Yenilmeyeceğimizi düşündüğümüz Fenerbahçe maçının ardından adeta keskin bir viraja girmiş gibiydik.
Ülke genelinde Trabzonspor’a gönül veren herkesin hayalleri altüst olmuştu. Kapattığı köşeden yediği goller sonrası kalecimiz Onana’yı en çok eleştirenlerden biri de bendim. Maçın sonucundaki en büyük sorumlulardan biri olarak onu görmüştük.
Ancak bu maça gelindiğinde, hepimizin Onana’ya bir özür borcu olduğunu unutmamak gerekir.
Gaziantep maçında ortaya koyduğu mücadele, o eleştirdiğimiz kalecinin nasıl ayağa kalktığını gösterdi. Biz eleştirdik, hatta yerden yere vurduk; o ise sahada cevap verdi. Hakkını helal etsin.
Maça kötü mü başladık? Hayır.
Rakibe verdiğimiz pozisyon kadar, rakip de bize fırsatlar tanıdı. Garantili paslarda yaptığımız top kayıplarının benzerini onlar da yaşadı. Mücadele gücü açısından geri kalmadık; biz de en az rakip kadar savaştık.
Sahanın kullanımına baktığımızda Trabzonspor’un bir adım daha önde olduğu net şekilde görüldü. Bire bir mücadelelerde zaman zaman istenilen seviyeye çıkamasak da oyunun genelinde varlık gösterdik.
Bu tür maçlar tam anlamıyla “potalı” maçlardır; önemli olan o kavşaktan hızlı ve doğru dönebilmektir. Biz de bunu başardık. Zikzaklı bir performans sergilesek de, bu yarışın içinde olmak için bütçemizin üzerinde mücadele ettiğimiz bir gerçek.
Maçın ilk dakikalarında orta blok oyuncularımız rakibin ataklarını karşılamakta zorlanınca pozisyonlar verdik. Ancak oyun dengede ilerledi. Hızlı geçişlerde kaptırdığımız toplar kalemizde tehlikeler yaratsa da, sahadan kazanarak ayrılmasını bildik.
Ve en kritik virajı üç puanla geçerek hedefimize bir adım daha yaklaştık.