''Bağlanmaktan korkuyorum..." ne çok duyarız bu cümleyi ; belki sessiz bir fısıltıyla içimizde, belki güçlü bir fırtınayla derinimizde, belki de omzunda ağlanılabilecek arkadaşlarımızla muhabbetlerimizde sos niyetine; ama özellikle de depremlerin habercisi bazı artçıların, tatlı kıpırtıların hemen öncesinde ...Yanılıyor muyum ?
Bir önlem uyarısı muamelesi mi yapıyoruz acaba ? :
***
" Aman Allah'ım ne oldu bana bağlanıyor muyum, hayır hayır bağlanmamalıyım, korkmalıyım, kaçmalı, korumalıyım dengelerimi "
***
Neden ?
***
Üzülmekten, daha da bağlanmaktan, öyle kuvvetli bir noktaya gelip bir daha kopamamaktan yana korkularımız değil mi?
Korkuyoruz, çünkü buna programladık kendimizi, kanayan dizlerimize ağlamayıp oyuna devam eden o kırmızı yanaklı çocuklar değiliz artık...
***
Her defasında topumuzu bile bile kaçırıp duvarlarını yükselttiğimiz sarayda, yedek beklemekten başka bir şey değil aslında bu yaptığımız... Hayatı yedekte bekleyerek oynayan forvet görmedim ben.
***
Bir tarafımız hep muhalefet : "Çünkü" , diyor "aynı yolu , farklı cam kırıklarının üzerinde, yaralarına yara katarak yürüyen ayaklarla geçmek istemiyorum." E haklı , savunmaya çalışıyor önyargılardan kurduğu bakış açılarını. "Çok zor düzelttim seni, bozma şu dengeni bi daha " diyor. 0ysa bal gibi aşık olmak istiyoruz hepimiz, yalan diyin bana. Hmm?
***
Benden Bertnard Russel'a pas o zaman : Gol olur :)
" Aşktan korkmak, yaşamdan korkmak demektir ve yaşamdan korkanlar şimdiden 3 kez ölmüşlerdir "