Kim ne derse desin bir futbolcu için önemli olan heyecan duyarak futbol oynamaktır. Geleceğine umutla bakmak isteyen genç yetenekler kendilerini fark edecek, onlara arzu ettikleri gelecekleri sunacak ağabeylerini beklemektedir. Önemli olan bu gençlerin ayaklarına bakmak değildir. Önemli olan bu gençlerin gözlerinin içine bakmak, yüreklerindeki heyecanı duyabilmektir.
Trabzon kenti şampiyonlukların yaşandığı yıllardan beri, iç kaynaklarını iyi değerlendirememek ve futbolcu yetiştirememekle suçlanmıştır hep. Peki, neden bu böyle olmuştur? Ne olmuştur da her şeyi dışarıda aramak zorunda kalmıştır bu ağabeyler.
Aslında cevabı çok basit. Değişen dünya düzeninden futbol endüstrisi de nasibini almış, tribünlere oynama felsefesi gelip bu endüstrinin merkezine yerleşmiştir. Oysa biliyoruz ki üretimi olmayan her ekonomi hem madden, hem moralmen çökmeye ve zamanla da yok olmaya mahkumdur. İşte Trabzonspor'un bugün içinde bulunduğu durum budur. Sadece vitrin güzelleştirmek, sadece satın almak ve sonunda elde kalan malı nasıl elden çıkaracağını düşünen sakat, sağlıksız bir zihniyet... Bugün kentin esnafının yaşadığı üretimsiz ekonominin mali krizlerinin, futboldaki aynasıdır bu durum.
Ne oluyor? Başarısızlık hem sahada hem de kasada alıp başını yürüyor. Bir yerden sonra kontrol edilemez bir hale gelen süreçte herkes kaybediyor. Hem ağabeyler, hem taraftar, hem gözlerde sönen ışıklarıyla umudu ellerinden alınmış gençler...
Özellikle futbol endüstrisi en çok gelişmiş Avrupa ülkelerinde bu sorun fark edilmiş, iç kaynaklara yönelim başlamıştır. Dünyanın dev kulüpleri gelecekte hem başarıyı getirecek, hem ekonomisini geliştirecek gençleri kadrolarına dahil etmeye başlamıştır. Bizim önemsiz bir maça çıkartırken dahi tereddüt ettiğimiz genç oyuncuları, Şampiyonlar Ligi sahasına sürmekte hiç tereddüt etmemektedirler. Gözlerdeki ışıltı ayaklara yansımakta, geleceğinden umutlu kendisine güvenilen genç oyuncular, arzuyla heyecanla iştahla futbol oynamaktadır.Bu gençlerin bizim gençlerimizden hiç ama hiç farkı yok. Bizden daha yetenekli ya da daha ayrı bir yaratılışta değiller.
Sonuç olarak Trabzonspor’un yeni oluşacak sürecinde hem yönetime hem de taraftara çok iş düşmektedir. Yapılması gereken ilk icraat bu gençlerin yeniden değerlendirilmesi ve gereken değerin bu gençlere verilmesidir. Taraftar ise vahşi tüketim psikolojisinden kurtulup isim yapmış oyuncuyu kadrosunda görmektense, kadrosundaki bu gençlerin günün birinde isim yapacağına inanmalıdır. 1461 neden başarılı oluyor? İşte cevap burada. Çünkü hala umutları var. Bir gün Trabzonspor formasıyla başarılı olacaklarına hala inanıyorlar. Hala ağabeylerinin günün birinde onları fark edeceklerini, onlara değer vereceklerini düşünüyorlar.
O halde yol yakınken, henüz hala elimizde imkanlar varken gelin bu yola baş koyalım. Buradan herkese sesleniyorum. Bu gözlerdeki ışığı fark edelim. Yoksa gelecekte Trabzonspor ne mali olarak bu yükün altından kalkabilecek, ne de iç kaynaklarını sağlıklı kullanabilecektir. Çok zor değil. İsteyin yeter.
TEBESSÜM:
Bir gün Trabzonspor ile Tarsus’a deplasmana giderken yolda mola verdik. Ben otobüste Ahmet Ziya ile oturuyorum. Molayı verdik, yemekler yendi, otobüse binildi. Ben o sırada uyumuşum. Hareket ettik. Uyandığımda bir baktım Ahmet Ziya yanımda yok. Kaptanımız Kabak Coşkun (ŞAHİNKAYA), bu sırada otel eşlemesini yapıyor. Bana Ahmet Ziya’yla kalacağımı söyledi. Ben korkumdan Ahmet Ziya’yı mola yerinde unuttuğumuzu söyleyemedim. Sonunda olay öğrenilince büyük bir fırça yedim. Özel araç tutup geri döndüğümüzde Ahmet Ziya’nın bağırsaklarını bozduğunu, öyle ki otobüsü kaçırma pahasına tuvalette kaldığını öğrendik.