Atiye doğru bir uçurtma havalanır yüreğimden. Beklentilerimi taşır günün uzağındaki günlere. Kimi zaman uçurduğum uçurtma berrak masmavi bir gökte dolaşır, an gelir ki kara bulutlar sarar etrafını. Güneş, kara yazgılı dumanları yarıp da beyaz güvercin kanadı gibi gülümsediğinde zifiri bulutların arasından yaşadığım gitgeller 'gel' adında çiçek açar, 'gelincik' olur. Gelincik de umut olur...
Umut, içimize kondurulmuş bir buse gibi şehvetli öpücüklerle 'gelecek' denen sevgiliyi bütün endamıyla etrafımızda dolaştırır, kasvetli saatler ırar gider yanımızdan. "…içinden bir gemi kalkıp gitmemiş/ uzak yalnızlık limanlarına" demeden yaşamak isterim beklentilerimin eskimeyen umularını.
Şunun şurasında ne kaldı, liseye başladık ya bitecek işte. Arkasından hayalerimin edebiyat yolculuğu başlayacak İstanbul'da. İyi okuyacağım, mert ve sert çelik bilekli bir Türk kızı olup yan takacağım ben de medeniyet kasketini. Fransa'dan bakamazsam da ülkemin problemlerine, halkın acılarına; yedi tepeden seyredeceğim encamımızı, nakısalarımızı. Şartlar albeni sunmasa bile küsmeyeceğim ülkeme ve milletime. Zihnimi yararcasına sarılıp kaleme kendi medeniyetimizin asrın önündeki meşalesine ışık taşıyacağım. Bu ışık Bilge Kağan'dan Fatih'e; Fatih'ten Atatükr'e; Atatürk'ten Attila İlhan'a ve nice nice gelecek Turani milletime aydınlık olacak.
Yaşarken hayatımı, hayatlar yaşayacak benimle. Yalnızlığımda kalabalık dolaşacağım hep. Türk medeniyetinin nefes aldığı her coğrafyada varlığım boy verecek; Kaşgarlı Mahmut'la Türk boylarını dolaşacak, Ali Şir Nevai ile Türkçe'nin en tiz sesleri titreyecek içimde.
Yunus Emre'yle 'odun' taşıyıp Mevlana'yla 'ne olursan ol gel' diyeceğim. Baki'yle İstanbul'da son bahar yapraklarını altın diye toplayıp, Fuzuli'yle Kerbela'da susayacağım. Nedim'le nezaketli bir Türkçe'yle Sadabad'a yürüyüp Şeyh Galip ile ilahi aşkın rahında Rahman'a yürüyeceğim.
Atatürk'le Samsun'da ilk adımı atıp İzmir'e koşacağım. Faruk Nafız'la han han dolaşıp Necip Fazıl'la Sakarya'da çoşacağım. Garipçilere kızıp Attila İlhan'la şiir yazacağım.
Cengiz Aytmatov'la Beyaz Gemi'ye binip Bahtıyar Vahapzade'yle 'Menim Anam' diyeceğim.
İran'da Şehriyar'la 'Heyder Baba'yı selamlayıp Cengiz Dağcı'yla Kırım-Tatar diyarında acılarımı dindireceğim. Kısaca kitapçılarla, kitaplarla, katipler yürüyeceğim.
Kitabi bir eş düşerse bahtıma, suratına bakmadan seçeceğim onu. Yakışıklılar yaşlanır; zira yaşlanmaz dimağı mektepli olanlar. Sevmesini de övmesini de bilendir makbul olan. Beden ölçülerinde hikmet olsaydı, alimler mankenlerden seçilirdi, değil mi? sualini hep soracağım.
Öyle bir yaşam ki, örümcek ağına takılmadan dolaşan, bal arısı kadar asaletli üretir, kanaatkar karınca gibi tüketir. Bedeni arzulara tutsak, hazcı bir yaşam değil bu. Olabildiğince doğal, bereketli; bilgiyle ve bilimle avizelenmiş, tutkuları tutsak edilmiş bir yaşam. Netice yaklaşırken diyeceğim şu ki:
Dikensiz gül olmaz hakikatinden uzak olmayan, ayırt edici bir dikkate sahip bir yolculuğa çıkmak kültürünün büyük zakiri, Attila İlhan Bey'i rahmetle yad ediyor, telkinlerini bir 'mıh' Güzel mısranın kokusunu, köküne bağlı bir geleceğin ülküsünü, deruni kültürün büyüsünü duya duya kulağımı hayat arabasının tekerleğinin sesine kaptırarak yürüyorum yolumu. Önümde hayallerim, arkamda terk ettiğim mazimle süren bu gidişte, cazgır peşrev avazıyla aynı anda kutlu güreşi başlattı. Yaştaşlarımla kalem güreşinden elim havaya kaldırılırsa sevinirim. Kaybedersem asla üzülmem.
Babamın bir okur olarak büyük dostu anısına, katlanılmayacak zorluk mu var?