na sımsıkı sarılmamak olur mu?
***
O, 70’li yıllarda futbolda ihtilal yapmıştı, şimdi de emek hırsızlarının ipliğini pazara çıkarmak, cümle aleme rezil etmek, temizlemek için çocuklarıyla birlik olmuş onur mücadelesi veriyor.
Bu yolda o’nu yalnız bırakmak olur mu?
***
Sonsuza dek seninleyiz Trabzonspor.
Çünkü sen gençliğimizsin, hayallerimizsin, köyümüzsün, şehrimizsin, denizimizsin, ormanımızsın, deremizsin.
Sen, futbol şehitlerimizin, ölüm döşeğinde olmalarına rağmen torunlarına-çocuklarına seni soran dedelerin-nenelerin ve çocuklarımızın bizlere emanetisin.
Kısaca sen her şeyimizsin.