1970 sonrası kıyamet kopuyordu, Ankara ve İstanbul’da. Kömür dumanı, hava kirliliği yönünden gündemden düşmüyordu bu kentler. Haklıydılar çünkü ticari alanda İstanbul’da yönetim yönünden de Ankara’da atıyordu Türkiye’nin kalbi. Herkes duyarlıydı bu şehirlere karşı. Öyle ya büyüklerimiz zehirlenmesinler, ekonomimizi elinde tutan sermaye zarar görmesin diye kraldan çok kralcı olduk o yıllarda. Hani derler ya “Zenginin malı züğürdün ağzını yorar” diye. Biz de yatar kalkar Ankara’da yaşayan büyük adamlarımıza acırdık. Öyle ya başbakanımız, cumhurbaşkanımız, genelkurmay başkanımız, milletvekillerimiz, üst düzey bürokratlarımız orada yaşıyorlardı. “Onlar hastalanana kadar biz hasta olalım. Onlar öleceğine biz ölelim.” diye parmağımızdaki yüzüklerimizi vermeye razıydık onların sağlığı için.
Ne güzeldi o eski evler! Tavanları ahşap, yüksekliği en az dört metre. Ben böyle bir evde oturdum tam on yedi yıl. Zeytinlik Mahallesi İç sokak’ta. Hacim’le Hicim’in evinde. Orada fındık kabuğu, odun, zaman zaman da kömür yaktık . Zordu soba yakmak, onu temizlemek. Ama zehirlenmek diye bir korkumuz yoktu. Bizim de yoktu başkasının da. Ben o yıllarda sobadan zehirlenerek ölen insan hiç duymamıştım ki.
Hicim’le Hacim’e Allah’tan rahmet diliyorum. Gerçekten onları babamız, annemiz gibi sevmiştik. Onları o kadar çok özlüyoruz ki!...
O yıllarda Trabzon’da burnumu gıdıklayan kömür kokusu, dumanı yoktu. Kimsenin de şikayeti yoktu..
Ah kapitalizm, ah!.. Para kazanmak, bir koyup on almak duygusu toplumumuza egemen olunca kendimiz şaşırdık. Az para ile binalar, apartmanlar yapıp çok kazanmak hırsı insanımızı kapladı. Tavanları eskiden dört metre olan evler, daireler, şimdi iki bilmem iki buçuk metre oldu. Aynı zamanda beton yığını. Bu evlerde yaşamak, nefes almak için zor bir yaşam oluştu.
Trabzon’umuza fabrika mı yaptınız? Yeni iş sahaları mı açtınız da köylerimizde yaşayan insanlarımızı şehre doldurdunuz. Gecekondular oluşturdunuz. Kalitesiz kömür dağıttınız. Hele son on yılda oy için insanların vicdanlarını bir çuval kömüre satın aldınız. Önce fakir toplum yarattınız, sonra bu onurlu insanlarımızı dilenci durumuna soktunuz. Onlar, köylerinde karalâhanasını, mısırını, fasulyesini, patatesini, kendi bahçesinde yetiştiriyordu. Onlar ahırında beslediği ineğinden elde ettiği sütünü yoğurdunu, yağını, peynirini yiyordu. Onlar, ülkemizin efendisiydiler. Ama şimdi onları şehirde üçüncü sınıf vatandaş ve dilenen onursuz insan yarattınız.
Ekonomik yapı, plansız şehirleşme, bizi çıkmaza soktu. Eski Trabzon’u aratır oldu. Bugün Trabzon’da boğuluyoruz. Sevgili yetkililer, çıkın şu Boztepe’ye bakın akşamüstü güzel Trabzon’unu muza. Sanki üzerine simsiyah yağmur bulutu çökmüş. Ne yazık ki o yağmur bulutu değil kalorifer ve soba bacalarından çıkan duman bulutudur. Bunu kim soluyor? Elbette ki bizler. Çözüm var mı? Şu ana kadar yok. Peki, kim üretecek çözümü? Elbette ki bizim belediyemiz. Trabzon’un kenarına köşesine gelen doğalgaz, bir türlü şehrin merkezine ulaşamadı. Gözlerimiz yollarda kaldı. Temiz su, temiz hava bizim de hakkımız. Ama hakkımızı veren yok, insanca yaşamamıza çaba gösteren de yok ya.
Bizler bir an önce doğalgaza kavuşmak istiyoruz. Bizler kömürden göz göre göre zehirlenmek istemiyoruz. Çok mu bekleyeceğiz bu müjdeyi?
Umarım fazla bekletmezler, bizleri dumandan bir an önce kurtarırlar.
Bekleyelim görelim.