Haziran 2026’da 8 milletvekilliği için ara seçim… Ve bu seçimin hemen ardından ya da gölgesinde şekillenecek Kasım 2026’da bir Cumhurbaşkanlığı seçimi ve erken genel seçim ihtimali…”Bu benim senaryom.”

Bu senaryo, artık tek tek seçimlerden ziyade, birbirini etkileyen bir siyasi zinciri işaret ediyor. Çünkü burada kritik olan, Haziran’daki ara seçimin doğrudan Cumhurbaşkanlığı ve erken genel seçime nasıl etki edeceği.

Siyaset sahnesinde iki dikkat çekici çıkış var: Bir yanda muhalefetin ara seçim konusundaki ısrarı… Diğer yanda ise iktidarın “gündemimizde ara seçim de yok, erken genel seçim de yok” sözleri…

Peki bu iki söylem bize ne anlatıyor?

Muhalefet neden bastırıyor?

Çünkü Haziran’daki ara seçim, Cumhurbaşkanlığı ve erken genel seçimlerinin adeta “ön testi” haline gelir. 8 milletvekilliği… Sayısal olarak küçük. Ama siyasette bazen küçük sonuçlar büyük dalgalar yaratır. Eğer muhalefet bu ara seçimde güçlü bir performans sergilerse, ortaya çıkacak algı çok nettir: “Seçmen değişim istiyor.” İşte tam da bu nedenle Özgür Özel’in ara seçim konusunda ısrarcı olması ne öylesine söylenmiş bir söz, ne de blöftür.

Muhalefet, kontrollü bir seçim ortamında seçmenin nabzını ölçmek, sahayı diri tutmak ve en önemlisi “kazanabiliriz” algısını oluşturmak istiyor. Çünkü bu algı, hem Cumhurbaşkanlığı seçiminin hem de erken genel seçimin belirleyicisi olabilir.

Kararsız seçmen davranışı burada kritik rol oynar. Türkiye’de seçmenin önemli bir kısmı, kazanma ihtimali yüksek olan adaya yönelme eğilimindedir. Ara seçimden çıkacak olumlu bir tablo, muhalefetin Cumhurbaşkanlığı yarışındaki adayına ciddi bir psikolojik avantaj sağlar.Bir başka deyişle… Haziran’daki küçük sandık, öncelikli öneme sahip Cumhurbaşkanlığı seçiminin büyük sonucunu etkileyebilir. Elbetteki aynı oranda erken genel seçimi de etkiler ama Cu mhurbaşkanlığı hükümet sisteminde cumhurbaşkanlığını kazanamazsanız parlamento seçiminin çok fazla bir önemi kalmaz

İktidar; neden mesafeli duruyor olabilir ve neden seçimden kaçamayabilir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “gündemimizde yok” çıkışı, sadece bir takvim açıklaması değil; aynı zamanda bir siyasi pozisyondur. Ancak siyasetin doğası gereği, bazı süreçler liderlerin tercihinden çok şartların zorlamasıyla şekillenir. Bugün ekonomik tablo, toplumsal beklentiler ve siyasi baskı birlikte düşünüldüğünde, seçim tartışmasının tamamen gündem dışına itilmesi kolay görünmüyor.

Ara seçim, anayasal ve siyasal dinamiklerin bir sonucu olarak gündeme gelebilir. Ardından oluşacak siyasi atmosfer, Cumhurbaşkanlığı seçimini ve erken genel seçim ihtimalini kaçınılmaz hale getirebilir. Yani olay sadece “istenip istenmemesi” değil… “Ne kadar sürdürülebileceği.”noktasında düğümleniyor.

Eğer Haziran’da bir ara seçim yapılırsa ve bu seçim güçlü bir mesaj üretirse, bu mesajın görmezden gelinmesi siyaset açısından mümkün olmayabilir. Bu da iktidarı, istemese bile yeni bir seçim sürecine doğru adım atmaya zorlayabilir. Yani bugün reddedilen olasılık, yarının zorunluluğuna dönüşebilir. Çünkü seçmen iradesi, siyasetin en belirleyici gücüdür. O irade sandıkta net bir yön çizdiğinde, hiçbir siyasi aktör uzun süre bunun dışında kalamaz.

Son söz…

Haziran 2026’daki ara seçim, ardından şekillenebilecek Kasım 2026’da Cumhurbaşkanlığı seçimi ve erken genel seçim olasılığı muhalefet için fırsatların, iktidar için ise risklerin büyüdüğü bir denklem sunuyor. Siyasette bazen en önemli mücadele sandıkta değil, sandığın ne zaman kurulacağı üzerinedir.

Ama günün sonunda…O sandık kurulacaksa, bunu belirleyen sadece siyasetçiler değil, o sandığı talep eden toplum olur. Artık Türkiye’de seçmen sadece oy vermiyor… Sürecin yönünü de tayin ediyor. Millet ne derse o olur.