Türkiye'nin önünde çok sıkıntılı günler var.
PKK ve avanesine güvenilerek çıkılan çözüm yolunda bizleri nelerin beklediği henüz kestirilemiyor.
Güneyimizde süren iç savaş, İsrail'in uslanmaz soykırım tutkusu, Avrupa ile aramızın giderek açılması ve Kıbrıs meselesi gibi bir dizi sorun, yumak halinde duruyor.
Bir de git gide bozulan ekonomik dengeler ve yaklaşan seçim atmosferinin yaratacağı ekonomik savurganlık, geleceğimiz açısından pembe tablolar sunmuyor.
Trabzon özelinde meseleye bakarsak, şehrin gün geçtikçe artan istihdam sorunu, keşmekeşi andıran trafik problemleri ve yatırımlarda yaşanan gecikmeler, elzemle çözülmesi gereken sorunlar olarak görünüyor.
Yüksek tonajlı cümlelerin haricinde bizi sevindiren herhangi bir gelişme de yok gibi.
Şehir hastanesi ve ikinci devlet üniversitesi, istihdam sorunsalının azalmasında bir etki yapabilirdi ama bu konularda da müşahhas bir hamle yok.
Yılan hikayesine dönen Çamburnu tersanesi ise adeta unutulmuş durumda.
Şayet bu yıl da fındıkta bir sıkıntı olursa dertler daha kronik bir hal alacak.
Üretimde hedefe oturtulmuş başkaca bir yatırım zaten yok.
Bu kısır döngü devam ederse, hiç azalmayan göç verme sorunu, ileriki yıllarda da süreceğe benziyor.
Karadeniz'in maküs talihi turizmle aşılır diye düşünmüştük ama turizmin de gereken katkıyı bölgeye sunmadığını görüyoruz.
İnşaat sektöründeki hızlı konut üretiminde de bir yavaşlama görülüyor. Araplar'ın daire talepleri de olmasa bu sektör çoktan bölgemizde dibe vurmuştu.
Tarkiye'nin sıkışan gündeminden bütün illerimiz doğal olarak payını alacak ama malesef en büyük darbeyi Karadeniz görecek.
Bu durumun aşılması için elbirliği içinde, iç çatışmaları azaltan bir iklime ihtiyaç var.
Atmosfere baktığımızda ise etrafı sisli, gelecek puslu..
Umarım benim gözüm bozuktur..