Adalet ve Kalkınma Partisi, son iki dönemde milletvekili tercihleriyle yalnızca bir hata yapmıyor; giderek derinleşen bir temsil krizinin kapısını aralıyor. Dün eleştirilen listeler, bugün gelinen noktada “keşke o günlere dönsek” dedirtecek seviyeye gerilemiş durumda.
Bir tarafta “Trabzon’un hiçbir şeye ihtiyacı yok” diyerek şehrin gerçek sorunlarını yok sayan bir yaklaşım… Diğer tarafta Ankara’da düzenlenen Trabzon günlerini küçümseyen, emeği ve çabayı değersizleştiren bir dil… Oysa “tanıtıma ihtiyaç yok” demek, aslında üretmeye niyetin olmadığını itiraf etmektir. Çünkü tanıtım, sadece reklam değil; vizyonun, iddianın ve hedefin dışa yansımasıdır.
Daha vahimi ise Mustafa Şen’in kullandığı talihsiz ifadeler… “Hapisteki Cumhurbaşkanı olsaydı Ukrayna’ya dönerdik” gibi cümleler, ne devlet ciddiyetiyle bağdaşır ne de siyasi sorumlulukla açıklanabilir. Bu tür çıkışlar, Trabzon’un beklediği çözüm odaklı siyasetin ne kadar uzağında kalındığını açıkça gösteriyor.
Ortada bir gerçek var:
Trabzon konuşulmuyor, Trabzon üzerinden konuşuluyor.
Sorunlar çözülmüyor, gündem değiştiriliyor.
Şehir adına ortaya konulan somut bir proje, elle tutulur bir yatırım vizyonu olmayınca; siyaset içerikten kopup vitrine dönüşüyor. Ve o vitrinde görünen şey temsil değil, yalnızca merkeze “mesaj verme” çabası oluyor.
Trabzon’un beklentisi açık ve nettir:
Hamasi söylem değil, gerçekçi plan.
Gündem değil, çözüm.
Söz değil, icraat.
Aksi halde ortaya çıkan tablo şudur:
Temsil edilmediğini hisseden bir şehir ve onu oyalamaya çalışan bir siyaset.
Bu da temsil değil, açıkça tesellidir.

**

"Desti" Kırılınca

Mustafa Destici’nin Trabzon’daki kongrede yaptığı çıkış, sertliğiyle değil, yarattığı çelişkiyle dikkat çekiyor. “Bizi iktidara getirin, Apo’yu sallandıralım” gibi ifadeler, toplumsal hassasiyetleri kaşıyan, alkışa oynayan cümlelerdir. Ancak mesele şu: Dün aynı iktidarın yanında yer alırken bu kadar yüksek sesle konuşmayan bir siyasi çizginin, bugün bu tonu tutturması, bir duruş değişikliğinden çok bir konum arayışına işaret ediyor.
Siyaset, sadece doğru cümleyi kurma sanatı değildir; o cümleyi doğru zamanda, doğru yerde ve her koşulda savunabilme meselesidir. Dün susup bugün bağırmak, ilke değil, stratejidir. Ve seçmen artık bu ayrımı yapabilecek kadar tecrübeli.
Bu yüzden ortada güçlü bir irade beyanı değil; gecikmiş bir sertlik, hesaplı bir çıkış ve yeniden pozisyon alma çabası var. Sert söylem üretmek kolaydır. Zor olan, o söylemin bedelini göze alarak tutarlı kalabilmektir.

**

Skoru Değil Ruhu Bulduk

Beraberlik bazen bir puan değildir, bir karakter sınavıdır.
Trabzonspor, İstanbul Başakşehir karşısında son saniyede yediği golle yalnızca iki puan bırakmadı; aynı zamanda zirve yürüyüşünde ciddi bir yara aldı.
Ama asıl mesele skor tabelası değil.
Son düdükle birlikte sahanın ortasında yere yığılan oyuncular vardı. O görüntü, kaybedilen puanlardan daha ağırdı. Çünkü bu takım hâlâ acı çekebiliyor. Hâlâ kaybetmeyi kabullenmeyen, hesap soran, kendine kızan bir ruh taşıyor. İşte bu, istatistiklere yazılmaz ama şampiyonlukların temelini oluşturur.
Bugün kaybedilen şey sadece iki puan değil; aynı zamanda bir uyarıdır.
Bu lig, affetmez. Bu yarış, hatayı büyütür. Ve zirve, duygusuz olanı değil; acıyı hissedip ayağa kalkanı kabul eder.
Eğer bu takım o son düdükte yere düşenlerin içindeki öfkeyi, utancı ve sorumluluğu koruyabilirse…
O zaman bu beraberlik bir kayıp değil, bir kırılma anı olur.
Ya dağılırsın,
ya da buradan yeniden doğarsın.
Seçim artık onların.