Gözler kalbin aynasıdır derler. Sahiden öyle mi? Gözlerimin içine baktığında içimdeki seni ve öldürdüğün duygularımı görebiliyor musun? Öyle olsaydı sen bile üzülürdün bana eminim. Kendime acıdığım için ya da bana acıman için yazmıyorum bu satırları gerçekten beni anlamana ihtiyacım olduğu için bu kelimelerim.

İçimde kopan fırtınaların senin için bir önemi var mı sahi? Yok, tabi öyle olsaydı ellerimi bırakıp dönüp gider miydin? Nereye gidiyorsun diye sormaya korkuyorum. Adımların benden uzaklaşırken başımı dik tutmamın sebebi gurur değil gittiğin yeni kalbin kim olduğunu öğrenmek istemememdi.  Elbet döneceksin bunu hissediyorum. Döndüğünde bu limanın kapıları sana sonuna kadar kapalı olacak birde bunu biliyorum.

Dertlerimi içime atarak yarattığım koca boşlukta savruluyorum. Gözlerime baktığında da o boşluğu görüyor musun acaba. Bakmak ile görmek arasındaki fark işte burada. Sen bana bakıyorsun ama görmüyorsun. Kalbimi kestiğin bıçak hala elinde. Ucundan damlayan kanları savura savura yürüyorsun. Bıraktığın izleri takip etmek istiyorum ancak bacaklarım titriyor.

Ellerini avuçlarımdan çektiğinden beri üşüyorum. Montumu sen varsın diye cepsiz almıştım şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Sen başka elleri ısıtmaya giderken ben olduğum yerde titreyerek duruyorum. Dizlerimin üzerine çökmüş vaziyette arkandan bakıyorum.

Sakın sen bakma ardına bakarsan kapılarım açık kalır sana. İyileşmem için fırsat bırak bari bana. Nasılsa katilim sensin ve her katil gibi cinayet mahalline geri döneceksin. O zamana kadar hoşça kal sana.