Birer birer gidiyorlar işte..
Ve bir devir kapanıyor onlarla..
Bin yıl da geçse,
Bir daha asla gelmeyecek böyleleri..
Onların hamuru değişikti..
Hünerleri,  adamlıkları bir başkaydı.
İyiden, güzelden yana ne varsa yeryüzünde, hepsini  sığdıracak kadar  kocaman yürekliydiler..
Önce,  Faroz’un  iyi yürekli abisi, Bakırcılar Çarşısı’nın Son İmparator’u Faik Karayavuzoğlu Usta’mızı  yitirdik, ardından Başkanımız Kazım Abi’mizi kaybettik..

BEN ARTIK YOKUM DEMEDİ

Başkan  denince  ilk o gelir benim gözümün önüne,
Sebat deyince de akla gelen ilk isimdir Kazım Abi..
Bir çocuğu gibi baktı, büyüttü, geliştirdi  onu..
Kulüp ne zaman dara düşse el attı..
Maddi manevi tüm imkanlarını seferber etti..
Zorda kaldığı, sağlığı elvermediği günler oldu ama, o bir gün  bile “Ben artık  yokum” demedi..
Efsane lafının bol keseden kullanıldığı günümüzde,
gerçek bir efsaneydi o..

 3  KEZ BERBERE YOLLADI!

72-75 yıllarında üç sezon formasını giydiğim Sebat’ta ne anılarımız vardır Kazım Abi’yle..
Muammer Ertuğrul, Ali Kemal Özcan, Yavuz Şahin, Şakir Bali , Ahmet Ziya, Fikret Abi, kaleci Salih gibi büyüklerimiz  yanında 18-19 yaşlarında iki çömezdik Sefer Uzun’la..
 Çok koştuğumuz ve  süratli olduğumuz  için ayrıca severdi bizi.
Bir tek saçlarımız yüzünden anlaşamazdık!
Uzun saçın moda olduğu 70’li yıllarda, 3 kez berbere yollamıştı  beni.
 “Tamam işte, şimdi oldu” diye onay verince çıkabilmiştim idmana!..

SIRTINDA SİYAH PALTOSU

O günkü yol ve otobüslerle gidilen  bitmek bilmeyen deplasmanlarda 1 numaralı koltukta ya o olurdu, ya da rahmetli  Hüseyin Reis..
Bağırmaz çağırmaz, kimseye bir şey demezdi ama,  bir bakışı bile değil bizim gibi kıraçaları, takımın ağabeylerini dahi hizaya sokmaya yeterdi.
Saygıyla ve biraz da korkuyla karışık bir hayranlık duyardık kendisine..
Siyah paltosu omuzlarında bir yürüyüşü vardı ki Avni Aker’in koridorlarında, duvarlar titrerdi..
Takım açıklanırken  maçtan önce, o soyunma odasının kapısına  yaslanır, bazı isimler okunduğunda başını hafifçe sallayarak yukarıdan aşağı “Güzel” anlamında onaylardı.
Bu hareket öyle bir doping olurdu ki bize, mermi atsan yetişmez!..
Rüzgarımızdan  bekler  zatürre olurdu!

ÇOK KOŞANI ÇOK SEVERDİ..

Futbolda kondisyonun çok önemli olduğuna inanırdı.
Bu yüzden idmanlarımız da koşu ağırlıklıydı.
Bazan antrenmanın  sonuna doğru gelirdi, yalvarırdık Necati Funda Hoca’mıza
“N’olur Kazım Abi gelmeden biraz top oynayalım!..
Bir idmanda ısınma turu atarken çağırdı beni yanına sordu: Ne o evlat hasta mısın?
-Yok abi dedim, bişem yok..
-Niye ortalarda koşuyorsun?
-Abi ısınma turu..
-Isınma mısınma  anlamam, sen idmanda da en önde koşacaksın!
     
NE MUTLU BİZLERE Kİ


Sebat’tan yetişen bir oyuncunun Trabzonspor forması giymesi de onu hem çok mutlu ederdi, hem de gururlandırırdı.
Biraz sivrilip de başka takımlardan teklif alanlara da “Sabret seni Trabzonspor’a vereceğim” derdi  ve  rahmetli  Kadir Özcan örneğinde olduğu gibi verirdi de..
Nurlar  içinde yat Kazım Abi..
Mekanın cennet olsun..
Ne mutlu bizlere ki, sizin gibi Trabzon tarihine damgasını vurmuş değerlerle..
Artık nesli tükenmekte olan adam gibi adamlarla, gerçek efsanelerle  bir arada olmanın mutluluğu yaşadık, onurunu elde ettik.
Ve yaşadığımız müddetçe anılarınızı yaşatmanın üzerimizde bir  hak olduğunu hiç unutmayacağız.. Bedenler toprak  olur ama, Kazım Abi’ler ebediyen yaşar...

                                            
Rüzgara mı prim vereceğim?


Daha önce çok yazdım ama bir kez daha tekrarlayayım..
Çok rüzgarlı bir havada  deplasmanda  Mardinspor’la  oynuyoruz.
Kazım Abi maçtan önce primi açıkladı: Galibiyet 100, beraberlik 50 lira..
Maçın sonlarına doğru santra civarından bir top doldurdum kale önüne, karşıdan  esen rüzgar önce neredeyse bir minare boyu kaldırdı topu, sonra da doksandan Mardinspor kalesine soktu ve maçı 1-0 kazandık.
Salı günkü  ilk idmandan önce  primler dağıtıldı.
Açtık zarfı  50 lira!..
Soyunma odasında “Ya galibiyet 100 lira değil miydi” diye laflar oldu ama, kimse Kazım Abi’ye bir şey soramıyor..
Golü de biz attık ya, o güvenle kaptım  zarfı doğru başkanın yanına..
-Abi  yanlış prim verdiniz.
-Niye oğlum, nesi yanlış?
- Galibiyet  100 liraydı, siz zarfa beraberlik primi olan 50 lirayı koymuşsunuz.
Gülerek cevap verdi:
-Evladım, golü  rüzgar attı, rüzgara mı prim vereceğim?
Ve ekledi:
-Bana göre bu maç berabere!..