“Makbul insan, kaliteli, nitelikli insan, erdemli insan, inanılır, güvenilir insan, doğru dürüst, namuslu, ahlaklı insan, güzel insan…” Bunların karşıtlarıyla da insanlar tanımlanabilir. Ancak ben salt “çürüyen” sıfatını kullanarak siyasetteki kimi olumsuzluk anlamlarını taşıyan insanları anlatmaya çalışacağım.

Siyaset öyle bir duruma getirildi ki, insan ve toplum hayatında girmediği yer kalmadı. Tabiri caiz ise, “siyasetin etki alanı genişledikçe, çıkarcılar kutsalların ipini kemirerek” siyasetin içine daldı. Siyasette “kalite, nitelik” artacağı yerde, siyaset ayağa düştü. Çok yakından tanıdığımız kimi siyasetçilerden görüyoruz: “Okullardan, kopyalarla, ikmallerle, himmetlerle mezun oldular, devlette ve özel sektörde iş bulamadılar, yani hayatta başarılı olamadılar” ama siyaseten başardılar ve partiler arasında liderlerin piyonu olarak fink atıyorlar.

Önce küçük küçük parti yönetimlerinde, belediye encümenlerinde görev almaya başladılar. / Doğru, dürüst, sözünün eri, verdiği sözden dönmeyenleri tenzih ediyorum. Bir paket sığaraya, bir yemeğe, bir kadeh içkiye, inanmadığı partiye üye oldular, parti değiştirdiler, halktan aldıkları oyları korumadılar ve seçmenden aldıkları oyları, seçmenin istemediği partiye utanmadan taşıdılar.

Halk inanmış, güvenmiş, sevmiş, takdir etmiş, “benim partimden” demiş, oy vermiş, meclis üyesi yapmış, belediye başkanlığıyla onurlandırmış, kendini temsil etsin diye milletvekili yapmış, TBMM’ne göndermiş. Verebileceği en yüce makama getirip oturtmuş. Meclis üyesi, belediye başkanı, milletvekili ne yapmış? Kendisine güvenenlerin güvenlerini boşa çıkarmış, çıkarları için halkı bir kenara iterek başka bir partiye geçmiş. Neden mi? Çünkü birtakım “yaramazlıklar yapmış”, yandaşına sahip çıkan ve yargıdan kaçırıp kurtaran iktidara yama olmuş, “gel benim partime, senin hırsızlığına, ahlaksızlığına dokunmam” demiş, ahlaksıza sahip çıkmış.

Partiler, bu insanları nasıl seçiyor? Özellikle muhalefet partileri neden bu inanılmaz güvenilmez adamları(!)seçin diye halkın karşısına çıkarıyorlar? Yoldaşını yolda bırakacak adamlara nasıl inanıp güveniyorlar? Yüzyılı aşkın bir deneyimden sonra sizlerin “ölçütleri” yok mudur parti olarak insanlara uygulayacağınız? Bu kadar sık parti değiştirecek, kendine güvenenlerin güvenini boşa çıkarak bu insanlara hiçbir sorumluluk yüklemeden onlara nasıl inanır, güvenir ve halkın oylarını teslim edersiniz?

Bir değil, iki değil, Genel Başkan(K.K) da dahil olmak üzere bu millete nasıl ihanet edersiniz?

Bu milletin dediği, istediği hiç mi olmayacak? Tüm siyasiler, hep “bir pırojeye” göre mi hareket edecekler? Efendiler, aklınızı başınıza toplayın, bu ülkede 46’dan buyana Amerika ne istiyorsa o oluyor. Partiler parçalanıyor, siyasiler gidecek yer arıyor. Belediye başkanları ayakta duramıyor. İnsani erdemler, insani değerler, toplum çürüyor, çürütülüyor. Kimseye inanç ve güvenç kalmıyor. İnsanlarla birlikte devlet çürüyor, yargı çürüyor. Bu güvensizliğin ve çürümüşlüğün içerisinde insanlar çıldırmadan nasıl yaşayabilirler?

Mahkemeler, yargıçlar salt siyasi davalarla ilgilense, yine de davalar bitmez.

Gün geçmesin ki bir muhalif belediyeye yapılan bir operasyonla uyanmayalım. / Gün geçmesin ki hakaret davaları duymayalım. / Üstelik terörsüz Türkiye istiyorlar.

Gün geçmesin ki bir gazeteci tutuklanmasın, hakkında “casusluk davası” açılmasın.

Siyaset çözüm üretme yeridir. Ülkenin üstündeki kara bulutları dağıtacak, pırıl pırıl gökyüzünü ve aydınlık geleceği halkına sunacak, “kem, küm etmeden”, açık-seçik, net konuşacak partiler gerek. Rahat nefes aldıracak, halkını güldürüp mutlu edecek, cesur, dinamik partiler ve siyasetçiler gerek. Feodal tortuları fosilleştirmiş partileri değil. Türkiye’de böyle bir siyaset ve siyasetçi pırofili ufukta var mı? Sorunlar ayyuka çıktı. Tutuklamayı, içeri atmayı çözüm görenler Türkiye’nin ve çağın dışında yaşayan insanlardır. Bu kafayı taşıyanlar sorun çözmez, sorun olurlar. Sorunları bir sanatçı titizliğiyle çözecek siyasetçiler gerek.

Oturduğu yeri ısıtmadan parti değiştiren siyasetçiler mi?

Halkın inancını ve güvencini yitiren ahlaksızlar mı?

İnsanları ahlaksız, güvenilmez olmaya, çürümeye iten kirli bir iktidar mı?

Ahlaken çürümüş, ekonomi-politikadan haberi olmayan, liyakatin yanından geçmemiş, ülkesini, toplumunu, tarihini, dününü, bugünü bilmeyenlerin gelecekle ilgili hangi görüş ve düşüncesi bizi aydınlık, pırıl pırıl bir geleceğe taşıyabilir?

“Ben bilirim, onların kafası basmaz, ben ekonomistim” diyen insanın ülkeyi getirdiği yer, “çürüyen para ve çürüyen insan pazarı oldu.”

İnsanları, zaafları yüzünden, siyaset sahnesinde ahlaksızlaştırarak, çıkarları için korkutup tepesine çökmek bir başarı değil, çürümenin kaynağı olmaktır.

En büyük para, 2009’da tedavüle çıktığında yaklaşık 133 dolara tekabül ediyordu. Bugün 200 TL beş dolar almıyor. 128 doları kim çaldı? Bilen var mı? İktidar bunu çok iyi biliyor ve bu hırsızlığı önlemiyor, tıransferle gündemi meşgul ederek başarılı olduğunu göstermeye çalışıyor. Başarı hem ahlaken, hem de parasal çürümeyi önlemektir. Çürüme varsa başarı yoktur.

Siyasiler de o para gibi çürüdü, inanırlığını, güvenirliğini yitirdi, ahlaken çöktüler.

Sevgiyle, esenlikle kalınız…

[email protected]