İnsanlar uzaktan büyüktür. Mesele yakınına vardığında, hele hele birkaç kelam yaptığında aynı azameti koruyup koruyamadığıdır. Buna göre aslında değerlendirmek gerekir ferdi.
Kendisini uzaktan tanır, severdim. Onu yakinen tanımamı ortak arkadaşımız Abdullah Çolak sağladı. Bu hakiki tanımadan sonra genelde insanların küçüleceği düşünülse de o bilakis daha da büyüdü gözümde.
Bir doktor bahsettiğim kişi. İşindeki ehliyeti herkesçe malum. Hele sevecen tavrı ve kesiksiz gülümseyen yüzü onun değişmeyen tarafı.
Tam bir beyefendi. Nezaketi bilen, karakteri sağlam; bulunduğu ortama güzellik taşıyan bir güzel insan.
Trabzonspor'un hep içinde bulunmuş, başkanlara göre takıma karşı duruşu değişmemiş gerçek bir taraftar.
Şimdi yöneticilik makamında bulunuyor. Sorumluluğu büyüdüğü için takımın gidişatının düzelmesi adına büyük mesai harcıyor. “Bu takımdan ne köy olur ne kasaba” söylemlerinin arttığı, hatta gazete manşetlerine taşındığı bir vasatta Teknik Direktör Ersun Yanal'a sonsuz destek veren, takımın moralini düzeltmek için mesleğinin boşluklarında hemen takımın yanına koşan bu adam; Ahmet Çubukçu.
Birkaç gün önce Abdullah Çolak'la bir yerde yemekteydiler. Beni de aradılar. Gel falan yerde yemekteyiz diye. Sevgili Çubukçu o müşfik sesiyle konuşmaya başlayınca takıma ve hocaya sıralayacağım eleştirileri bir anda unuttum. Yenilgiler benim kimyamı bozar. Adeta saldıracağım adam ararım. Bu arızalı tarafıma rağmen Ahmet Bey oradaysa işler rayına girer algısı sanki uhrevi bir nida ile teskin etti beni.
Yeni bir takım kurulduğunun altını çizdi. Her şeyin dört dörtlük gitmesinin zannedildiği gibi kolay olmadığından bahsetti. Bir şeyden emin olmamızı istedi. O da iyi niyetle, yüksek mesaiyle işin peşinde olduklarını beyan etmesiydi.
Ara transferde takıma direkt katkı yapacak oyuncuların peşinde olduklarını, aksayan bölgelerin mutlaka doldurulacağını söylemesi yüreğime su serpti.
Bazı oyuncu isimleri de söyledi ama yazmamam konusunda tembihledi. Trabzonspor’un menfaatine olan bir sırrı bizim ifşa etmemiz mümkün mü! Değil tabii. Zaten güvenmese söylemezdi. Doğaldır insanlar bir şeyler öğrensinler diye bu güveni heba edemem.
Şu kadarını söyleyeyim ki Trabzonspor sahipsiz değil. Kötü sonuçlara en fanatik taraftardan daha fazla üzülen bu insanları ve başta sevgili Çubukçu'yu aşırıya kaçıp hırpalamayalım.
Bu güzel insanlara, hem şehrimizin hem de takımımızın ihtiyacı var.
Biraz da Fırtına'yı adım adım takip eden sevgili Abdullah'tan bahsedeyim. İşinden feragatla takımın peşinden ayrılmayan bu güzel insan, aynen Çubukçu gibi başkanlara, yöneticilere göre kendini konumlamayan bir taraftar.
 Abdullah, “Ben öleceğim güne kadar Trabzonspor'un yanındayım. Tabii Ahmet ağabey gibi insanların bu takımın yönetimini oluşturmaları bizi umutsuzluktan kurtarıyor. Onların varlığı kötü giden işleri düzeltmek için bence bir teminattır” diyor.
Ben de katılıyorum. Zira zifiri karanlıklardan sonra çıkılır aydınlığa.