Son günlerde ülkemizde yaşananları sadece birer "haber" gibi seyredip ahlanmak ya da klavye başında kinlenmek çare değildir.
Kendi kültürüyle gelen teknolojinin sunduğu imkânların yanında, ruhumuzu hedef alan engellenemeyen tehditlerini de, her geçen gün daha acı tecrübelerle anlıyoruz.
Bilgisayar klavyeleri arkasında saklanan karanlık odaklar, toplumların sadece verilerini değil, en mahrem bölgelerini; yani **insan beynini** ele geçirdiler.
Henüz beyin gelişimini tamamlamamış gençler, animasyonlar ve oyunlar aracılığıyla birer şiddet öznesine dönüştürülüyor.
Bu yıkımın en son ve en somut örneğini Kahramanmaraş’taki okul katliamında gördük ve sarsıldık. Bu, siyasetin dar kalıplarına sığdırılamayacak kadar derin bir **varoluş meselesidir.** Endişemiz bu kontrolsuz gelişmelerin devam etme riskinin yüksek olmasındandır.
Teknolojik manipülasyonlardan korunmak bir "özgürlük" tartışması değil, bir **hayatta kalma mücadelesidir.** Kimse bu hayati mecburiyeti "özgürlüklere müdahale" olarak pazarlamaya kalkmamalıdır.
"Benim çocuğum inançlıdır, terbiyelidir, ona bir şey olmaz" diyerek gerçeklerin üzerine örtmek, sadece süte su katmaktır.
Dijital dünya, inanç ya da terbiye duvarlarını aşacak kadar sinsi yöntemlerle saldırıyor.
"mış gibi" yaparak, geçici tedbirlerle günü kurtarma lüksümüz kalmamıştır. TV programlarından başlayarak hayatın her alanına dokunacak, kesin kararlı uygulamalara ihtiyacımız var.
**Acil olarak aileden başlayıp eğitimle şekillenecek olan tedbirleri yürürlüğe koymamız gerekmektedir.**
Ailelerin "teknoloji okuryazarlığı" değil, "dijital koruma bilinci" ile donatılması,
Okulların sadece bilgi verilen değil, dijital tehditlere karşı zırh kuşanılan merkezler haline gelmesi,
Toplumun estetiğini ve ahlakını bozan yayınlara karşı tavizsiz bir duruş programı hazırlanması ve uygulanması artık ertelenemez bir sorumluluk arz etmektedir.
Bu dijital tehdidi bugün frenleyemezsek, ne yarınlarımızı kurtarabiliriz ne de evlatlarımızı!
Bu yazı bir uyarı değil, bir **silkinme çağrısıdır.** Karanlık odaklar bizim mahremimize, çocuklarımızın zihnine girmişken susmak, bu sosyal çürümeye ortak olmaktır. **Ya şimdi tam kararlılıkla ayağa kalkacağız ya da bu dijital bataklıkta sessizce yok olacağız.**