Kim ne derse desin Türkiye her yönü ile keskin bir viraja girmiş durumda..
Bu keskin virajda en tehlikeli  nokta sözde Kürt sorunu üzerinden  Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısı üzerinde özerklik oyununun olduğu apaçık ortada.
Çünkü Kürtçülük üzerinden  plan yapanların emeli açık ve net  belli oldu!
'Biz kendi kendimizi yönetiriz..Yani federasyon..Yani özerklik'
Terör üzerinden hedefe koşan bir azınlık, Türk milletinin birer ferdi olarak bu vatan topraklarında yaşayan, etnik kökenleri Kürt  olan insanlarımızı artık bu istekleri doğrultusunda istedikleri gibi yönlendiriyorlar!. Millet olma bütünlüğünün  kaybolacağı kaygısı iyice yaşanıyor..
Peki bugün yaşatılmak istenen sözde “özerklik” sorunu ne?
Nereye gidecek!
'Biz Yugoslavya değiliz ki o duruma düşelim' demeden Yugoslavya’yı hatırlamakta en azından 'tarihsel dersler' olarak  fayda var.
Tarihe baktığımızda çok değil bundan 25-30  yıl önce dünya üzerinde Yugoslavya diye bir devlet vardı.
Şimdi nerede?
Sovyetlerin hegemonyası altına girmeden, Batı’nın uşaklığını yapmadan, topraklarındaki farklı kimliklerin tek çatı altında kardeşçe yaşayabildiği bağımsız bir devlet değil miydi?
Fakat 70’lerden itibaren  ABD'nin, İngiliz'in, Batı ülkelerinin ve IMF’nin Yugoslavya’ya ilgisi arttı. Yugoslavya da bir anda kendine yabancılaşmaya başladı. İthalat ihracata göre fahiş oranlarda arttı, üretim gücü azaldı, ülkenin ekonomisi zayıflatıldı. Üreten değil, sürekli tüketen bir ülke gerçeği ortaya kondu. Yaşananlar  farklı kimliklerin birbirine düşmesine, gelirin eşit dağıtıldığı etnik kimliklerin  birbirlerini çekememesine neden oldu.
Artık hiç kimse bir diğerini kendisinden görmüyor, paylaşımı önemsemiyordu.
Ekonomiyi düzeltmek için IMF’ye bel bağlayan ülke Batı’nın önerisiyle Kosova’nın özerkliğini kaldırdı. (Kosova’nın özerkliğinin kaldırılması Yugoslavya’nın dağılma sürecinde bir mihenk taşı oldu.) Kosova’nın özerkliğinin kaldırılması ekonominin düzenlenmesine yönelik Batı’nın doğrudan desteğiyle atılmış bir adımdı. Fakat aynı Batı, bunu Kosovalı Arnavutları Yugoslav hükümetine karşı kışkırtmak için kullanmaya başladı. Yugoslavya’dan ayrılmak için terör eylemlerine başvurmayı seçen Arnavutlar bu amaçlarına ancak Şubat 2008’de ABD’nin büyük yardımlarıyla ulaşabildi.
Bu arada Sırplar, Hırvatlar ve Slovenler arasındaki ayrışma artarak devam ediyordu. Slovenler kendi kazançlarını federasyondaki diğer devletlerle paylaşmayı artık istemiyorlardı. Bunun sonucu olarak Yugoslavya’dan ayrılan ilk ulus, Slovenler oldu. Slovenleri Hırvatlar takip etti.
Daha sonra da bilindiği üzere Bosna Savaşı’nda yaşanan Boşnak soykırımı ve Boşnak-Sırp-Hırvat savaşları Bosna’nın 3’e bölünmesine neden oldu.
Eski Yugoslavya üzerinde bugün tabii ki yeller esmiyor, yalnız aynı coğrafyada Makedonya, Slovenya, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Sırbistan, Karadağ, Kosova bu tek devlet içinden çıkan ayrı,ayrı devletçikler olarak dünya sahnesine çıkarıldı.
Nerede 20 yıl önceki Yugoslavya!
Bir felaket edebiyatı yapmıyoruz..
Sadece bir durum tespitini 'Acabalarla' ortaya koyuyoruz..
Tabi ki bu ülkenin, bu Cumhuriyet’in temeli Yugoslavya asla değil..
Ama sürekli değişen dünya düzeninde özellikle de bölgemizde yaşanan gelişmelere baktığımız zaman “Biz Yugoslavya değiliz ki” demeden bugün Türkiye üzerinde oynanan veya oynanacak oyunlara çok ama çok dikkat etmeliyiz..
Tarihe baktığımız ABD ve Batı’nın Türkiye üzerinde tarihsel senaryoları bu değil mi?
Hele hele gelişen, büyüyen ve bölgesinde güç olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin üzerinde emelleri olmaması asla ve asla mümkün değildir. Bu emeller iyi analiz edilmeli.
Uzun vadede ABD ve Batı’nın parçaladığı Yugoslavya’daki çok milletli yapı gibi, çok etnik kökenli bir yapı ve bu etnik kökenlerin de siyasi olarak temsil edilebileceği yeni bir düzen oluşturma planlaması olunabileceği yönünde çok ama çok dikkatli olunmak zorunda.
Özerklik gibi kapılar açılmamalı..
Süreç ilerliyor ve biz de Türkiye Cumhuriyeti olarak bu sürecin içindeyiz..
Fakat aynı oranda da adeta dışındayız gibi..
Aman dikkat!