25 Şubat tarihinde Meclis’e yeni bir torba yasa tasarısı sevk edildi. Torba bu sefer biraz küçük ama yine önemli düzenlemeleri içeriyor. Tasarı ile Gümrük Kanunu başta olmak üzere, pek çok kanunda değişiklik öngörülüyor.
Tasarının 1. maddesi, Vergi Usul Kanunu ile ilgili. Konu, münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiği vergi inceleme raporu ile tespit edilip mükellefiyeti terkin edilenlerin, yeniden mükellefiyet tesis ettirme talebini düzenliyor. Amaç, bu konumdakilerin vergi dairesine işe başlama bildiriminde bulunmaları halinde, benzer şekilde telafisi güç zarar vermelerine engel olmak ve kamu yararını korumak.
Bu kapsamda, Vergi Usul Kanunu’na “teminat uygulaması” eklenmesi planlanıyor. Bu kişiler yeniden mükellef olabilmek veya çeşitli firmalara ortak olabilmek için 50 bin lira ile 1 milyon lira arasında teminat göstermek zorunda kalacak.
Sadece sahte belge düzenlemek amacıyla faaliyette bulunan mükelleflerin, kanuna aykırı bu fiilleri tespit edildikten sonra başka mükellefiyetler yoluyla ya da başka firmalar üzerinden benzer faaliyetleri hepimiz tarafından biliniyor. Bu açıdan yapılmak istenen düzenlemenin son derece doğru ve yerinde olduğuna şüphe yok.
Ancak konunun meslek mensupları yani Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ile Yeminli Mali Müşavirler ile ilgili kısmı dikkat çekici ve aynı maddenin 5. fıkrasında açıklanıyor.
Buna göre, anılan gerekçelerle mükellefiyetleri vergi dairesi tarafından terkin edilen mükelleflerin, bu kanuna aykırı fiillerine iştirak ettiği vergi inceleme raporu ile tespit edilen meslek mensuplarının, 3 yıl süre ile mesleki faaliyetten alıkonulacağı belirtiliyor.
Buna da diyecek sözümüz yok. Eğer bir meslek mensubu sahte belge düzenleme fiiline iştirak ediyorsa meslekten değil 3 yıl, gerekirse süresiz men edilsin...
Ancak Türkiye bir hukuk devletiyse hukuk devleti ilkesi de kesinlikle unutulmamalı. Bu ilkelerden biri, İdare’nin her türlü eylem ve işlemlerinin yargıya taşınabilir olmasıdır.
Çünkü bir mükellefe “sahteci”, mükellefin birlikte çalıştığı meslek mensubuna da “sahteciliğe iştirak” suçlaması yapabilmek ve bu kapsamda bu kişileri cezalandırmak için vergi inceleme raporu yeterli değildir. Gereklidir ama yeterli değildir. Bu raporların kesinleşmesi zorunludur.
Üstelik “kod uygulaması” ve vergi inceleme işleminin yapısı göz önünde bulundurulduğunda, sadece, kesinleşmemiş bir vergi inceleme raporu ile mükelleflerin ve meslek mensuplarının cezalandırılması mümkün değildir. Geçmişte bir mükellefin, adresinde bulunmadığı gerekçesiyle, geçmişe yönelik tüm alış ve satışlarının sahte olduğu yönünde iddialar içeren vergi inceleme raporlarına şahit olduk. Ayrıntılı inceleme ve araştırma yapılmadan sadece “kod uygulamasında” yer alan verilerle bazı mükelleflerin “sahteci” ilan edildiğini gördük. Bu tür raporlara dayanılarak yapılan işlemlerin ise büyük bir oranda yargı organları tarafından iptal edildiği ise belleğimizde.
Vergi incelemesi ile yapılan işlem sadece bir iddiadan ibarettir. Bu iddianın doğru olmadığı gerekçesiyle yargı yoluna başvurulması her zaman mümkündür. Bu nedenle, yargı kararı ile kesinleşmedikçe meslek mensuplarının “sahteciliğe iştirak” suçlaması ile karşı karşıya bırakılmaları hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil eder.
Özetle, hayatın her alanında yargıya evet, ancak önyargıya hayır