Trabzon Günleri bir kez daha sona erdi.
Kalabalık vardı, evet.
Satış vardı, evet.
Ama Trabzon yoktu.
Artık meseleyi süslemeye gerek yok:
Bu organizasyon yıllardır aynı şeyi yapıyor,
“Kültür” adı altında ticaret.
Ve bu bir eksiklik değil,
bilinçli bir tercihtir.
Çünkü eğer gerçekten kültür amaçlansaydı;
bu şehrin hafızası, sanatı, dili, müziği, hikâyeleri sahnenin merkezinde olurdu.
Ama siz ne yapıyorsunuz?
Kültürü köşeye sıkıştırıp, pazarı merkeze koyuyorsunuz.
Bu bir tercih.
Ve bu tercih, Trabzon’u küçülten bir tercihtir.
Trabzon’u; üç yiyecek, birkaç folklorik görüntü ve tezgâh kalabalığından ibaret sanmak,
cehalet değilse, açık bir kötü niyettir.
Çünkü bu şehir;
tarihiyle, edebiyatıyla, müziğiyle, direnciyle, karakteriyle var olmuş bir şehirdir.
Ama siz her yıl onu basitleştiriyor, indiriyor ve tüketilebilir bir ürüne dönüştürüyorsunuz.
Bu artık tanıtım değil.
Bu, kimlik aşındırmadır.
Sorulması gereken soru çok net:
Kim kazanıyor?
Trabzon mu kazanıyor?
Hayır.
Kültür mü kazanıyor?
Hayır.
Kazanan tek bir şey var:
Tezgâh düzeni.
Ve bu düzen, Trabzon’un adını kullanarak kendine alan açıyor.
Daha da açık konuşalım:
Eğer bir organizasyonda “kültür” arka plan dekoruna indirgenmişse,
orada yapılan şey tanıtım değil, istismardır.
Üstelik bu istismar, her yıl tekrar edilerek normalleştiriliyor.
İnsanlar alışsın, sorgulamasın diye.
Ama gerçek değişmiyor:
Ortada kültür yok.
Ortada, kültürün yerine geçirilmiş bir ticari kurgu var.
Ve bu kurgu;
Trabzon’u büyütmüyor,
her yıl biraz daha ucuzlatıyor.
Şimdi işin daha derin ve daha rahatsız edici kısmına gelelim:
Maalesef uzun yıllardır Trabzon’u da, Trabzonspor’u da siyaset üstü tutamıyoruz.
Tam da bu yüzden ortaya çıkan tablo şu:
Birlik görüntüsü altında bölünmüş yapılar,
aynı isim altında farklı hesaplar.
Oysa Trabzon dediğiniz şey;
hiçbir grubun, hiçbir siyasi çizginin arka bahçesi değildir.
Trabzonspor dediğiniz yapı ise;
her görüşten insanın ortak vicdanıdır.
Ama siz bu ortaklığı korumak yerine,
onu parçalayacak zeminler üretiyorsunuz.
Ortaya çıkan her “organizasyon”,
birleştirmek yerine ayrıştırıyorsa,
orada samimiyet değil, hesap vardır.
Eğer gerçekten samimi bir niyet olsaydı;
bu tür yapılar kişilerin, isimlerin, grupların gölgesinde kalmazdı.
Adı net olurdu: Trabzon Platformu.
Ve o platformda kimse “rol kapma” derdine düşmezdi.
Çünkü samimiyet varsa, vitrine ihtiyaç yoktur.
Samimiyet varsa, isimler geri planda kalır, şehir öne çıkar.
Ama bugün gördüğümüz şey tam tersi:
Herkes Trabzon üzerinden kendine alan açma peşinde.
Herkes o kalabalığın içinden biraz daha görünür olmanın hesabında.
İşte tam da bu yüzden bu organizasyonlar büyümüyor.
Çünkü niyet büyütmek değil, görünmek.
Ve görünmek için yapılan hiçbir şey,
bir şehri yüceltmez.
Son söz:
Trabzon, sizin kurduğunuz bu dar tezgâha sığacak bir şehir değildir.
Ama siz ısrarla onu o tezgâha hapsetmeye çalışıyorsunuz.
Bu bir organizasyon değil,
bu, bir şehrin değerini düşürme pratiğidir.
Ve buna artık “etkinlik” değil,
adıyla konuşalım:
Sistemli bir kültür aşındırması.

Trabzonspor Siyasetüstüdür


Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın geçtiğimiz günlerde Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmesi kamuoyunda geniş bir tartışma yarattı. Yapılan eleştirilere baktığımızda, bunların önemli bir kısmının haklı bir zemine dayandığını söylemek gerekir. Çünkü burada mesele bir ziyaretin kendisinden çok, o ziyaretin neyi temsil ettiği ve nasıl algılandığıdır.
Öncelikle şu gerçeği net bir şekilde ortaya koymak gerekir:
Trabzonspor, herhangi bir siyasi çizginin, görüşün ya da ideolojik yaklaşımın temsilcisi değildir. Aksine; farklı düşüncelere, farklı dünya görüşlerine sahip milyonlarca insanın ortak paydasıdır. Trabzonspor’un gücü de tam olarak buradan gelir: Herkesi aynı arma etrafında birleştirebilmesinden.
İşte tam da bu nedenle, kulübün en üst makamında bulunan bir ismin attığı her adım, sıradan bir bireysel tercih olarak değerlendirilemez. Bu adımlar, doğrudan kulübün duruşunu ve temsil ettiği kitlenin bütününü ilgilendirir.
Eğer Ertuğrul Doğan’ın herhangi bir siyasi partiye ya da görüşe yakınlığı varsa, bu onun kişisel tercihidir. Ancak bu tercihin, Trabzonspor başkanlığı kimliğiyle tek taraflı bir görüntü oluşturacak şekilde yansıtılması, kulübün kapsayıcı yapısına zarar verir. Çünkü bu durum, ister istemez “Trabzonspor belli bir siyasi çizgiye mi yakın duruyor?” sorusunu gündeme getirir.
Oysa Trabzonspor’un doğası buna tamamen aykırıdır.
Bu noktada yapılması gereken oldukça açıktır:
Eğer bir siyasi temas kuruluyorsa, bu temasın dengeli ve kapsayıcı bir şekilde yürütülmesi gerekir. Sadece tek bir parti ya da liderle kurulan ilişki, diğer görüşlere sahip taraftarların kendini dışlanmış hissetmesine neden olabilir. Bu da kulüp ile taraftar arasındaki görünmez bağı zedeler.
Daha açık bir ifadeyle;
Bu tür ziyaretler ya hiç yapılmamalı ya da yapılıyorsa eşit mesafe ilkesine uygun şekilde gerçekleştirilmelidir.
Aksi halde ortaya çıkan tablo, niyetten bağımsız olarak farklı şekillerde yorumlanır. Ve futbolda algı, çoğu zaman gerçeğin önüne geçer.
Bugün yapılması gereken, bu tartışmayı büyütmek değil; aksine doğru bir duruşla bu tartışmayı ortadan kaldırmaktır. Eğer bir ziyaret gerçekleştirildiyse, bunun devamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan diğer siyasi partilere de aynı mesafede ziyaretler yapılması, en azından bu dengeyi sağlama adına önemli bir adım olacaktır. Bu, bir zorunluluk değil; temsil edilen kitlenin çeşitliliğine duyulan saygının bir gereğidir.
Unutulmamalıdır ki;
Trabzonspor sadece bir futbol kulübü değildir.
Trabzonspor, bir şehrin ruhudur.
Trabzonspor, farklılıkların ortak noktasıdır.
Ve bu ortak nokta, herhangi bir siyasi gölgenin altında kalmayı kaldırmaz.
Sonuç olarak;
Trabzonspor’u büyütecek olan şey, belli bir kesime yakın görünmek değil; herkese aynı mesafede durabilmektir.
Çünkü gerçek güç;
bir tarafın desteğini almakta değil,
herkesin güvenini kaybetmemektedir.
Trabzonspor siyasetüstüdür.
Öyle kalmalıdır.