içkiye bakış açısı, toplumdan topluma değişir. Görecelidir. / Gelenekler, görenekler, dinsel yargılar değerIendirmeler çok farklıdır. Kimi toplumlarda şarap "kutsaldır”, kimi toplumlarda da "affı mümkün olmayan günah..." Kimi toplumlarda "bacak bacak üstüne atmak, ya da bacaklarını masanın üzerine uzatmak" çok normal sayılırken, kimi toplumlarda da "saygısızlığın, terbiyesizliğin, ahlaksızlığın kendisi” olarak görülür. Her toplumda "ayıp, günah, yasak, zararlı" kavramları çok farklı anlamlarla değerlendirilir. Bu bakımdan "sosyal ve kültürel doğrulafl toplumdan topluma çok büyük farklılıklar içerir. İçki her kültürde-en yasak olanında dahi-yerjni alır; kimi toplumlarda on sekiz yaşını tamamlamış her yetişkin, "kimseye rahatsızlık vermemek” koşuluyla serbestçe içkisini alıp içebilir. Hatta kimi ülkelerde buna yasaklı maddeler de dahildir. "Ayıp" sayılmaz, yadırganıp kınanmaz da. Ama kimi toplumlarda "suçlanmak, aşağılanmak, hakaret edilmek" nedeni olarak görülür. Efendi efendi içse de yine kuşkulu gözlerle bakılır. Kimi toplumlar "cinsel sapmalardan doğan ilişkileri” eski çağlarda "öldürülme nedeni" sayarken, bugün büyük bir hoşgörü ile "yasal evliliklerine” dahi izin verebiliyorlar. Sosyal, kültürel ve ahlaki sorunlarını çözmüş, ekonomik yönden güçlü, kendine inanan ve güvenen ileri toplumlarda bu tip ilişkiler göze batma noktasından çok uzaktadır.
Okuyan, eğitilen, yetiştirilen her çocuk içinde yaşadığı toplumun ölçütlerine az da olsa uyar. Küçük yaştan itibaren ailesinden, çevresinden ve toplumsal olaylardan görerek, yaşayarak, yaparak şartlanmıştır, kendiliğinden, ayırtına varmadan almıştır toplumun kurallarına.
Gelenekler, görenekler, dini inançlar, ahlak, hazırdırlar ve çocuk onların içine doğar. / Toplum her çocuğun tarlasıdır. Oradan beslenir. Duygudur, düşüncedir, gündelik bilgilerdir, ritüeller... Toplumdan alır. Ve ömrünün sonuna kadar değiştiremeyeceği, değiştirmeye kalktığında da bocalayacağı alışkanlıklara 'Itutsak” olur. Özgürlük onların çevrelediği dünyada yaşamaktır. Kimileri de varoluşsal bir başkaldırıyla "hayır” diyerek, "direnerek”, "yabancılaşarak” toplumun dışına çıkmayı başarır, "aykırı insan” olur. Çürüyen, insana yaşama hakkı tanımayan, kendisi gibi düşünüp yaşamayanları kınayan toplumsal değerleri tanımaz. / Düşünsel ve bedensel olarak özgür olur, "insani bulmadığı hiçbir değere, iradeye karşı kendini sorumlu duymaz!
Çocukluktan bu yana yaşadıklarınızı bir düşünün: Ayıp, günah, yasak denilenlerin, hayatınıza istemediğiniz halde nasıl yön verdiklerini, nasıl sizi susturduklarını, kendinizi nasıl geriye çektiğinizi, güzel zamanlarınızı nasıl çaldıklarını bir anımsayın! insan, onlarla birlikte özgür olabilir mi? Bir saat, iki sat, üç saat oyunla, kumarla-sabahlara kadar vakit geçirenler ne kadar özgürdür ya da şöyle soralım: İsteyerek, arzulayarak yapılan işlerde, tutkuyla, bağımlı olarak yaşamak ne denli özgürlüktür? Mesleki çalışmalar, zoraki yaratılan yaşama biçimleri, "görev” diye sınıflandırılırken "özgürlük” nerede kalıyor? Her insan sevdiğil benimsediği düşlediği mesleği mi yapıyor? Pek çok insan, bırakınız düşlediği, arzuladığı mesleği yapmak ekonomik koşulların zorlamasıyla eğitimini aldığı mesleğin dışında işlerde uğraşarak ekmeğini kazanmak zorunda bırakılıyorlar. Hiç ilgi duymadığı, ilgilenmediği, ilgisi olmayan işlerde çalışıyorlar. iç dünyasıyla, duyguları, düşünceleri ve hayalleriyle örtüşmeyen bir gerçekliğin içinde yaşayanlar, ister istemez romanlar, şiirler okuyarak, yaşamlarını güzelleştireceklerdir. İsteklerine, arzularına, hayallerine kavuşamayanlar, kendi gerçeklikleri içerisinde kurdukları hayallerle ve gördükleri düşlerle zenginleşecek, mutluluklarını yaratacaklardır. Hiçbir yasak, hiçbir duvar okuduğu romanda ya da şiirde, seyrettiği filmlerde, dizilerde, dinlediği türkülerde-şarkılarda, eline aldığı telefonda kurduğu ya da kuracağı hayallere, duygulara, düşüncelere engel olamayacaktır. İç dünyasında istediği erkeğe ya da kadına göstereceği sevgiye, dostluğa, arkadaşlığa engel olabilecek bir yasak bulabilir misiniz? Her insan kendi dünyasında yasaksız özgür ve mutludur. / Bir genç kız, tüm yasaklama, kınama ve ayıplamalara karşın atladığı gibi motorunun üstüne dağlara, özgürlüğün bulunduğu yerlere, zirvelere çıkıyorsa ve mutlu oluyorsa, onu engellemeye kimin hakkı vardır.. "Bir kız nasıl yapabilir” deyip istediğiniz kadar dövünün, kimseye zararı yoksa
ve mutluysa, neden engel olmaya çalışıyor, ayıplıyor, kınıyorsunuz? İstediğinizi ya da sizlerin yapamadığını yaptığı için mi bu kınama, ayıplama, suçlama ve hakaret? Önyargıların tutsağı olanlar, önyargıları kırıp parçalayamayanlar özgür olamazlar.
Kendisiyle baş başa kalan bir genç, sağlıklıysa, hormonları, bezeleri çalışıyorsa, beyni işliyorsa, tüm ayıplama, yasaklama ve kınamalara, hatta cehenneme rağmen, en güzel hayalleri yaratıyor, en güzel düşleri görüyorsa kim ne diyebilir? Zaten uygarlıklar, bilim, teknoloji, sanayi, tüm gelişme ve ilerlemeler düşünceler, hayaller ve düşlerin sonucu değil midir? Nasıl engel olabilirsiniz? Evrenin dışını aramaya çalışan insan beynini, tekkeye, tarikata, cemaate, şeyhe teslimi mümkün müdür? Batı uygarlığının temelindeki müspet bilimin kurucularının çoğu papazlardır. Bizdekiler de o düzeye çıktıklarında islam dünyasının aydınlanması başlayacaktır]
Sevgiyle, esenlikle kalınız..