Trabzonspor'da yangın sürüyor..
Bu yangının sonucu nereye varır bilinmez!
Bilinen bir gerçek var ki, o da bu kulübe yazık edildiğidir.
Ama faturayı bugüne kesmek mümkün mü?
Asla..
Çünkü ektiklerini biçenler var..
Bu yangının başlangıç noktası 2000 yılında yapılan kongredir!
Çünkü her şey orada başladı..
Kırılma noktası orası oldu..
Tablo ortada..
Kulübün büyük bir parçalanma içine itilmesi..
Kulübe maddi ve manevi gönlünü verenlerin küstürülmesi, soğutulması..
Kulübün İstanbul'daki büyük güç kaynaklarından koparılması..
Kulübün ekonomik olarak bataklığın içine itilmesi..
Kulübün borsaya sokularak, nerede ise yüzde 50'sinin satılması..
Kulübün masadaki güçlü prestijinin kaybolmaya başlaması..
Kulübün İstanbul kulüplerine karşı masadaki ağırlığını kaybetmesi..
Kulübün TFF nezdinde, kurullarında da gücünü kaybetmesi..
Kulübün gücünün kağıttan aslana çevrilmesi..
Kulübün hakkını hukukunu koruyamaz noktaya düşürülmesi..
Kulübü yönetenlerin bırakıp gitmesi..
Kulübün her kongresinin yeni parçalanmalara vesile olması..
***
Yazacak çok, konuşacak çok şey var..
Kimler müsebbibi ise herkes kendini biliyor..
İsim isim yazsak, roman olur!..
O gün Trabzonspor'u kurtardıklarını sananlar, o gün ihtilal yaptıklarını söyleyenler, o gün “Trabzonspor kimsenin cebine sığmaz” narasını atanlar, bugün içi boşaltılmış, borcu 400 milyona ulaşmış, yüzde ellisi borsada satılmış, yapılacak olan stadının isim hakkı bile bankaya teminat olarak verilmiş, prestiji kaybolmuş, hakkını hukukunu koruyamaz noktaya itilmiş bir Trabzonspor'u icat edenlerdir..
Şimdi çıkmışlar kurtarıcı arıyorlar!.
Mevcut başkan ve yönetime savaş açmışlar..
Hesap soruyorlar..
İyi de:
Bugün asıl hesap vermesi gerekenlerin 2000 yılının sözde ihtilalcileri olduğu gerçeğini unutuyorlar.
Hadi el ele batırdığınız kulübü şimdi kurtarın!..
***
Daha önce de bu köşeden yazdım..
2000 yılının mucitleri(!) bugün ektiklerini biçiyorlar..
Çünkü çarpıldılar!..
Türkiye'de vergi rekortmeni olduğu yıllarda 'Ne olursun, gel başkan ol' denilerek genç yaşta bu şehre davet edilen, kulübün beş kuruş geliri olmadığı dönemde getirilip başkan seçilen ve uzun yıllar adeta tek başına bu yükü maddi ve manevi sırtlayan, bütün yönetimleri bizzat Trabzon'da kendilerini çok iyi bilen o eski dostları tarafından yapılan Onursal Başkan Mehmet Ali Yılmaz'a karşı vefasızlık yapanların bugün kızarak 'vefa' aramaya, dert ağlamaya hiç ama hiç hakları var mı?
Eğer vicdanları varsa kendilerini sorgularlar..
Bir düşünün yaptırdığı tesisler bugün hala yönetimler tarafından bankalara teminat olarak verilip, can simidi olarak kullanılıyor.
Siz uzun yıllar koluna girin, yanında her türlü nimetlerinden yararlanın, sonra da 'Mertlik bitti' diyerek karşısına ihtilalciler olarak çıkıp kulübü ele geçirin!
Ne oldu!..
Buyrun esereniz ortada..
Buyrun kurtarın!..
Trabzonspor camiası, kurtuluş yolu ararken, mutlaka ama mutlaka 'Kim bize reçete yazmaya çalışıyor' diyerek artık dününü de sorgulamalı..
Kulübün neden, niçin bu hallere düştüğünü iyi bilmeli ki, doğru yolu görsün!..
Bu hale düşmesinin yolunu açanlar, batırılmasına, parçalanmasına vesile olanlar asla kurtuluş reçetesi yazamazlar!..
***
2000 yılında nerede ise borcu olmayan kulübün, bugün 400 milyon borç batağının içine itilmesi, borsadaki hisselerinin nerede ise yarısının satılması kimlerin eseri!..
Bu yolu kimler açtı!..
Bu yönetimlere kulübü kim mahkum etti?
O nedenle:
Trabzonspor camiasının, mutlaka ama mutlaka son 15 yılda kulübün neden bu hallere düşürüldüğünü sorgulaması gerekir..
Mehmet Ali Yılmaz gibi insanların karşılıksız, ucu açık Trabzon, Trabzonsporluluk ve dostluklarını kullanarak bir yerlere gelen, sonra da vefasızlık yaparak ve sonuç itibarı ile de Trabzonspor'un bütün güçlerinin kulüpten koparılmasına, yalnızlığa itilmesine, yönetimsiz yönetimler durumuna düşürülmesine, parçalanmasına vesile olanların öncelikle hesap vermesi gerekir..
Ne güzel sözmüş!
“Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!.”
İşte o günler yaşanıyor.
O 2000 yılının sözde ihtilalcileri için adeta hesap döndü!..
Yazık ettiler Trabzonspor'a!.
Bıraktık şampiyon olduğumuz yılları bir kenara..
Nerede, şampiyon olamasak da başkanı ve yönetimi ile gittiği her yerde büyük itibar gören, davul zurna ile karşılanan, sesimizin İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Trabzon demeden bir bütün olarak gür çıktığı, kükreyerek büyüklüğümüzü gösterdiğimiz yıllar!
Nerede!