Öyle aşındı ki her şey hiçbir şey eskisi gibi değil.
   
Öğrenci başka, komşu başka, esnaf başka, teyze başka, amca başka  herkes bir başka..
    
Ben bile eski ben değilim.
İnsanlık soyunurken maddi hisler en renkli libaslarını giyiyor.
Sanal alemle kanal alem arasında tutsağız.
Hürriyetin adı yanlızlık oldu. Bir başımıza kalmak özgürlüğün öznesi sayıldı.
Dünün yalakaları gazetelerinden kovuldu. Kurumlu kurumlu konuşan, yüksek dağların suni karları bir kaypak yağ gibi lavabo evyesinin süzgecinden yola çıktı.
Nereye giderler bilmem ama bir yirmi dört saat gülabdanla yıkansalar üzerlerindeki yağ lekelerini çıkaramazlar.
Dedim ya aşındı her şey.. Yazar yazar değil, yorumcu yorumcu değil.
Kişiye özel gazetecilik, bir ülküye inanarak yapılan gazeteciliğin yerini aldı. Bazen ısmarlama bazen masrafını ödeyerek yazılmaya başladı köşeler.
Moda..
Köşelerle köşeyi dönmeler..
Haberi yansız vermek yerine haberi yanlayarak vermek maharetten sayıldı.
 
Mevkiler makamlar böylelerine servis yapar oldu.
Doğru yerine yanlışın şahlaştığı bir dönemdeyiz artık..
Reklamla insanın parlatıldığı bu suni dönem, sadece ülkede değil bütün dünyada saltanat sürüyor.
Hayatı şaibe olanlar, koltuklarda varlığını bir sağa bir sola döndürerek tafranın en şaşalısını etrafa boca ederken, hakiki insanlar hakirliğin pespaye sokağında yön arıyor, adres soruyor.
Kıblesi kaçak yapmış, ivmesi züğürt üçgeninde açı kazanmış, açıldıkça açılmış her nam-ı şamdanları gördükçe içlenmemek elde mi?
Adamların adımları taşa takılırken, ademlerin adam sayıldığı bir düzene nasıl isyan etmeyelim!
Zihin avare dursa mesele değil. Neylersin kafes içinde bile önüne barikat kurulamıyor..
Uzuyor gidiyor, dağ taş demeden..
İki kitap okumadan alim, eli klavyede zalim olanlar bu ülkeye ne kazandıracak!..
Sönük hayatın dönük gözleriyle beceri becerilirken bizden iyimserlik beklenmesi zalimlik değil mi?
Düz bir yolda karanlıklar köşelenirken beyaz bir ışık özlemi sanal bir istek mi?
Muhasebe, muhasebe..
Yorgun umutlarda yorgunu yormak ve sormak..
Sormak en asaletli iş..
Sormayı sorgulamak ise o başka bir mertebe..
Merdiveni ters çevirerek yukardayım işte diyenlere ne diyeyim ki..
Tur bindirmiş bir atletin önünde koşmayı ve çizgiyi geçmeyi şampiyonluk hikayeleriyle süsleyenlere kalsın bu dünya..
Akil Gencebay’ın şikayet edip de teslim olduğu dünya..
“Batsın bu dünya..”
En yanık insan sesi bu hafta Karabük’ten geldi.. Çelik diyarından bükülmez bir ses ve nefes..
Tolunay'ın, Kafkas Dağı gibi yüksek bir tondaki sesi, “Ben de ümidimi kestim bu ülkeden..”
Az kazananların mutluluk narası attığı bir ülkeye niye umut bağlamıştı ki zaten..