Siyasette rekabet olur, eleştiri olur, hatta sert tartışmalar da olur.

Ama bir şey olmaz: Aynı partinin insanları birbirine “yalancı” demez.

Derse…

Orada artık siyaset yoktur, çözülme vardır.

Bugün yaşanan tam olarak budur.

Aynı safta duran isimler, kamuoyu önünde birbirini itibarsızlaştırıyor.

Bu, basit bir ağız dalaşı değil; bu, açık bir güven krizidir.

Çünkü siyaset güvenle ayakta durur.

Bir partinin kendi içindeki aktörler birbirine güvenmiyorsa, seçmen o yapıya neden güvensin?

Daha da önemlisi:

Bu sözler rakipler arasında söylenmiş olsaydı ne olurdu?

Kıyamet kopardı.

“İtibar suikastı” denirdi, “siyasi linç” denirdi, “ahlaksız siyaset” denirdi.

Peki şimdi ne denecek?

Aynı sözleri kendi içlerinde söyleyince buhar mı oluyor?

Hayır.

Bu tablo iki ihtimali gösterir:

Ya ortada ciddi bir çıkar kavgası var,

ya da kontrol tamamen kaybedilmiş.

Her iki ihtimal de vahim.

Çünkü bir siyasi yapı, dışarıdan gelen saldırılarla yıkılmaz.

Asıl yıkım içeriden başlar.

Güven duygusu çatladığı an, en sağlam görünen yapı bile içten içe çürür.

Bugün yaşananlar bir tartışma değil…

Bir dağılmanın ilk işaretidir.

Ve en tehlikelisi şu:

İçeride birbirine güvenmeyenler, dışarıya asla güven veremez.