Kim koymuşsa tam yerli yerinde koymuş bu adı “Trafik Canavarı” diye. Masal kahramanları olur ya; devler,periler, hortlaklar... şimdiki bir masal kahramanı değil bu canavar bir gerçek. Dört tekerlekli insan yutan, biçen doğrayan araç.
Düşünebiliyor musunuz, sabah evinizden çıkıyorsunuz, özlem duyduğunuz insanlara, çocukluğunuzun, gençliğinizin geçtiği köyünüze, ilinize, kasabanıza ulaşmak için yola çıkıyorsunuz. İçinizde, yüreğinizde ölüm korkusu diye bir duygu yok. Güle oynaya, şarkılar söyleyerek, fıkralar anlatarak, zaman zaman anıları ortaya sererek , zaman zaman da eşler arasında yanlış sollama veya hızlı kullanma nedeniyle tartışmalar eşliğinde yolunuza devam ediyorsunuz. Ama beyninizde ölüm diye hiçbir iz yok.
İşte Ablamız Neşide Hanım, kızımız Nilay, oğlumuz Rafet ve torunumuz Gizem bu güzel duygularla yola çıktılar Eskişehir’den. Trabzon’a gelecekler, anneleri Neşide Hanım’da bir müddet kalacaklar sonra Sarp köyüne gidecek evlerini şenlendireceklerdi. Ama olmadı, olamadı çünkü evdeki söz , beyindeki duygu canavara yenik düştü ve elim bir trafik kazası ve üç ölü , bir yaralı!..
Duyunca şok olduk, yıkıldık, evimiz başımıza yıkıldı sanki; ama onları ebedi istirahatlarına kavuşturmak mantığı duygularımızın önün geçti. Bu , dürüst, sözü özü bir olan üç insan kendi topraklarında uyuyorlar şimdi. Allah mekânlarını Cennet etsin.
Ben sevgili Neşide Ablamı 45 yıldan fazladır tanırım. Eşimin yengesi, Kayınbiraderim Nidai Karahasanoğlu’nun sevgili eşleriydi. Bu zaman içinde ben kendisine saygımı her zaman belirttim o da bana sevgisini içten duygularla iletti. Benim için bir abla, bir anneydi. Hep doğrulardan yana tavrını koyar, ister en yakını, isterse çok uzak birisi olsun onun için doğru, doğruydu.
Hani deriz “Anaç Kadın” diye . Gerçekten o sıfat, ona çok yakışıyordu. Derleyen, toplayan, özellikle aile bireyleri arasındaki kırgınlıkları çözmeye çalışan üstün bir kişilikti.O nedenle Neşide Ablamızın birisinden küs olduğunu hiç duymadım.
Düşüncelerini açık açık söyler, ama yanlışlarında ısrarcı olamazdı. Temiz duygularını inandıklarını ortaya koyar ve senin doğruların onun mantığına da doğru geliyorsa,” Öyle ise ,öyle olsun demek ki ben yanılmışım” der kendi yanlışında ısrarcı olmazdı. İnanınız onu çok özleyeceğiz, onun evinde kendi evimizden daha rahat günlerimizi özleyecek onu sık sık anacağız.
Ölümünden sonra evine gidiyorum ama ayaklarım beni geri çekiyor, duygularım önümü kesiyor. Çünkü o evde onu arıyorum ancak tek kalan evdeki düzeni, kendi kişiliğinin yansıdığı bir yuva. Anılar, anılar hep anılar dolu evin her köşesinde. Oğluna, kızlarına, damatlarına, gelinlerine ve görümcelerine, kardeşlerine torunlarına bakıyorum onlar da onun anıları ile yaşıyor ve gözyaşı döküyorlar. Ben, geri kalan aile bireylerinin sevgili ablamızın kurduğu düzeni devam ettireceklerine inanıyorum, daha doğrusu inanmak istiyorum.
Belki yadırgayacaksınız, belki abartı olarak adlandıracaksınız; ama ben hayatımda yanlış yaptığım zaman tek utanacağım ve utancımdan yüzüne bakamayacağım bir ablamdı o. Sevgili Nilay, tanıdığımda küçücük bir çocuktu daha. Elimizde büyüdü, okudu, evlendi, pırıl pırıl bir insanla mutlu bir yuva kurdu. Düzenli bir hayatları oldu. Kızlarını okuttular hatta ölümlerinden on gün önce nişanladılar da.
Evinde hizmetini esirgemeyen, mert ve terbiyesinde saygısında küçük bir eksiklik olmayan temiz insan. Her sene iki kez uğrardık Nilay ve Rafet’e. Mayıs ve Kasım ayında uğrayacağımızı ildikleri için telefonlarda kalırlardı o aylarda. Biz de bir kızımıza, oğlumuza gidiyoruz duygusuyla yola çıkar ve kendi evimiz gibi rahat ederdik. Benim için Nilay kızım Funda’dan ne farkı olabilirdi ki? O sevgi bağı ve o erişilmez duygu o kadar büyümüş ve yücelmişti ki, ben de eşim de bir kızımız ve Sevgili Eşi Rahmetlik Rafet’i de oğlumuz gibi sevdik ve o duygumuzu ölünceye kadar koruyacağız.
Allah’ın rahmetine kavuşan bu üç insan, arkalarında silinmez güzellikler bırakarak ebediyete gittiler. Ruhları Şad olsun.