Taliban “Amerika’nın Afganlılara bir armağanıdır.” Sovyet Rusya işgaline karşı kurdurdu, kullandı, Rusya çıktıktan sonra aynı toprakları kendisi işgal etti. Bu kez Taliban Amerika ile savaşa tutuştu.
Canından bezdirilen Afgan halkı, çoluk, çocuk, kadın, erkek, hiçbirinin can güvenliği kalmadığından ülkesinden kaçıp kurtulmak için hava alanında bir bohça gibi uçaklara asıldılar. Başlarına nelerin gelecek olduğunu az çok tahmin ediyorlardı. Taliban’ın ne kadar acımasız, gaddar ve zalim olduğunu, özellikle kız çocuklarına ve kadınlara “uygulanan şiddetin boyutunu” biliyorlardı. İslam adına dökülen kanın Afgan halkının olduğu unutuluyor ve yaşama hakkı tanınmıyordu.
Taliban zaman içerisinde ülke yönetimini ele geçirerek özellikle “aydınlara, kadınlara, kız çocuklarına” kanlı dişlerini göstermekten çekinmedi. Kız çocuklarına okulun yolunu kapattı, kadınların konuşma, yazma ve çalışma haklarını ellerinden aldı, eve hapsetti, sokağa çıkmalarını yasakladı. Kadını insani duygu, düşünce ve eylemlerinden soyutlayarak erkeğin zevk aracı olan bir “çocuk fabrikasına” dönüştürdü.
*
Afganistan yeni ceza kanununu açıkladı. / Kimi “Türk” yazarlar, “Afganistan’da yaratılan bir cennetten” söz ederken “darısı Türkiye’nin başına” diye özlem dolu dilekte bulunuyorlar. Nasıl bir cennet yaratılmış Afganistan da; gelin kimi maddeleri birlikte okuyalım: Hani üstüne basa basa, altı kalın çizgilerle çizilerek anlatılan “cariyelik” müessesi “iyileştirildi” düşüncesi 21. Yüzyılda Afganistan’da “yasal hale getirildi.” Cariyelik kadın köleliğinin adıdır.
Bakınız bu bağlamda Afgan yetkililer daha neler koymuş Ceza Kanununa: “KADINLAR EŞLERİNDEN HABERSİZ AİLELERİNİ ZİYARET EDERSE; HEM KADIN, HEM AİLESİ HAPİS CZASINA ÇARPTIRILACAK. Ya şuna ne demeli: “AKRABASI OLMAYAN KADIN VE ERKEĞİN BİR ARADA BULUNMASI SUÇ KABUL EDİLDİ.
Bunların derdi ulusal sorunlarla, bilim, teknoloji, sanayi, eğitim, hak, hukuk, adalet, kalkınma, ilerleme, insanların refahı ve huzuru değil, kadını elde tutma ve köle yapmaktır. Kadına nasıl nefes aldırılmaz, kadın nasıl insan yerine konulmaz ve insan gibi yaşatılmaz? Kadın nelerle, nasıl ezilir ve silikleştirilir?
Sosyal, kültürel ve toplumsal bağlamda “dans” folklorik bir ilişkidir. Kadının ve erkeğin kültür varlıkları toplumların duygu, düşünce, dilek ve beklentilerini yansıtma bakımından sosyolojik anlamı taşıyan bir olgudur. Türkülerden, şarkılardan, danslardan insanları, toplumları yoksun bırakamazsınız. Müzikle dans, ayrılmaz ikildir. Ama gelin, görün ki, “dans etmek ve dans izlemek bu cennette yasaklandı.”
Toplumların en zayıf, en güçsüz, en korumasız bireyleri çocuklar ve kadınlardır. Erkek egemenliği “güce, kuvvete” dayandığı için, kabadır, zorbadır, acımasız ve saldırgandır. Daima şiddete, ezmeye, pasifize etmeye, baskı altında tutmaya yöneliktir. Anladığı ve anlatmaya çalıştığı dil, kuvvettir. Kuvvetten yoksun erkek zayıftır, güçsüzdür, iktidarsızdır, havası kaçmış balondur. Bunun için çocuk sevginin, şefkatin simgesi olan sarıp sarmalama kaynağı anneye verilir. Gücünü aklından, zekasından, bilgisinden, kültüründen, erdeminden alan, sevgiyi ilke kabul eden, var olan her şeye saygı duyan ve değerli bulan erkek baş tacı olur.
Bakınız Afganlı erkekler kadınlardan korkusuna yasalarına ne koymuşlar: “Kadına yönelik şiddet, kalıcı sakatlık oluşmadığı sürece meşru bırakıldı.” Yani “erkekler, kadınlarınızı dövünüz, şiddetle baskı altında tutunuz. Eziniz, gözünü açtırmayınız. Kadınlarınızı köle yapınız.” / 96 Yaşında ölen rahmetli teyzem, “biz kadınlar insan olmayı Atatürk’ten öğrendik” diyordu. “O zamana kadar insan mıydık, ahırdaki hayvan mıydık, belli değildi.”
Çocuklar… Toplumlarda en çok ezilen, korkutulan, azarlanan, şiddete uğrayan, “istismar” edilen, korkutularak susturulan, hatta gördüğü yanlışlılardan ötürü öldürülen, bu dünyanın neşesi, gülen yüzü, hiç durmadan öten ve yaşamı değerli kılan cıvıl cıvıl sesleridir. Dünyaları oyundur, oyun, zevk veren, mutlu kılan eylemleridir. Büyükler oyunu çoktan unuttu, salt kağıt ve taş oyunlarını yaşıyorlar. Bu yüzden dünyaları kuru ve yavandır. O çocuklar ki, bulundukları yerleri, oyunları ve şarkılarıyla cennete çevirirler.
Bakınız Afganlı Taliban, çocukların cennetini beğenmedi, “çocukları istismar” ederek cennet(!) kurmaya kalktı ve Ceza Yasasında “ÇOCUĞA YÖNELİK CİNSEL ŞİDDET, SUÇ KAPSAMI DIŞINDA BIRAKILDI.” Dünyanın meleklerine bunu yapmak, onları korumasız bırakmak, hangi aklın, hangi kafanın, hangi vicdanın eseri olabilir? Bu kafalar hangi “insanlık kategorisine girebilir?”
İnsan hakları ve özgürlükler, düşüncenin, kültürün, erişilen düzeyin bir göstergesidir. Bir bahçede ne kadar çok renkte ve şekilde çiçek olursa o bahçe o kadar zengin ve güzel olur. İnsanlık bahçesi de ne kadar çok görüş düşünce, inanç, ırk çeşitliği içerisinde olursa o kadar zengin olur. Oysa Taliban’ın Afganistan’da yarattığı ve Türkiye adına özlem duyulan cennette tek renk, tek şekilde çiçek yetiştirmeyi amaçlıyorlar. Kendi inanç ve düşünceleri dışında biat etmeyen herkesi tırpanlıyorlar:
MUHALİFLERE İDAM CEZASI GETİRİLDİ. / MUHALİFLERİ BİLDİRMEYENLER-İHBAR ETMEYENLER, İSPİYONLAMAYANLAR HAPİS CEZASI YATACAK. / LİDERLERİN EMRİNE UYMAYANLAR CEZALANDIRILACAK. İslam’da biat(iktidara, güce tabi olma, bağlanma, yönetimi, yöneteni tanıma)bir görenektir. İktidarı ele geçiren güç, herkesin kendine tabi olmasını ister. Tabi olmazsa öldürme hakkını kendinde bulur. Bu, “hazret” ya da peygamberin torunu bile olsa fark etmez, gözlerini kırpmadan katlederler(Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali öldürüldüler, Hz. Ali’nin oğlu, peygamberin yüzünü öptüğü torunu Hz. Hüseyin Yezid’e biat etmediği için Kerbela’da şehit edilmiştir.)
İnsanları bir tarağın dişleri gibi eşit gören İslamiyet, farklılığı “takvada” görür, hiç kimseye üstünlük vermez. Ama siyaset ve saltanat bu hükmü tanımaz. Afganistan cennetinde toplum VATANDAŞLAR, DİNİ LİDER(İslamiyet’te ruhban sınıfı yoktur ya)ELİTLER / ORTA SINIF / ALT SINIF OLARAK AYRILACAK, KANUNLAR STATÜYE GÖRE DEĞİŞİKLİK GÖSTERECEKTİR…
Arzu edenler bu cennete gidebilirler. Sevgiyle esenlikle kalınız…