Trabzon tarihinden hangi medeniyetler gelip geçmişse Ortahisar’ı hep idari merkez olarak kullanmışlardır.

Trabzon'u bugünkü sınırları dışında tarihte olduğu gibi düşünürsek Ortahisar’ın tüm bölgenin merkezi olduğunu görmüş oluruz.

Fatih Sultan Mehmet, 1461'de kale surlarına dayandığında tarihte Trabzon İmparatorluğu diye bilinen, devleti; İstanbul'dan gelip Trabzon'a yerleşerek hâkimiyet kuran Komnenos’lar da Ortahisar’dan yönetiyordu.

Fetih sonrası bugün eski hükümet konağının da bulunduğu Ortahisar’da Türk İslam nüfusu ile birlikte Osmanlı yönetimi de bu mahallede idi...

Hatta Yavuz Sultan Selim’in valilik yaptığı dönemde Kanuni Sultan Süleyman da eyaletin merkezi olan Ortahisar Mahallesi’nde doğduğunda tarih 27 Nisan 1495’i gösteriyordu.

Cumhuriyetten sonra yine valilik Ortahisar’da görevini sürdürdü.

Bugünlerde yeniden restore edilerek valilik olarak hizmet vermeye başlayan bina ile yeni bir tartışma başladı.

Hükümet Konağı’nın hemen arkasında bulunan eski cezaevi, Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi olarak kullanılan tescilli bina Valiliğe devredilmek isteniyor.

Sorun şurada: Kültür merkezinde sürdürülen sanat çalışmaları ne olacak?

Amatör tiyatrolara çalışma alanı bulunacak mı?

Bu tartışmayı bitirecek olan karar bence şöyle olmalı:

Yeni bir Kültür Merkezi yapılana kadar, Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi işlevine devam edecektir.

Ortahisar Belediyesi’nin uhdesinde bulunan bina gerçekten şimdiye kadar önemli hizmette bulundu.

Konuyu uzatmaya gerek kalmadan binadaki kültürel hizmetler yeni bir mekân yapılana kadar devam etmeli.

Eski Hükümet Konağı 1991’de Kültür Bakanlığınca restore edildikten sonra zaman içinde görev alan Trabzon Valileri bina ile ilgili tasarruflarda bulunmuştur.

Binanın tarihi yapısı ve temsile uygun güzelliği nedeniyle valiler kendi özel kalemiyle çalışacağı katı düzenleyip zaman içinde burada mesai vermişlerdir.

Ama binanın Kültür Müdürlüğü’nün asli görevlerini ihmal etmeyecek biçimde de düzenlemelerine hep sıcak bakmışlardır.

Mesela Geleneksel Yaşam Sergisi kurulmuş ziyarete açılmıştır.

Yine Güzel Sanatlar Galerisi'nin çalışmalarını teşvik ederek açılışlarına bizzat katılmışlardır.

Çoğu zaman yerli ve yabancı misafirlerini ağırlayan valiler hem resim sergilerini hem de geleneksel el sanatları ve yaşam sergilerini gezdirerek şehrin kültürel zenginliğinden örnekler sunardılar.

Hatta bayramlaşma törenleri de bir zamanlar bu binada yapılıyordu.

Görülüyor ki, Tarihi Hükümet Konağı 1990’lı yıllardan sonra kültürel ağırlıklı hizmet verirken valilerin bir kısmı da bu kültürel zenginliği yaşatma adına hem destekte bulunmuş hem de vizyon olarak kullanmışlardır.

Şimdi bence valilik olarak ele alınması gereken bir konu var.

Projesi hazır bekleyen “ORTAHİSAR YENİDEN TARİHİNE KAVUŞUYOR” isimli çalışmanın bitirilmesi için gayret edilmeli.

Valilik binası restore edildi.

Pırıl pırıl parlıyor.

Tarihi Ortahisar’a çok önemli bir değer katan binanın çevresi için aynı şeyi söyleyebilir miyiz?

Tarihi dokuya uymayan derme çatma yapılarla etrafı kuşatılmış Eski Hükümet Konağı’nın çevresinin de hak ettiği güzelliğe kavuşmasını kim istemez?

Gelin aklın yolu bir deyip Ortahisar’ı yeniden tarihine kavuşturalım.

İsterseniz Valiliğin hemen karşısındaki tarihi dokuya uymayan binalardan başlayalım...

Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi mi?

Sırada yapılacak o kadar  çok iş var ki, bırakın işlevine devam etsin.

Ama şuraya kalın harflerle yazıyorum...

TRABZON’UN ACİLEN BİR KÜLTÜR MERKEZİNE İHTİYACI VARDIR...

YAYLALARDA DEMİR YOLU İLE ULAŞIM VE KIRSAL TURİZM

Trabzon turizminde önemli bir yer tutan yayla turizmi ya da diğer adıyla kırsal turizmi nasıl daha popüler hale getirilebilir diye sempozyumlar, toplantılar yapılmıştır.

Bu toplantılardan da olumlu sonuçlar alınmış, yeni fikirler doğrultusunda planlamalar yapılmaya başlanmıştır.

Bunun en somut örneğini Yeşil Yol Projesinde görebiliriz.

Doğu Karadeniz yaylalarını birbirine standart bir yolla bağlamayı amaçlayan Yeşil Yol Projesi doğrultusunda ulaşım aksları oluşturuldu.

Yeşil Yol Projesini eleştirenler olduğu gibi yaylaların birbirine bağlanmasının turizme yarar sağlayacağını da savunanlar olmuştur.

Ama ne hikmetse başka bir alternatif gündeme gelmemiş.

Doğal, kırsal, dağ turizminin, en başarılı şekilde yapıldığı İsviçre ve Avusturya’ya baktığımızda ulaşım için daha çevreci ve turizme ivme kazandırıcı bir yöntem bulmuşlar.

Turizmin dünyada henüz yaygınlaşmadığı dönemlerde başlatılan çalışmalar sonucunda aşılmaz denilen dağlar trenle birbirine bağlanmış.

Demir yolcular zor coğrafyada dağları aşıp hem yörenin ulaşımını kolaylaştırmışlar hem de kırsal yerleşimlere milyonlarca turistin ulaşımını sağlamışlar.

Ulaşım rahat olunca ziyaretçi artmış.

Ziyaretçi artmaya başlayınca tesisler çoğalmış.

Tesisler müşteriyi kaybetmemek adına kaliteyi sürekli arttırmış...

Nostalji denince tren yolculuğunun yeri başka. Fantastik ama bir o kadar da dinlendirici bir yolculuk turistlerin her zaman ilgisini çekmiştir.

Trabzon’un yaylaları demir yolu ile birbirine bağlanabilir mi?

Bugünkü teknolojide imkânsız diye bir şey yok.

Fakat şunu da biliyoruz her dönemde gündeme gelen demir yolu henüz kent merkezine gelememişken dağlara tren çıkarmak belki hayal gelebilir ama öyle de değil...

Dünya bunu başarmış.

Özel tur paketleri hazırlanmış.

Bu paketler bir kaç yıl öncesinden satışa çıkarılacak kadar da ilgi görmekte.

Dağ tesisleri, doğal yaşam güzergâhında bulunan yerleşim bölgeleri başta olmak üzere böyle bir organizasyondan herkes payına düşeni alabilmekte...

Dünyada sırf doğa, dağ turizmine yönelik fuarlar açılmakta. Bu fuarlarda destinasyon alanları tanıtılıp tur operatörlerince pazarlanmakta...

Doğa/macera turizminin dünyadaki parasal potansiyeli 400 milyar dolardan fazla.

Trabzon'un böyle büyük bir pastadan pay alma şansı var mı?

Fazlasıyla var.

Doğa müsait.

Tarih zengin.

Tesisleşme giderek artıyor.

Ulaşım çoğu zaman sorun değil.

Planlama gerek.

Yaşama alanlarını korumak, doğaya değer vermek, doğal ürünleri, ata tohumlarını korumak geliştirmek, üretmek, mevcut güzellikleri koruyup kollamak gerek... Bu yüzyılın başında doğa turizminin alt yapısını, dağlarını yayla ve köylerini birbirine trenle bağlayan ülkelerden bugün itibariyle eksik neyimiz var ki...

Eksiğimizi planlama ve inanma olarak belirtsek doğru söylemiş olur muyuz acaba?

Mesela, Zigana Dağı'nın zirvesinden Camiboğazı’na, oradan Taşköprü'ye, oradan da Santa'ya, onlarca yayla ve yerleşim yerlerini izleyerek, dinlenerek bol seyirli bir tren yolculuğu olmaz mı?

Örnekleri çoğaltabiliriz, bölgemiz bu anlamda zengin fırsatlara sahip...

Bir de Trabzon’un bitmek bilmeyen teleferik arzusu ve de projeleri var... Onu da başka bir zaman yazarız artık...