Türkiye’m, stratejik tesislerde görev yapan tüm personelin güvenlik soruşturmasını yeniden ve titizlikle gözden geçirmelidir.
Buna ben ve benim yakınlarım da dâhil.
Hiç kimse bundan alınmamalıdır.
Eğer alınan varsa, işte o tehlikelidir!
Dün Irak’ı işgal eden soysuz ABD-İ, bugün İran’ı da aynı şekilde işgal etmeye çalışmaktadır.
ABD-İ, İran’ın içine, daha önceden kendi unsurlarını yerleşmemiş olsaydı, bugün buna asla cesaret edemezdi.
İran, yaklaşık bin civarında casusu yakalayıp idam etiğini söylüyor.
Sahte savaş gösterilerine ben kanmam.
Ben, düşmanımı ve onun oyunlarını çok iyi tanırım.
Bu nedenle, her ne kadar fitnoş unsurları engellenmiş olsa da, mutlaka bir şekilde; ya uçkur zaafları üzerinden ya da çeşitli tehditlerle kontrol altında tutulan kişiler mutlaka vardır.
O unsurların tespiti mutlaka yapılmalı ve ciddiyetle değerlendirilmelidir.
En azından, Osmanlı’nın başımıza bela ettiği ve bir dönem soyadı kanunuyla içimizde Ayşe, Fatma, Ali, Hasan adıyla dolaşanlar hâlâ mevcuttur!
Devlet aklı elbette bunları düşünmüştür; ancak ben de bunu, hem içimi rahatlatmak hem de o unsurların bilindiğini ve ABD-İ’nin en küçük bir hareketlenmesi hâlinde bedelini ağır ödeyeceklerini bilmeleri için o unsurlara hatırlatmak istiyorum.
Tabii bu arada, halkımızın da paranoya olmadan bunu kulağına küpe etmesi gerektiğini söylüyorum.
İşte Mersin'deki bir mermer ocağının Mossad üssü olduğunun tespiti gibi!
Kimin aklına gelirdi!?
Rahmetli Aytunç Altındal’ın yıllar önce dediği gibi; bir sokağın başında bir ömür bekletilirler; taa ki “hadi çık ortaya” denilinceye kadar. Belki simitçi, belki boyacı, belki kasap, bekli kahveci, bilinmez.
Çünkü bir zamanlar siyonizme diz çöktüren OPEK’in kurucusu Suudi Arabistan Kralı Faysal’ı bile yeğenine dürttüler, o yeğenin babası (kardeşini) iktidara getirdiler. Ondan sonra da Arabistan’ı ve Arap ülkelerini soymaya başladılar.