Beşikdüzü’nün kaybettikleri kader değil, geleceği için verilecek mücadele ise hepimizin sorumluluğudur!
Beşikdüzü üzerine yıllardır yazıyorum. İlçenin sorunlarını, kayıplarını ve geleceğine ilişkin kaygılarımı defalarca dile getirdim. Ancak bugün artık yalnızca sorunları sıralamak değil, hem yöneticilere hem de Beşikdüzü halkına açıkça seslenmek istiyorum: Bu ilçe daha ne kadar kaybedecek, biz daha ne kadar seyirci kalacağız?
Bir zamanlar Köy Enstitüsü aydınlanmasıyla Karadeniz’e ışık saçan Beşikdüzü, bugün geçmişinin büyüklüğüyle övünürken geleceği için aynı kararlılığı gösterebiliyor mu? Eğitimde öncü olmuş, ilçe kimliği kazanmış, doğal güzellikleriyle öne çıkmış bir yerleşim yeri neden yıllar içinde kamu kurumları, eğitim olanakları ve yatırım fırsatları bakımından geriye düşme kaygısı yaşıyor?
Bu soruların cevabını yalnızca belediyelerden bekleyemeyiz. Çünkü bir ilçenin geleceğini sadece yöneticiler değil, o ilçede yaşayan ve o ilçeyi sahiplenen insanlar da belirler.
Bir fakülte için mücadele ettik, peki sonra ne oldu?
Beşikdüzü’ne dört yıllık bir fakülte kazandırılması amacıyla BEFAKDER’i ben kurdum. Bu girişimin arkasında ilçenin eğitimle gelişmesi, gençlerin geleceğini kendi memleketlerinde kurabilmesi ve Beşikdüzü’nün yeniden bir eğitim merkezi hâline gelmesi düşüncesi vardı.
Peki, sonuç ne oldu? Halk yeterince sahip çıkmadı, gerekli toplumsal destek oluşmadı ve dernek kapandı.
Burada kendime de, Beşikdüzü adına söz söyleyen herkese de şu soruyu soruyorum: Bir ilçenin geleceği için birkaç kişinin çabası yeterli midir? Bir insanın başlattığı mücadeleye toplum sahip çıkmazsa o mücadele nasıl büyüyecektir?
Bir fakülteyi yalnızca bir kişi isteyebilir ama onu ilçeye kazandıracak güç, örgütlü ve kararlı bir halkın desteğidir.
Geçmişten ders çıkarmalıyız. Bugün hastane, eğitim yatırımları, kamu kurumları, sahil, kültür ve turizm için mücadele edeceksek yarın da aynı ilgisizlikle karşılaşmamalıyız. Herkes sorumluluk almalı; sadece eleştiren değil, toplantılara katılan, öneri sunan, imza veren, kurumların kapısını çalan ve ortak mücadeleye omuz veren bir toplum olmalıyız.
Köy Enstitüsü anıtı: Beşikdüzü’nün onur meselesi!
Benim özellikle üzerinde durduğum konulardan biri de Köy Enstitüsü anıtıdır.
Beşikdüzü’nün girişinde ve çıkışında görülebilecek, uygun ve hâkim bir noktada, ilçenin tarihini ve aydınlanma mirasını simgeleyen görkemli bir Köy Enstitüsü anıtı yapılmalıdır. Bu, sıradan bir çevre düzenlemesi ya da süsleme projesi değildir. Beşikdüzü’nün nereden geldiğini, hangi eğitim mirasını taşıdığını ve gelecek kuşaklara ne bırakmak istediğini anlatacak tarihî bir simgedir.
Bu anıtı neden istiyoruz? Çünkü geçmişini unutan toplumlar, geleceğini sağlam temeller üzerinde kuramaz. Beşikdüzü, Köy Enstitüsü geçmişini yalnızca yıldönümlerinde anmamalı; bu mirası ilçenin kimliğinde yaşatmalıdır.
Anıtın yanında ya da uygun bir tarihî yapıda Köy Enstitüsü’nü, eğitim tarihini ve Beşikdüzü’nün kültürel birikimini anlatan bir müze oluşturulmalıdır. Böylece öğrenciler geçmişlerini öğrenir, ziyaretçiler ilçenin değerini tanır, Beşikdüzü de kültür ve eğitim turizmi açısından yeni bir imkân kazanır.
Büyükşehir Belediyesi ve Beşikdüzü Belediyesi bu konuda sorumluluk almalı; yer, proje, izin ve finansman çalışmaları başlatılarak kamuoyuna somut bir takvim açıklanmalıdır.
Hastane, okullar ve kamu kurumları için ortak mücadele şart!
Beşikdüzü’nün sağlık hizmetleri ve hastane ihtiyacı artık ertelenmemelidir. İlgili sağlık kurumlarıyla görüşülmeli, ilçenin ve çevresinin nüfusu ile sağlık ihtiyaçları değerlendirilerek somut çözüm ortaya konulmalıdır.
Ben Beşikdüzü için yazmaya uyarmaya ve çözüm istemeye devam edeceğim. Ama artık bu mücadele birkaç kişinin omuzlarında kalmamalı.
Beşikdüzü, geçmişiyle övünen değil, geleceği için birlikte mücadele eden bir ilçe olmalıdır.