Bu savaş tarihte İstanbul'la Anadolu arasında verildi. Tarz olarak kadim bir savaş.. Osmanlı’da daha kuvvetle görülen bu mücadele, Cumhuriyet'le birlikte Ankara'nın başkent olmasıyla duruldu gibi olsa da aslında durulmamıştı.
Bu savaşın ne olduğu edebiyat üzerinden daha açık izlenir.
Romanlar, hikayeler hep İstanbul'da geçer, hayaller aşklar hep orada yaşanır.. İstanbul'un dışı ilkelliğin merkezi olarak anlatılırdı. Topraklar büyük, sahne küçüktü.
İyi mektepler hep İstanbul'da bulunur, şairler yazarlar yedi tepenin dışında hayaleler kuramazdı.
Atatürk biraz da zorunluluktan merkezi Anadolu'ya çekti. Artık maküs kader değişmiş, yazar çizer takımı Ulus'u mekan tutmuştu.
İzmir, Adana, Diyarbakır, Trabzon, Konya itibar kazanmış Ankara'nın etrafında bir hale oluşturmuştu.
Evet görünürde bunlar oldu. Gerçekte ise birilerinin zihniyetinde taşra kelimesi ise hep lehimli kaldı.
Her şehir biraz İstanbullaştı.. Merkezler ilçelere Osmanlı dönemindeki gibi güdük bakmayı sürdürdü. Yani değişen şey, İstanbulların çoğalmasıydı aslında..
Atatürk her ne kadar köylüyü milletin efendisi olarak tanımlasa da etrafta eski hastalıklardan kurtulamayanlar yine etkindi.
Bir partiye başkan eşraftan, bir cemiyete başkan eşraftan, ticari faliyetlerde bayilikler eşraftan, bürokrasi eşraftan seçilmeye devam etti.
Bugün de aynı hastalık sürüyor. Trabzonspor'un başına İbrahim Hacıosmanoğlu seçildiği günden beri eşraf-taşra çekişmesi bir türlü bitmedi. Hazmetme sorunu eski bir hastalık ama hala aşısı da bulunamadı.
Birileri dünyayı batırsa eşraftansa göze gelmez. Eğer taşra küçük bir hasar dahi vermişse kıyamet kopar. Bu değişmez anlayış, yarın Trabzonspor'un Mali Genel Kurulu'nda tekrar boy gösterecek. Nuri Albayrak gibi özü sözü güzel bir insanı aklamayanlar aslında eşraftandı. Parası olsa da Nuri eşraftan değil, onlar için çarşaftan olduğundan her türlü hakarete maruz bırakılsa da önemi yoktu.
Şimdi İbrahim Hacıosmanoğlu aynı zihniyetin hedefinde.. Peki İbrahim Başkan'ın hatası olmadı mı? Olmaz olur mu, hem de çok.. Yalnız kasıtlı hata yaptığını, sermaye söğüşlemesine kapı araladığını kimse söyleyemez.
Kendi becerileri ölçüsünde, iyi niyetle fazla gürültü de çıkarmadan çalışıp durdular. En bariz hatası Sadri Başkan ve ekibini mahkemeye vermekti. Şike sürecinin hassaslığını hesaba katıp bazı eski defterlere kalem çekebilirdi. En azından "Baksana Sadri de sütten çıkmış ak kaşık değil, kulübü onu yolsuzlukla suçluyor" dedirtmemeliydi.
Velev ki hepsi hakikat koksa da..
Tabii başkanı kabüllenememe krizi yukarıda da belirttiğim üzre kadim bir marazımız.
Çünkü devirler, rejimler değişse de baki kalan bir şeyler hep var..
Eşraf-taşra..