Trabzon sokaklarını dolaş, kahvehanelere, derneklere, ticari yerlere git, konuşulanların başında spordur. Peşinden de siyaset gelir. Çeneye kuvvet günlerce yapılacak maçlar hakkında tahminler yürütülür. Tartışılır, zaman zaman da kavgaya bile dönüşür. Herkes iyi birer futbolcu, çalıştırıcı, yöneticidir. Maçtan sonra aylarca eleştirir ahkâm kesilir.
Seçimler için de öyle değil midir? Şu aralar halkımız seçimle yatıyor seçimle kalkıyor. Seçilen adaylar tartışılıyor. Siyasi partiler eleştiriliyor. Bu oluşum iyi mi? Elbette ki iyi. Bu yaklaşım toplumun canlılığı yönünden güzel. Duyarlılık yönünden de sevinç verici durum.
Maçlardan önce iki takımın başkanları iddialı konuşurlar. Amaç taraftarlarına moral vermek, karşı tarafın moralini bozmaktır. Maçtan sonra ise kaybeden tarafın özrü hazırdır. Hakem penaltıyı vermedi, karşı takımı tuttu.
Gazetelerde okuruz. Siyasal partiler anket üzerine anket yaptırırlar. Kimse yoğurdum kara demez. Hepsi anket sonucuna göre demeçlerinde birinci partidir. Amaç seçmenini artırmak oy vereceklerin moralini yükseltmektir.
Önemli olan toplumumuzun üzerine ölü toprağı dökmemektir, döktürmemektir. Toplumu ülke sorunlarıyla iç içe olmasını sağlamaktır. Sandık başına yüzde olarak daha fazla insanın giderek yurttaşlık hakkını kullanmasını sağlamaktır.” Ben gitmesem de olur. Benim oyumla mı partim kazanacak veya kaybedecek.” diye düşünen ve yorganı başına çekip o pazar günü uyuyan seçmen sayısı az değildir. Bu tür ilgisiz seçmenleri diri tutmak ise parti görevlilerinin işidir.
Ne yazık ki yorganı çekip yatmakla o kişi sorumluluktan kurtulamıyor. Sandığa gidip oy vermeyenler o ülkenin devekuşlarıdır. Evde susmak fikrini söylememek nasıl kişiliksizlikse seçimlerde susmak veya oy vermemek de siyasal iradesizliktir. De Gaulle, “Çekimserlik, ayaklarının ucuna basa basa sinsice hayır demektir” demiştir ki yerden göğe kadar haklıdır. Benim vatandaşım, kendi sorumluluğunu başkasının sırtına yıkmamalıdır. Unutmamalıdır ki “Devlet, o vatandaştır.” Bunu kabullenmesi ve kanıtlaması gerekir ki bu olanak da seçimden seçime verilen oy hakkıdır.
Seçimlerde milyonlarca para harcanır. Devlet bütçesinden çıkar, parti kasalarından harcanır; ama harcanır. Kim için veya ne için? Vatandaşın seçimlerle demokratik hakkını kullanması, seçmenin yönetime katılmasını sağlamak ve kendi vatanında vatandaşlık görevini yerine getirmesi için.
Sokakta, dernekte, işyerinde seçimi tartışmak demokratik hakkını kullanmak için nasıl basamaksa tartıştığı ve inandığı partiye oyunu vermek de vatandaşlık hakkı ve sorumluluğudur. Tartışılmalı ama uygarca. Karşılıklı saygıya dayalı ve hoşgörü ortamında konuşulmalı. Elbette ki her parti bireyinin başka parti bireyinde alacağı, öğreneceği bilgiler vardır. Tartışalım ki peşin hükümlü olmayalım. Kendi dünya görüşümüzde ısrarcı olalım ama inatçı olmayalım. İnatlaştığımız zaman demokratlığımızı yitirip siyasal yobaz oluruz ki en tehlikelisi de budur. “Benim babam X partisindeydi öyle ise ben de aynı partiden olmak zorundayım” yaklaşımını söyleyen seçmen sayısı az değil. Lider değişmiştir. Zamanın koşullarına göre parti tüzüğü de değişmiştir. Ancak parti adı değişmediği için o bıraktığımız yerde durmaktadır ki bunlara genellikle kemikleşmiş tipler veya parti yobazları diyoruz.
Özetin özeti: Seçmen vatandaşım, önüne sandık konulacak. Sen kimsenin etkisinde ve baskısında kalmadan hele hele küçük çıkarlara aldanmadan git oyunu kullan. Kullan ki sonradan konuşma hakkın olsun. Ülkede yurttaşlığın kanıtlansın.
Ne dersiniz?