Ortak Pazar” denilince aklıma, pazar ekonomisiyle ilgili, konular ve ticari etkinlikler gelir. Dün ve bugün hep bu minval üzere geniş platformda kendimin düşünce dağarcığını bu konulardaki içerikte, yoğunlaştırılmış fikir ve görüş dürtüsü içinde yoğurup genişlettim. Gel gör ki, dünyada günü birlik değişen globalleşmiş ekonomik olgu, Avrupa Birliği hikâyesinde, bizi ekonomik ticari yapıdan soyutlayıp, bilmediğimiz siyasal amaçlı hareketlenmelere kilitlediğini gördüm.
Ortak Pazara girme fikri ülkemizin var olma ilkelerinde değişkenlik içeren eylemlere dönüştürülerek, bambaşka bir yapıya büründürülüp, siyasal amaçlı girişimlerle, bünyemizde derin yaralar açmaya başladı. Avrupa Birliği ekonomik yaptırımları bir tarafa iteleyerek tek bu amaca yönelik siyasal birlik olma yolundaki tutumuyla müzakere sürecini başlatması, bence büyük sorunlar yaratacağı varsayımı olmaktan çıktığı açık seçik görülmektedir.
İç işlerimize sarkarak, demokrasi havarisi kesilip, var olma sebebimiz olan, ilke ve inkılâplarımıza dil uzatmayı, bunu reformlara bağlayıp öyle algılayarak, türlü türlü isteklerle bizi dar sokaklara bir maceraya sürüklemeye çalışması ve bu eylemlerinin ülkemizi parçalamaya yönelik olması, düşündürür bir durum yaratmıştır.
“Siyasal” kimlikli bir kılıfa bürünerek, ülkemizin var olmasıyla ilgili anayasal değişmezlere dil uzatarak dün savaşla ulaşamadığını, bugün ekonomik yaptırımlarla amacına ulaşmak isteyen bir tavır içine girmesi hangi ekonomik birlik anlamının gündem yapıp çağrıştırması gibi bir gözlem sergilemektedir.
Çok eski bir zaman dilimi içinde, bu birlik Amerikan sermayesine karşı, Avrupa’yı ekonomik yönlü korumak için kurulmuştur. Bizde ise 1956’dan itibaren, izlenen yanlış politikalar tam üyelik konusunda başarılı olmamış maalesef iyi bir sonuca vardırılamamıştır. Karmaşık bir durum arz eden gelişmeler sonrası bizi değişik amaçlı isteklerle, bambaşka bir yol izlemeye sevk etmiştir.
Acaba, biz ülkemiz için daha başka bir ekonomik politika üretemez miyiz, bu kadar aciz miyiz? Ki bizi her zaman, şunu yap, bunu da yap gibi emrivakilerle sarsan, bir Avrupa ile karşı karşıya kalmaktayız. Art niyetli bir tutum sergileyerek, ülkemizi çıkmaz bir sokağa sokmak isteyen AB’ye karşı koruma kalkanımız nedir? Bu gelişmeler, ülkemizde sosyal adaleti sağlayabilecek ideal bir gelişme izlenimi vermediği düşüncesindeyim.
Bu yolda ki gelişmeler, kapitalin bireysel çıkarlara endeksleyen gerçeği, zengini daha zengin yapan, fakiri daha derin bir çukura atan bir dünyaya kilitleyeceği görüşündeyim. Bu kilidi emperyalist denilen sömürücü gücün tutum ve davranışlarıyla insan tahakkümüne esir ettiği ve kaçınılmaz olduğunun acımasızlığı içinde algılıyorum.
Dikkat edilirse hangi ekonomik dünya hangi ticari zenginliği arttıracağı gibi bir tercihi yapabilme olanağına sahip değilsiniz, tek yönlü parasal alanda ki hüküm süren zenginler mutfağındaki kırıntılara muhtaç çaresizlik içindesiniz.
Sendikal olguyu tüm ilgili alanlarında, artık zenginin, himayesine sunmuşsunuz.
Siyasal alanda, yine kapitalin hükmüne, isteğine ve de çıkarına göre hareketi öngörmüşsünüz. Sonrada, Ortak Pazar bize saadetler sunacak bizi refaha kavuşturacak gibi laflar üretip, kandırmaca bir düzeni ülkede hâkim kılarak, sosyal adaleti sağlayıp kuracaksınız. Buna kuşlar bile güler dostlarım... DEVAMI YARIN