Türk futbolu 1990’lı yıllar öncesi Sovyet Rusya ile o dönem bu ülkenin iki uydusu olan Bulgaristan ve Romanya’daki düzene dönmüş gibi. Rusya’da Dinamo Kiev, CSKA Moskova arasında yaşanan şampiyonluk şavaşları dillere destan olmuştu. Hepsinde hile ve hurda vardı.
Tudor Jickov’un Bulgaristan’ı ve Nikolay Çavuşesku’nun Romanyası da aynı idi. Polis ve asker takımları çekişirdi. Her türlü film yaşanırdı.
Maalesef Türk futbolu da bu yolda emin adımlarla yürüyor. TFF ve onun alt kümesi olan MHK kendi çalıyor kendi oynuyor. TFF’nin başkanı kulüp başkanlığı yaptığı dönemde takımı şike içinde. Külupler birliği başkanı keza öyle. Şikeciler ve şikecilerin başını çektiği bu ülkenin futbolu zaten Edirne’den öteye geçince duvara çarpıyor.
Gelelim İstanbul Başakşehirspor-Trabzonspor maçına. Maçın FİFA kokartlı hakeminin daha henüz 3 haftada bu kadar maçı gerginliğe sürüklemesine anlam veremedim. Çaldığı fauller, çalmadığı pozisyonlar bir alem. İstanbul’un gölü öncesindeki pozisyon buz gibi faul. 3 gözün baktığı pozisyonda Sefa’nın biçilmesi nasıl faul olmaz ki ? Ya son dakikada Belkalem’in attığı gol netlik derecesi yüzde yüz. Halis muhlis Özkahya’nın tek doğrusu penaltı. O da kale arkası hakeminden. Hem de UEFA hakem eğitmeni tribündeyken.. Anlayacağınız bu Özkahya mahalle maçı yönetemez .
Şu bir gerçek ki başta Trabzonspor olmak üzere Anadolu takımlarının önünü kesiyorlar erkenden. Yayıncı kuruluş ise Fenerbahçe-Gaziantepspor maçında verilen penaltı pozisyonunu bile göstermiyor. Ya Fenerbahçe’nin aleyhine verilseydi o karar. Yatar kalkar o pozisyonu gösterirlerdi.
Türk futbolunda çöküş tüm hızıyla sürüyor. Futbolcular bitik. Ama aldıkları ücret çok yüksek. Asgari ücretin 890 lira olduğu bu ülkede trilyonlar alanlardan herkes işini iyi yapmasını ve futbol oynamasını istiyor. Çünkü maça gidenler asgari ücretli insanlar.
Hal böyle olunca, Avrupa’daki maçlarda seyirci ortalaması 40-50 bin arasında değişirken, Türkiye’de ise 6-8 bin arasında..