Elimde bir kitap var. / 1977’de yayımlandı.
Varoluşundan bu yana kadına verilen anlamlardan bugüne nasıl gelindiğini, bugün nasıl bir anlam yüklendiğini en gerçekçi bir biçimde doktor ve bilim insanı bir kadının ağzından duymak, okumak insanın beynini yakıyor. / Kadın insan değil midir sorusu, bütün dinlerde, öğretilerde, kültürlerde yanıtını arıyor. Ne kadar acıdır ki, “köle özgür bir birey olabilir, ama kadın asla…”
Kitabın yazarı Neval es-Sadevi, Mısırlı… Kitabi adı: HAVVA’NIN SAKLI YÜZÜ, alt başlığı, ARAP DÜNYASINDA KADINLAR. İngilizce basımından çeviren Ayşecan Ay…
Birinci Basımı 2019’da yapıldı.
Annesine ithaf edilen kitap yirmi başlıktan oluşuyor, 360 sayfa tutarında.
AYRINTI YAINLARI’INDAN çıktı, Cağaloğlu / İstanbul adresini taşıyor.
Gün geçmesin ki televizyon ekranlarından bir kadın cinayetiyle karşılaşmayalım. / Kimisi pencereden atılıp intihar süsü verilerek, kimi pompalı tüfekle, kimisi tabanca ile öldürülürken, kimisi de sayısız bıçak darbeleriyle hayatlarından, çocuklarından koparılıyorlar. Kimisi de annesi, babasıyla birlikte damatları tarafından kurşuna dizilerek ve damadın intiharıyla sonuçlanıyor. Yeni yeni gördüğümüz çocuk yaştaki insanların okul sıralarında edindikleri aşka karşılık bulamadıklarında, ya da kızıp öfkelendiklerinde çok rahatlıkla, gözlerini kırpmadan, yüreklerinde acıyı hissetmeden arkadaşlarını öldürebiliyorlar. / Erkeklerin kadınlara açtığı savaş acımasız bir biçimde sürüyor.
“Kadını, kadın haklarını koruyan yasalarımız var, İstanbul Sözleşmesine gerek yok” denilerek kaldırılmıştı Sözleşme. Fakat 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, uygulanmadı, uygulanmıyor, uygulanmadığı için de caydırıcı hiçbir özelliği bulunmuyor. Kadın cinayetlerinin, şüpheli kadın ölümlerinin ardı arkası kesilmiyor. Eşlerin, eski eşlerin, sevgililerin kadınlara uyguladıkları şiddet ve öldürme eylemleri dur durak bilmiyor.
Avcı-toplayıcı, konar göçer toplumdan-yerleşik uygarlığa geçişe kadar kadın-erkek arasında statü farkı olmaksızın yaşarlarken, yer yer anaerkil toplum düzenine de rastlanmaktaydı. Ne zaman ki yerleşik toplum düzenine geçildi, toprak üretim aracı olup işlenmeye başlandı, o zaman mülkiyet-sahiplenme ortaya çıktı. Mülkiyet hakkını ele geçiren “güçlüler”-toprak sahipleri, toplumun efendisi olarak diğerlerini-büyük bir çoğunluğu kendilerine köle yaptılar. Toplum efendilere göre biçimlendi, ataerkil yapılanmada, efendilerin istek ve arzuları, çıkarları ve değerleri her zaman egemen oldu; kadın boyun bükmek zorunda kaldı, dört duvar arasına hapsedilerek köleleştirildi.
Totemik ve çok tanrılı çağlarda kadın çok daha değerliydi. Tanrıçaların ve kıraliçelerin varlığı kanıttır. Mülkiyet hakkı doğduktan ve erkekler bu hakkı ele geçirip güçlendikten sonra çok tanrılı dinlerde, tek Tanrılı dinlerde tanrı erkekleşti. Dünyaya-evrene erkek Tanrılar ve onların değerleri hükmetmeye başladı, kadınlar kölelerin yanına itildi.
Eski Ahit’te “Tanrı erkeği kendi suretinde yarattı. Ve Tanrı ruhtu. Öte yanda kadın bedendi ve beden seksti” diyor ya da “ erkek ruhtur, ruh tanrıdır, erkek tanrıdır / kadın bedendir, beden günahtır, günah sekstir.” Eski Ahit’in bu görüş ve düşüncesi tüm dinlerce ve toplumlarca benimsendi.
Neval es-Sadevi alıntıları sürdürüyor: “Erkeğin Tanrı önünde başını örtmeden dua etmesine izin vardı, çünkü Tanrı’ya benziyordu ve ona yakındı. Kadın dua ederken başını örtmeliydi, çünkü o eksikti.”
Bu inanç ve anlayış binlerce yıldır “ataerkil ailenin ve toplumun temelini ve değerlerini oluşturarak” eksik görülen kadının ezilmesine neden oldu.
Neval Sadevi kitabında diyor ki, “kutsallık düşünce ve inançları kaçınılmaz olarak insanların bedenlerinden ve yaşamlarından kopmalarına yol açtı. / Beden gerçekliğe yabancılaştı.”
Eski Ahit kadını, “tutku, tensellik ve doyumsuz bir şehvetin hüküm sürdüğü bir hayvan bedeni” diye tanımlıyor.
“Kadın bedendi ve beden seksti ve seks günahtı. Kadın bir erkekle evlenmedikçe asla tam olamazdı. Evlilikle kadın bir başa sahip oluyordu. Bu baş(Tanrı)kocasıydı.” / Hala kadının “eksik etek” diye anılması, bu anlayışın sonucudur.
Binlerce yılın mücadelesi sonucu elde edilen kadın haklarının vücut bulmuş şekli olan Medeni Kanun delindi. “İmam nikahlı” evliliklerle kurulmasına izin verildi ve “zinanın” suç sayılmadığı bir döneme girilerek “ailenin ve toplumun temeline” dinamit konuldu. Kadın değersizleştirilerek “elden ele gezen bir yosma” durumuna düşürüldü. Evli kadın “imam nikahı” ile bir başka evli erkekle birliktelik yaşarken, aynı şekilde “evli erkek de evli bir kadınla birliktelik yaşayabiliyor.” Ailenin, çocukların, ahlaki değerlerin hiçbir anlamı kalmadı.
Mısır ve Sudan başta olmak üzere, dünyanın pek çok yerinde hala “gelenek-görenek ve din adına “kız çocukları sünnet edilmektedir.”
Tarihin farklı dönemlerinde toprağa ve paraya, sunaklarda kurban edilen kadın, kocası öldüğünde, “öteki dünyada hizmet etsin diye öldürülüp kocasının yanına gömülürdü.”
“Kadın önce yönetici, toprak sahibiyken sonra erkeklerin hakimiyeti altına girdi. / Erkek, dini, kendi amaçları doğrultusunda tekelleştirdi. Kadınlar dini statünün en alt kademelerine itilirken Eril Tanrılar baskın hale geldiler. Bu süreç özel mülkiyetin gelişimine koşut ilerledi.”
“Adem ile Havva hikayesi Yahudilikte doğmuştur, kadının günahkar olduğu-şeytanlaştığı, günahın da seks olduğu fikri Yahudilik yoluyla yayılmıştır. Hıristiyanlıkta da kadına pırangalar vurulmuştur. / Eskiden kalma kutsal fahişelik ya da tapınak fahişeliği günümüzde Hindistan ve Japonya gibi ülkelerde varlığını sürdürmektedir.”
İster sanayi toplumunda, ister tarım toplumunda, ister feodalizmde, ister kapitalizmde, ister Doğu’da, ister Batı’da, ister Hıristiyanlıkta, ister Müslümanlıkta olsun, ataerkil sistemde kadın “köleleştirilmiştir.” Havva’nın Saklı Yüzü… Herkes tarafından mutlaka okunmalıdır.
Sevgiyle, esenlikle kalınız…