Ülkemiz içeride zor günlerden geçerken dış politik gelişmeler bir ölçüde ikincil plana düştü/düşürüldü. Özellikle ABD/İsrail saldırılarıyla yaşanan vahşet/kıyım öne çıkarken Filistin topraklarından sonra Beyrut başta olmak üzere Lübnan’ın bombalanarak güneyinin İsrail tarafından işgal edilmesi gözlerden kaçırılmakta. Yanı sıra sözüm ona Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack “Suriye İnşa” sürecine koşut Türkiye’ye rol biçmekte ve yeni rota oluşturmaya çalışmakta.

1920 öncesi İngiliz sömürgecilerinin Anadolu kurtuluş savaşımına/Atatürk’e bakışları nasılsa bugünün ABD’si/NATO’su aynı bakışa sahip. Dönem, koşullar, gelişen uluslararası ilişkiler ve görünüm/versiyon değişikliği, çeşitliliği bu gerçeği örtemez, örtmemelidir. Ayrıca kimi siyasilerin yanılma ve aldatılmalarına da neden olmamalı bu karmaşa.

“Görev” ve “sorumluluk” bilinciyle davranan/siyaset yapan Tom Barrack aslında “zırvalamıyor”; gerçek amaçlarını pervasızca sık sık yineleyip duruyordu. Bizi çok öfkelendiren bir durum. Ancak siyaset duygu/öfke işi olmayıp bilinç ve “stratejik akıl” öngörmeli. İktidar ve muhalefetiyle bütünlük içinde siyasi bir tavır, bağımsızlıkçı bir duruş ulusumuzun ve bütünüyle halkın beklentisi olarak öne çıkmışken sınırlı tepkilerle konu geçiştirilmekte.

1919’dan beri engelleniyoruz” sözünü bir kez daha hem de Ulusal Egemenlik Bayramı öncesinde söyleme küstahlığını gösteren bu “zat” hak ettiği siyasi ve diplomatik tepkiyi almamıştır! Bu sözüyle Barrack/ABD, Türk Devrimi’ne, Türkiye’ye nasıl baktıklarını çok net göstermiştir. Emperyal söyleme gelen tepkilere karşın daha sonra söylediği/söyleyeceği hiçbir açıklama bunu örtemez. Söylenen ağızdan kaçmış siyasi bir “gaf” olmayıp çok net bir stratejik siyaset özetidir. Ön Asya’yı/Orta Doğu’yu biçimleme görevlisi olduğu kabul edilmediği, kavranmadığı sürece güncel politik tavırların, tutumların, demeç ve açıklamaların da bir anlamı olmayacaktır. Türkiye’yi içine alan “bölge valisi” konumuyla bölgesel gelişmelere karışıp yön ve biçim veren, diplomatik yaklaşım ve dili özellikle kullanmayıp, bölge ülkelerini ve toplumlarını küçümseyip aşağılayan bir biçemle boy gösteren/ “fink atan” bu şahıs bir misyon temsilcisi olduğu bilinciyle/göreviyle davranmakta. Karşısındaki birçok siyasi muhatabı da bunu bildikleri için “persona non grata/istenmeyen adam” diyememekte.

Kişisel bir yetersizlik, saygısızlık, diplomasi yoksunluğu gibi yorum ve eleştirileriyle dolaylı olarak bağışlayıcı tutum alanlardan zaten köktenci/radikal tavır, “son vuruş” beklenemez! Bir de Anadolu insanına dayanmanın yerine hala Bürüksel ve Vaşhington’dan beklenti ile politika yapanların ikircikli, çelişkili ve oldukça sorunlu politik tutarsızlığı var ki “müstemleke valisi” görünümü verenleri cesaretlendirip küstahlaştıran.

Ülkemize, Cumhuriyetimize yeni bir kimlik yapıştırmaya kalkan, ulusal yapı/birlik yerine ümmetçi öneri ve telkinlerde bulunan, unvanı/sanı ne olursa olsun Türkiye düşmandır! Hem de dost ve bağlaşıklık/müttefiklik safsatasıyla gölgelenip geçiştirilemeyecek büyüklükte bir düşmanlık! “Müstemleke Valisi” gibi davranıp ülkemize, komşularımıza, bölge ülkelerine yeni rejimler önerip/dayatıp, Cumhurbaşkanı ve devlet erkanının huzurunda rol biçen/biçmeye kalkan Tom Barrack anında istenmeyen kişi ilan edilmeli ve ülkeden kovulmalıydı!

İktidar sorumluluğu taşıyan hükümetin cılız, sonuç almaktan uzak savsaklayıcı tutumu bir mahcubiyetin, çaresizliğin ve suçluluğun yansımasıdır. Komşu ve dost ülkelere, mazlum halklara saldıran ABD/İsrail’e net bir tavır alamayan anlayış, Barraklara da hak ettikleri ölçüde ses çıkaramayacaktı. Ana muhalefet olup birinci parti savıyla bağımsızlıkçı/ulusalcı yanıyla da daha sorumlu olması gereken CHP’nin de ülkemizin iç işlerine bu boyutta müdahale eden, Cumhuriyet Devrimi’ni karşısına alan Emperyal anlayışa çok daha sert tepki vermesi beklenirdi.

ABD/NATO -Emperyalizm- karşıtlığının sosyolojik ve siyasi gerekliliği bağımsızlık, ulusal egemenlik, özgürlük, varlık ve beka gibi nedenlerle tam bir zorunluluktur. Mustafa Kemal Anadolu halkıyla o dönem dünya jandarmalığına soyunan İngiliz emperyalistlerini, onlara tetikçilik yapan Yunan piyonlarını, Fransız, İtalyan işgalcilerini denize döküp yurttan kovarken bir daha bu acıların tekrar yaşanmaması için bir bilinç, bir irade ve örnek bir eylem/savaş ortaya koymuştu.

“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözü kişisel bir bildirimin ötesinde kendisinden sonra gelecek yöneticilere, Türk gençliğine ve bütünüyle halkımıza bıraktığı korunması gereken bir kalıttır/mirastır. Bu sorumluluktan hareketle yıllar sonra 68’liler, ABD askerlerini Dolmabahçe’de denize döktüler! Bundan elli yıl sonra Amerikan Conilerinin başına Mustafa Kemal’in gençleri çuval geçirdiler! Bugün “Yankee Go Home” tüm dünyada haykırılmaktaysa, ezilen dünyanın halkları büyük oranda kimi zaman yönetimlerinden bağımsız ABD’ye ve diğer emperyalistlere karşı çıkıp direnebiliyorsa bunda Anadolu Kurtuluş savaşımının ve Mustafa Kemal Atatürk’ün örnek başarı ruhunu/kararlılığını görmek gerekir.

Umarız ülkeyi yönetenler/yönetmeye aday olanlar bir an önce toplumsal özlemimiz olan bağımsız, birilerinden medet ummayan/boyun eğmeyen, başı dik-onurlu bir yaşam için gerekli Mustafa Kemalci duruşu sergilerler! Çünkü tarihin silinmez/silinemez sayfalarında hep Mustafa Kemaller yazılıdır!

-Yarınlar Güzel Olacak-