Bugün Pazar. Biraz gündemin dışına çıkalım, kafamızı rahatlatalım derken sözde bir İngiliz siyasetçi ve bilim adamının sözleri bizi yine tarihsel boyutta bir ders vermeye itti!
Ne demiş İngiliz beyefendi..
“Türkler gerçeklerden kaçamazlar ancak tarihiyle yüzleştiği zaman Ermeni sorununu da aşar, Kürt sorununu da. Çünkü demokrasiye geçişin yolu bu.”
Yani diyor ki sözde Ermeni soykırımını kabul edin, Kürtlerin özerklik taleplerini karşılayın, demokrasiye geçin. Küstahlık diz boyu!.
Tabii ki bunu sadece o küstahlar söylemiyor. İçimizdeki uzantıları da aynı kafada! Bu adamlara verilecek çok güzel cevaplar var.
Bu küstah İngiliz’e ve onun gibilere tarihe geçen çok güzel bir anıyı ayırmak istedim.
Çünkü asıl insanlık dersini alması gerekenlerin kimler olduklarını çok iyi anlatıyor.
Dünya tarihinde geçmişi sorgulanacak en son millet Türk milletidir.
Tarihimizde kara denecek tek bir lekeyi dahi kimse bulamaz.
Bakın şu dünya tarihine, bir okuyun bize insanlık dersi vermek için yarışan, bir şeyler koparmak için her türlü yolu deneyenler neler yapmışlar.
İngiliz’inden Fransız’ına, ABD’lisine kadar...
Biz;
Asla sömürgeci olmadık.
Asla ezmedik.
Asla ezenlere kol kanat germedik.
Mazlumların hep sesi olduk.
Savaşta dahi esirlere insanlık dersini daima biz verdik. Savaşta bile düşman bayrağının üzerine basmadık!
Faşist duygulara hiç ama hiç kapılmadık.
Sizlerle tarihten çok önemli bir anıyı paylaşmak istiyorum.
Adnan Orel Bey, askeri ataşemiz olarak ve albay rütbesiyle Londra'da bulunduğu sırada, İngiltere Genelkurmay Başkanlığı’nda bir değişiklik meydana gelir ve göreve gelen yeni Genelkurmay Başkanı Mareşal Festings için bir yemek düzenlenir.
Yemekte yabancı devletlerin askeri ataşeleri de bulunmaktadır. Yemek yenir ve mutat olduğu üzere, şerefine yemek verilen Mareşal Festings konuşmasını yapmak üzere hazırlanan kürsüye gelir.
Konuşmasına başlarken şöyle der:
"İçinizde bulunan Türk askeri ataşesini tanımak istiyorum."
Bunun üzerine orada bulunan Türk askeri ataşesi Adnan Orel Bey, diğer askeri ataşelerin şaşkın bakışları arasında mareşali selamlar.
Türk askeri ataşesine yapılan bu ayrıcalığın sebebini, orada bulunanlar merakla düşünmeye başlarken, yeni İngiliz Genelkurmay Başkanı şu açıklamayı yapar:
"Ben bu üniformanın sahibi olan ordunun mensupları sayesinde, şu anda Genelkurmay Başkanı olarak karşınızdayım."
Bu sözler orada bulunan topluluğu daha da şaşırtır. Bu sözlere bir anlam çıkarmaya çalışırlarken mareşalden bir açıklama gelir.
Buna göre, Mareşal Festings, Çanakkale savaşlarında teğmen rütbesiyle görevli bulunmaktadır. İngilizler savaş esnasında dahi ibadetlerini yapabilmeleri için cephenin hemen gerisinde bir sahra kilisesi yapmışlar.
Bir pazar günü bu kiliseye gitmek üzere ellerinde İncilleri olduğu halde birkaç asker yola çıkmışlar, aralarında Festings de vardır. Ancak yollarını şaşırmaları neticesinde Türk siperlerine varmışlardır.
Dolayısıyla Türklere esir düşmüşlerdir.
Teğmen Festings, silahsız olduklarını, ellerindeki İncilleri göstererek kiliseye giderken yollarını kaybettiklerini belirtmiş ve serbest bırakılmalarını istemiştir.
Bunun üzerine onları esir alan Türk teğmen, bu İngilizleri esir olarak yüksek mercilere teslim edip resmi muamele yapmak yerine, serbest bırakarak emniyet içinde kendi mıntıkalarına dönmelerini sağlamıştır.
Mareşal başından geçen bu hadiseyi anlattıktan sonra, orada yemekte bulunan askeri ataşelere şu açıklamayı yapar:
"İngiliz askeri kanununa göre, savaşta esir düşen İngiliz subaylar, ülkeye döndüklerinde askeri mahkemeye verilirler. Esir olmakta hatası görülenler, derhal ordudan atılırlar. Esir olmakta şahsi hatası bulunmayanlar da emekliye sevk edilirler.
İşte o gün Türk teğmeni bana esir muamelesi yapsaydı, bugün genelkurmay başkanı olamazdım."
Aynı şartlarda bir Türk teğmeni yolunu şaşırıp düşman mevzilerine varsa acaba nasıl bir muamele görürdü?
Türk’ün tarihini karalamaya çalışanlara bu ders yeter de artar bile.
Türk milleti işte budur!
Rahmeti biz biliriz.
Bizdedir sevilmeden sevmek, yaşatma isteğiyle yanıp tutuşmak.
Bizdedir hoşgörü, şefkat, iyilik ve fazilet.
Bizdedir adalet, insanlık, vicdan, izan, insaf ve edep.
Bizdedir misafirperverlik.
Bizdedir komşusu aç iken tok yatmamak...
Kendisi için arzu ettiğini başkası için de arzu etmek.
Bizdedir kahramanlık ve mertlik.
Bizdedir din, vatan ve bayrak uğruna seve seve ölüme koşmak.
Namık Kemal'in şu sözleri de bu milletin rehberidir:
"Biz, oturduğumuz yerin her taşı için cevher-i can verdik. Her avuç toprağımız, nazarımızda, o yola feda olmuş bir kahramanın vücudundan yadigardır. Vatan, bizim kılıcımızın ekmeğidir. Daima kendimize mahsus, kendimize hasredilmiş biliriz. Daima onu nefsimizden ziyade sever, nefsimizi uğruna feda ederiz."
VALİ'NİN YETKİSİ!
Her şehirde olduğu gibi Trabzon’da da Trabzon Valisi Dr.Recep Kızılcık’ın devletin, Cumhurbaşkanı’nın, hükümetin bu şehirdeki en yetkili ismi olduğunu anlatmaya gerek yoktur.
Araklı’da kaymakamlık tarafından istenen ödeneğin krize dönüştürülüp bir türlü çıkartılmaması nedeniyle İl Özel İdaresi’ne gidip kanun gereğince özel idarenin yürütme organı olan Encümeni’nde doğal olarak başkanı olması sorumluluğuyla ani bir şekilde toplantısına katılıp ödeneği oy birliğe çıkartmasının anlamı büyüktür.
Oy çokluğu değil, oy birliği ile!
Ödenek krizi çıkaranlar da görülüyor ki evet demiş!
O zaman ne gerek vardı bu kadar yıpranmaya demek gerekmez mi?
Yazımızda Vali Kızılcık’ ın aynı zamanda İl Genel Meclisi’nin de Başkanı olması şeklindeki yorumumuz birilerini rahatsız etmiş ‘Olur mu böyle şey?’ diye sitem etmişler.
İl Genel Meclisi Başkanı’nın Sayın Haydar Revi olduğunu bilmeyen yok tabii ki..
5 kişilik il encümenine seçilen 3 üyenin İl Genel Meclisi’nden gelen üyeler olduğunu da!
Ve Bakanlar Kurulu’na ülkenin Cumhurbaşkanı’nın nasıl istediği zaman başkanlık yapma hakkı varsa onu ve hükümeti temsil eden bir şehrin Valisinin de görev yaptığı şehirde İl Genel Meclisi’ne başkanlık yapma hakkı olduğunu da bilmeyen yoktur!
Cumhurbaşkanı nasıl devletin başı ise..
Vali de bulunduğu şehrin başıdır.
En yetkili mülki amirdir!
Yürütmenin başıdır!
Trabzon Valisi’nin bu şehir için her yönüyle büyük bir şans olduğunun her zaman dile getirdik. Ve öyle görmeye de devam ediyorum.
Trabzon isminin olduğu her yerde olmasını sadece konum olarak değil, icraat yaparak da bilmiştir.
Vali gerektiği zaman her türlü riski alacaktır.
Kızılcık’ta bunu yapıyor.