Türkiye solunun kadim kronik hastalığıdır Russeverlik. Gerçi aralarından bazılarını bir zamanlar Russever oldukları halde kapitalizmin saflarında savaşa gönderdikleri de bir vakıadır.
Bunların isimlerini sayacak değilim.. Herkes, solculuğuyla bilinip liberalizmin çanağına hangi nimeti kimlerin doğradığını iyi biliyor. Rusçuların mana barındırmayan, hakikatle hemhal olmayan klişe ifadeleri belli.. Bir kelimeyi olur olmaz herkese savurdular yıllar yılı..
Faşist.. Kimse faşistliği kabul etmese de onlar sıkıştıkları her an bir nakarata dönüştürdüler faşisti.. Faşist kelimesiyle ne Mussolini'yi ne Franco'yu ne de Hitler'i kastediyorlardı..
Onlar için ABD ile ilişki kurmanın adıydı faşistlik.
Peki Türkiye NATO'ya ne zaman girmişti..
Aslında İsmet İnönü, SSCB'nin Boğazlar, Kars ve Ardahan üzerinde hak iddia etmesi üzerine Batı bloğuna yaklaşmayı düşlemiş, bu konuda adımlar da atmış ama bunu gerçekleştirememişti.
Başbakan Adnan Menderes,  Kore Savaşı devam ederken, 20 Eylül 1951’de Ottowa’da gerçekleşen NATO Konferansı’nda, ABD’nin teklifi üzerine Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya üyeliği masaya yatırılmıştı. Kısa bir süre içinde 12 NATO ülkesinin onayıyla 1952 yılında Türkiye ve Yunanistan bu örgüte kabul edildi.
Türkiye neden NATO'ya girme gereği hissetmişti?
Rusya o zaman yine tehditkar bir politika izleyerek Türkiye'yi Batı'nın kucağına itmiş, Türk milletinin bağımısız bir konumda politika üretmesini engelleyen ülke olmuştur.
Bunu görmeyen bizim eski tüfek solcular; sabah kalkıyorlar faşist, akşam yatıyorlar faşist..
Sanki SSCB çok makul, çok insancıl bir ülkeydi de biz onunla bağları NATO'ya girerek uzak tuttuk.
Rusya tarihin her döneminde Türk'ün diliyle, diniyle, kültür çoğrafyasıyla hep meşgul olmuştur.
Elinin altındaki halkları aşağılayan, onların kimliklerini ve alfabelerini yerle bir eden, kültürlerini yaşamalarına mani olan, akraba topluluklar arasında düşmanlık tohumları eken Ruslar değilmiş bizim Rusçular hala bu tavırlarından bugün de kesilmediler.
Türk'ün hava sahasına müsade olmaksızın dalan, uyarıları hiçe sayan bir Rusya gerçeği Genel Kurmay'ımızın ifadesiyle ayan beyanken, bizim Rusçular kem küm ederek o bildik teslimiyetçi anlayışlarını sürdürüyorlar.
 Biz Rus'a da Coni'ye de her türlü insanlık düşmanı devlete de karşıyız deme yerine bir tarafa suç diliyle diğer tarafa sevgi diliyle seslenmekten ar etmiyorar.
Bugün, pörsümüş siyasi kanaatleri bırakıp birlik ve bütünlük içinde aynı ipe asılma günüdür. Bu konuda numune insan rahmetli Attila İlhan'dır..


USTA’LAR ve ÇIRAK


Üç usta bir çırak resitali izledik. Fırtına taraftarından yoksun çıktığı bir maçta "Bu şehir başka şehir satılmış Eskişehir" tarifesini uygulayarak 2010-2011 sezonundaki o şaibeli sezonun ardından en ağır darbesini indirdi Eskişehir'e. Kümede kalmak için çırpınan Eskişehir ecel teri dökeceği günler yaşayacak daha.
 Günahlar bir bünyeye yapıştı mı kolay kolay o bedenden uzaklaşmaz. Sivas’ın yaşadığı bunalımlar da o günahlarının esmareleri.
 Neyse biz maça dönelim..
Trabzonspor defansif ağırlıklı bir oyun oynayarak başladığı maçta kontrollü oynamanın semeresini aldı. M'bia'nın ara pasında topu alan Cardozo daha maçın başında Usta işi bir vuruş yaparak çiçeği burnundaki başkanına sen Usta’ysan ben de yetenek bakımından senin kadar Usta’yım der gibiydi.
 Üçüncü usta da Mehmet Ekici'ydi. Topla teşviki mesayisi iyi olan Mehmet biraz daha kuvvet kazanırsa Trabzonspor çok sıkıntı çektiği orta saha organizasyonunda mesafe alır. Mehmet’in penaltıdan attığı gol hem kendisine moral oldu hem de başkanı Usta’ya beni de Usta’lıkta es geçemezsiniz sinyali niteliğindeydi.
Sadi Hoca’ya bir parantez açamadan geçemeyeceğim. Genç yetenek Muhammet Beşir’i sahaya sürmesi ve ondan Burak tipi bir santrafor yaratmanın ilk adımını atması takdire şayan bir hareket oldu.
Trabzonspor önündeki Rizespor maçından da üç puanla ayrılırsa ve kalan iki maçını da kazanırsa devre arasındaki süreci lehine işletebilir.
Artık Trabzonspor’un çıkışı başladı. Bu çıkış gençlerin de katkısıyla ete kemiğe bürünürse kazanan Trabzonspor olur.
Tebrikler Fırtına’m, tebrikler Usta’lar, tebrikler çırak..