Burası benim devletimse çıkın dışarı!..

Ülkemizin Güneydoğusunda yaşanan ve yaşatılan manzarayı görünce üzülmemek mümkün değil.
Bu ülkenin döşemeye çalıştığı tüm iyi niyet taşlarının altına birer dinamit koymaya çalışanların verdikçe daha çok istediklerini, ülkenin vatanı ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü resmen sabote etmeye çalıştıklarını görüyor ve yaşıyoruz.
Bu ülkenin eğitim kurumlarının, okullarının yakılıp yıkılması belki gündeme getirilmiyor ama ne kadar gündeme getirilmezse getirilmesin o bölgenin kontrolünün avucumuzun içinden kaydırılmaya çalışıldığını görmemek mümkün mü?
Barış süreci zarar görmesin diye ne kadar gizlesek boşuna!
Görünen köy kılavuz istemiyor misali tefrika cirit atıyor..
Ama herkes şunu iyi bilmeli ki;
Bir millet için, bir ülke için en büyük tehlike ve tehdidin elbette tefrika (bölünme, ayrılma) olduğu asla unutulmamalı.
Bu tehlike ve tehdit, bırakın sağ bir insanı, mezarında yatan bir vatanseveri bile rahatsız edecek boyuttadır.
Yavuz Sultan Selim Han, bu hususu bakın ne güzel ifade etmiş,
“Milletimde ihtilaf-u tefrika endişesi,
Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni.
İttihadken savlet-i a’dayı def’e çaremiz,
İttihad etmezse millet, dağdar eyler beni.”
Yavuz Sultan Selim özetle şunu diyor:
“Milletimde meydana gelebilecek birbirine düşme ve bölünme endişesi, beni kabrimde bile rahatsız eder. Düşmanları def etmek için tek çaremiz bir ve beraber olmak iken, milletimiz bunu yapmazsa gönlüm yara bere içinde olur.”
Tefrika derdi, vatan âşıklarının en büyük derdi olmuştur hep!..
Yunus Emre “Derdi olan iniler” demiştir.
Yunus misali, işte dertli vatan âşıkları tefrika derdinden dolayı inim inim inlemiş ve dikkatleri bu tehdite ve tehlikeye çekmiştir.

MEHMET AKİF'İ İYİ DİNLEYİN..

İşte bu âşıklarından Mehmet Akif Ersoy, bakın tefrikaya karşı nasıl milleti uyarmıştır.
“Tefrika girmedikçe bir millete düşman giremez..
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”
Mehmet Akif Ersoy, “Hakikat aşığıdır.”
Derdi süslü püslü sözler söylemek değildir.
Onun derdi hep hakikat sözler söyleyerek milleti uyarmaktır.
Mehmet Akif Ersoy’un hakikat dolu sözlerini anlamak, günümüzde geçmişe nazaran daha da önemlidir. Milli şairimizin birlik ve beraberlik üzerine söylediği sözleri ve yaşadığı tecrübelerden dolayı, tüm milletimizi uyardığı şiirleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu uyarıları bilhassa gençlerimizin dikkatine sunmalıyız.
Evet, Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un tefrika tehlikesine dikkat çeken söz ve şiirleri şimdi daha fazla önem ve öncelik kazandı. Bundan 30-40 sene önce, dıştan güdümlü ve İngiltere, ABD ve İsrail destekli bölücülük planları bu ölçüde artmamıştı.

ÇOK ŞEY ANLATAN DERİN SIZI

Derler ya, “Tecrübe konuşuyor” diye. Mehmet Akif Ersoy, bölücülük tehlikesi noktasında yaşadığı tecrübeyi, içinde hissettiği derin bir sızı ve kaygı olarak gelecek kuşaklara şöyle aktarıyor:
“Türk Arapsız yaşamaz, kim ki ‘yaşar’ der delidir,
Arab’ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.
Veriniz baş başa; zira sonu hüsran-ı mübin,
Ne hükûmet kalıyor ortada, billahi ne din!
‘Medeniyyet’ size çoktan beridir diş biliyor;
Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor.
Arnavutlar size ibret olacakken hâlâ,
Ne bu şûride (bulanık) siyaset, ne bu fasid (bozuk) dava?
Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz,
Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz!
Bunu benden duyunuz, ben ki evet Arnavudum.
Başka bir şey diyemem... İşte perişan yurdum!”
Evet, tefrika ve ayrımcılık sonucu bir milletin başına gelen felaketleri milli şairimiz bu şekilde özlü bir biçimde ifade etmiş. Gelecekteki böyle bir tehlikeyi görmek için ne müneccim olmaya, ne de şair olmaya gerek yok.
Aklı başında olan her insan şunu anlar. “Bölüneni yutarlar.”
Devletin kırmızı çizgileri bile aşarak  her türlü tavizi vermeye çalıştığı Güneydoğu’muz üzerinde, verdikçe kuduran köpekler misali daha çok isteyen, işi ‘Biz kendi kendimizi yönetiriz. Resmi dil tanımayız. Okullarda kendi dilimizle resmi eğitim öğretim görürüz’ deme noktasına kadar getirip okulları yakıp yıkanların derdi bölünmedir..
Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tanımamadır..
Yani tefrikadır..
Dünyanın hiçbir ülkesinde bir devlet otoritesi böylesine bölünme sevdalılarına taviz vermez..
Bunların hakkı da destek değil, köstektir!
Devlet ne için vardır!..

KIŞANAK'A TOKAT GİBİ CEVAP!..

Bakın dün Suriyelilerin sınırdan geçiş yaptığı Suruç'a giden Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş başkanı Gültan Kışanak'ın askerlere yönelik tavrı   tefrika noktasında çok şey anlatıyor..
Mehmetçiğimizi taş yağmuruna tutanlara yapılan müdahaleye tepki gösteren Kışanak, askerle konuşurken "Senin devletin bana söz verdi" diyor.
Düşünebiliyor musunuz. Bu ülkenin   bir Belediye Başkanı bu ülkenin bir askerine 'SENİN DEVLETİN BANA SÖZ VERDİ' diyor.
Peki sen kimin belediye başkanısın!..
Hangi devletin!..
Ama Mehmetçiğimizin buna karşılık “BURASI BENİM DEVLETİMSE, BENİM TOPRAĞIMSA ÇIKIN DIŞARI” cevabı ise tokat gibi yüzüne patlıyordu Kışanak'ın..
Alnından öpülecek bir Mehmetçik..
Askerin bu sözü üzerine bir hayli sinirlendiği gözlenen Kışanak “Ne toprağı? Burası senin babanın toprağı değil. Sen nasıl böyle konuşuyorsun?” karşılığını veriyor.
Bu toprakların Türk milletinin babasının malı olduğunu anlıyor aslında!
Sevgili okurlar tefrika işte Kışanak ve onun gibilerinin yaptığından başka bir şey değil..
Bu nedenle Mehmet Akif Ersoy’un, tefrikaya karşı milleti uyaran sözü ile noktalayalım yazımızı;
“Tefrika girmedikçe bir millete düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez .”
Bu nedenle ‘TEFRİKAYA’ dikkat!..