Bugün 23 Nisan...
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.
Türk tarihi için altın bir sayfa...
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e minnet duygularımızı sunuyoruz...
Yaşasın ulusal egemenlik...
Hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası ulusal egemenliktir. Atatürk, ‘Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır’ derken bu en önemli bayramı armağan ettiği çocuklarımıza şöyle sesleniyordu:
“Küçük hanımlar, küçük beyler!
Sizler hepiniz, geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız.
Memleketi aydınlığa boğacak sizsiniz.
Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz.”
Aradan 93 yıl geçti.
23 Nisan, hala dünyadaki tek çocuk bayramı.
Ve hala, övünebileceğimiz en önemli gerçek !
Çocuklarımıza şanlı tarihimizi anlatmak, cumhuriyetin nasıl inşa edildiği konusunda onları bilinçlendirmek her Türk baba ve annenin görevidir..
Okuldaki öğretmenin de
Devletimizin de asli görevidir...
Bakın yakın tarihte, Özallı yıllara gidelim...
Eğitim alanında uzman olan bir Japon heyetinin, merhum Başbakan ve Cumhurbaşkanlarından Turgut Özal zamanında Türkiye ziyaretinde yaşanan, (belki bazı sevgili okurlarımızın bildiği) bir olayı örnek olarak bu anlamlı günde sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü tekrarında fayda var!
Zira çocuklarımıza tarih şuuru vermenin ne demek olduğunu çok iyi anlamamız bakımından bize Japonların verdiği önemli bir ders olsa gerek.
Eğitim alanında uzman Japon heyeti, zamanın Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler'in de içinde bulunduğu bir heyetle Başbakan Turgut Özal’ın huzuruna çıkar ve davet üzerine geldikleri ülkemizde inceledikleri eğitimimizin gençlerimiz üzerindeki verimsiz sonuçlarını şu soğuk cümleyle ifade ederler:
“Gençlerinizde milli şuur eksik!”
Şok etkisi yapan bu gözlemden sonra sorular arka arkaya gelir:
“Siz Japonlar gençlerinize milli şuur verme adına ne yapıyorsunuz? Nasıl bir eğitim programı uyguluyorsunuz?”
Japonlar şu bilgiyi verirler:
“Biz eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Çocukları uçak kadar hızlı giden trenlere bindirir ve çok katlı yollardan geçiririz. En üstün teknolojiyle ve robotlarla çalışan dev fabrikalarımızı gezdiririz. Bu baş döndürücü teknoloji karşısında sarsılan ve şoke olan çocuklarımıza deriz ki:
Gördüğünüz bu hızlı trenleri ve üstün teknolojiyi sizin atalarınız yaptı. Eğer siz daha çok çalışırsanız daha hızlı giden ulaşım araçları yapar, daha üstün teknoloji meydana getirir, daha modern fabrikalar kurarsınız. Bundan sonra çocukları Hiroşima ve Nagazaki'ye götürüp düşmanın harap ettiği bölgeleri gezdirir ve yine deriz ki:
- Eğer siz birlik ve beraberlik içinde çalışmazsanız, işte böyle düşmanlar sizin ülkenizi yakar, yıkar ve yaşanmaz bir ülke haline getirirler. Ama çalışırsanız güçlü olursunuz, düşmanlarınız size saldırmaya cesaret edemezler.
Vatanınız, milletiniz yükselir. Dünyadaki devletler size saygı duymaya başlarlar...
Artık çalışmak ve çalışmamak konusunda kararınızı siz verin.
Bu iki şok örnekle çocuklarımız kendilerine gelerek iyi ve çalışan bir Japon genci olma yolunda ilk adımlarını atmış olurlar. Milli bir şuurla okurlar!"
Tam bu sırada orada bulunanlardan biri: “Bizim Hiroşima ve Nagazaki'miz yoktur ki!.." demeye getirir.
Buna gecikmeden cevap gelir:
- Sizin Hiroşima ve Nagazaki gibi yerleriniz bizimkilerden çok ve daha da etkilidir.
Bir metrekareye altı bin merminin düştüğü Çanakkale zaferinin kazanıldığı olaylarla dolu bir tarihi mekan sizde. Çocuklarınız ve gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile Çanakkale.
Dünyanın en gelişmiş ve en güçlü ordularına karşı Türkler olmazları olduruyor ve bütün dünyayı hayretler içinde bırakan bir zafer kazanıyorlar. İmanın, azmin, birlik, beraberliğin neleri yendiğini ispatlıyorlar burada.
İşte sadece bu olay, bu bölge ve bu zafer dahi gençlerinizin milli şuur kazanmalarına yetecek örneklerle doludur.
Bu sebeple gençlerinizi gruplar halinde Çanakkale'ye götürüp gezdirmelisiniz.
Her Türk genci Çanakkale Savaşları'nın yapıldığı bölgeyi bilerek gezmeli, atalarının ne olmazları başardığını gururla görmeli, iftiharla öğrenmelidir. Daha sonra onlara demelisiniz ki:
"Sizler birlik ve beraberlik içinde çalışmazsanız, güçlü ve kuvvetli olmazsanız düşmanlarınız yine Çanakkale'ye gelirler, ülkemizi işgal eder ve öz yurdumuzda hür yaşamayı size çok görürler.
Ama çalışır, teknolojiyi yakalarsanız, ülkenizi kalkındırır, ilerleyen ülke haline getirirseniz. Düşmanlarınızın sizi etkileri altına alma cesaretleri yok olur. Özgürlüğünüzü korursunuz. Atalarımızın işte böyle koruduğu bu vatanı koruma ve kalkındırma sırası şimdi sizlerde!.."
***
Japonların verdiği bu örnekler ders gibi!..
Tabii ki anlamak istersek! .
Mustafa Kemal’in yazımızın başında çocuklara seslenişindeki cümlelerle bitirelim yazımızı;
“Küçük hanımlar, küçük beyler!
Sizler hepiniz, geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız.
Memleketi aydınlığa boğacak sizsiniz.
Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz.”