Çok cerbezeli bir coğrafyada yaşıyoruz. Etrafımızdaki devletlerde temeli tarihin hırıltılı zamanlarına dayanan birçok sorun var. 
Ortadoğu bölgesine baktığımız zaman etnik yamyamlıkların yanında mezhepsel problemler ve ekonomik çıkmazlar yanıp sönen ambulans lambalarını hatırlatıyor.
Bu şartlarda Türkiye'yi yönetmek dün olduğu gibi bugün de maharet istiyor.
Hakkaniyeti hayatının birinci prensibi yapan bir yazar olarak ne kimseyi zem etmek ne de övmek niyetindeyim. Amacım durum tespiti yapmaktır.
 Civarında olanlara arkanı dönsen devekuşu misali bir tavır olur bu. Dönmezsen içi seni yakar dışı beni deyiminin kazanında harlanıp durursun. İşte Türkiye olarak bu cadı kazanın yanı başında ne yapacağımızı ya da yapamayacağımızı anlamaya çalışıyoruz.
 Zaman zaman ülkeyi yönetenlere çeşitli meselerde kızsak da bu gerçekleri de görmezden gelmemek gerekir. Güvensiz komşular, batılı devletlerin servisleriyle işbirliği içinde çeşitli zararlı gruplar ve de beride istikrarını sürdürmesi gereken bir ülke.
Neresinden bakarsan bak çok maharetli olmak gerekiyor.
Boş bulunmak, işi savsaklamak tamiri zor zararlara yol açabilir.
Tarih bize müthiş tatlı bir coğrafya bahşetmiş ama aynı zamanda eksilmeyen belaları da cabası olan bir hinterland içinde sunmuş bu gözde toprakları.
İslam coğrafyası da denen bu coğrafyanın selam kökünden gelen sükünete bir türlü demir atamadığını görüyoruz. Hünharca ölümlerin, bombaların, sarin gazlarının kol gezdiği bu emniyetsiz yerlerin yanıbaşında keyifli bir uyku çekmek imkanı, adeta lüks bir arzu olagelmiş görünüyor.
Civarımızdaki her ülkenin içinde bağıran bir kurbağa var. O kadar yoğun bir vıyaklamanın içinde ne uykusu dediğinizi duyar gibiyim.
Cehaletin, hurafenin, yorum farklarının gerçek bir ilim yolunda yürümeye mani olduğunu da görmek gerekir.
Dürzisi de Falanjisti de Yahudisi ve envai çeşit grupları burada peydahlanmış.
 Zaten hızla esareti artıran bir teknolojik işgal, çağın bir başka vebası gibi bizi nefesimiz kesilircesine yorarken, daha temel eski meselere nasıl necat üreteceksin?
 Yüzünü çevirdiğin her yerden bela yağarken biraz daha temkinli yorumlar yapmamız insani bir yaklaşım olur kanaatindeyim. En azından birliğimizi dinamitleyecek, aramızdaki sevgiyi sıfırlayacak yorumlardan başta erki elinde bulunduranlar sonra da erke talip olanlar dikkat etmeli.
Develerin bile yaşamaktan şikayetçi olduğu başta Mısır olmak üzere muhtelif inanç bağımızın olduğu yara bere yerlerde  milyonlarca insana huzurlu bir yaşam diliyoruz ama çöl iklimindeki güneş ısıtsa da ışık vermiyor.
Dememiz odur ki figan coğrafyaların yanıbaşında umduğumuzu değil bulduğumuzu kafi görmekten başka şimdilik bir yol gözükmüyor. Hiç olmazsa siyasi kavgalarla içeride gereksiz moral tahribatı yapmayalım.
Dediğim gibi erk sahibi baş sorumlu!