Bu gazetede bir haber yer almıştı!
'Ey vefa neredesin' diye başlık atmıştık.
Trabzon ve Trabzonspor sevdalısı 'Bize her yer Trabzon' sloganına en uygun isim olan yazarımız Aksal Yavuz İstanbul'da bir baba ile duygularını paylaşırken aynen şöyle diyordu;
'Çocuğumu yaşatmak için Afrika'ya gidip hamallık yaptım.'
Kimdi bu adam!
Dile kolay 4 yılda 143 maç..
120’sinde ilk 11’de sahaya çıktı.
4 yılda 3 şampiyonluk ve kupalar..
Ömrü hayatında hiç kart görmedi.
Trabzonspor’un 1.Lig’de golünü atan ilk oyuncu oldu..
Bu ülkede adı ve soyadı ile söylenen bilinen tek oyuncu..
Şenol, Dozer Cemil, Kadir, Ali Kemal, Bekir ve Necati o yıllar Trabzonspor’da ne ise, o da onlardan biriydi.
“Nüfus kâğıdına Trabzon yazmayıp Trabzonsporlu olanları sırtımızda taşımak” gerekiyorsa, onların başında gelen bir isim..
Arkadaşımız Aksal Yavuz ile Sarıyer'in Maden semtinde söyleşirken içini döküyordu..
Trabzonspor'un Türk futbolunda efsane olmasının başyapıtı oyuncularından biri, o öyle bir duygu seli ortaya çıkardı ki ona kayıtsız kalmak asla mümkün olamazdı. Futbolu bıraktı, elinde kalan bir şey yoktu. Çocuğu hastaydı. Çaresizdi. Ama 'Benim için şerefli meslek' dediği hamallık için Afrika'nın yolunu dahi tuttu.
Efsane anlatıyordu o güzel günleri;
“Hiç unutmam Ankaragücü maçıydı. Oyuncu değiştirme hakkımız yok. Şenol Güneş sakatlandı. Ee kaleye kim geçecek, rahmetli Kadir ‘Ben’ dedi.. Ben, ‘Hayır, ben geçeceğim’ dedim. Düşünün kaleye geçmek, sorumluluk almak için birbirimizle yarışıyoruz. Kaleye ben geçtim, maçı da biz aldık..”
Devam ediyordu..
“Avni Aker’de uzun zamandır yenilmiyorduk. Mustafa Denizlili Altay bizi mağlup etmişti. Hocaları Ömeragiç, maç sonu ‘Trabzonspor balon, balon’ demez mi.. İzmir’de görüşeceğiz dedik ona.. O haftayı iple çektik. İzmir’e gittiğimiz hafta Adana Demirspor-Fenerbahçe maçı oynanıyor. O zamana kadar şampiyonluk aklımıza gelmiyor. Bizden yarım saat evvel başlayan maçta Fenerbahçe’nin 2-0 önde olduğunu söylediler. Devre arası soyunma odasına giderken, radyodan maçı dinleyen bir polis, Alpaslan’ın penaltı kaçırdığını, Fenerbahçe’nin 3-2 mağlup olduğunu söyledi. İkinci yarı sahaya çıktığımızda bütün tribünler ‘Trabzon, Trabzon’ diye inliyordu.. Tabii ki Altay ile olan hesabımızı orada görmüştük!”
Bir başka anısı gözlerinin önüne geliyordu..
“Hiç unutmuyorum. Bir Eskişehir maçı sonrası, tam otobüse binmek üzereyken, bir gurup taraftar Trabzonspor’a ve bize küfretti. Kadir hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Sen misin Trabzonspor’a küfreden, biz herkese sahayı dar ediyoruz, size mi acıyacağız. Hep birlikte otobüsten indik, üzerimizde formalar, ayaklarımızda kramponlar sokakta taraftar kovalıyoruz. Birkaç dakika önce aslan kesilenler kedi olmuş, kaçacak delik aramaya başladılar”..
'Hey gidi günler' diyerek gel de gururlanma..
Aksal Yavuz'un 'bam teline' bastığı an geliyordu..
İyi dinleyin..
Efsane ‘Ben Trabzonspor’un çocuğuyum’ derken, ani bir dürtüyle cebinden o yıllara ait Trabzonspor amblemli anahtarlığı gösterdi. Ve hiç kullanılmamış gibi gıcır gıcır bir kredi kartı. Çatlayan dudakları gerilmişti, bakışları uzaklara dikilmişti, gırtlaktan gelen hafif bir sesle ‘Kartında para olmadığını’ fısıldıyordu!
Gel de isyan etme!
‘Oğlum’ kelimesi döküldü, ‘Trabzonspor’un çocuğuyum’ diyen ağzından..
Efsane hasarlı bir bina.. Dokunsanız yıkılacak..
“Çocuğum hastaydı, elimde avucumda ne varsa tedavisi için harcadım. Öyle gün oldu hastanelere bugünün parasıyla günlük bin lira ödedim. Aklıma şerefli mesleklerden hamallık yapmak geldi. Ver elini Afrika.. Cape Town’da üç yıl çalıştım.. Evet evet hamallık yaptım..Çocuklarımın hasretine daha fazla dayanamayıp Türkiye’ye geldim. Eski dostlarımdan iş istedim.
Trabzonsporlu iş adamlarından birinin şantiyesinde çalıştım. Kah ofiste durdum, kah şoförlük yaptım.. Her şeye katlandım fakat benimle alay edilmesine asla tahammül edemezdim. Oradan ayrıldım. Birçok yerde aylık, hatta haftalık çalıştım. Çocuğumun iyileşmesi için her şeyi yapmaya razıydım. Bu arada Trabzonspor gibi dik durmaya özen gösterdiğimi de söylemeliyim. Sadece rahmetli Kadir beni arardı. Maddi ve manevi yardımını hiç eksik etmedi benden. Çocuğumu hastaneden çıkaramamıştım, onu arayıp yardım istedim. Gereğini yapıp çocuğumu onun sayesinde hastaneden alabildim.
Hangi kapıyı çalsam hep yüzüme kapattılar. Trabzonspor başkanlarından biri bana kartını verip, şirketine gelmemi söylemişti. Çaresizdim, her yolu deniyordum.. Bir çare, bir umut deyip, Başkanın şirketine gittim. Kapıdaki görevli ‘sen kimsin?’ sorusuna cevap verince, benimle alay etti.. Sen kim, Trabzonspor kim der gibiydi. Sekreter başkan yok dedi bana. Oysa Başkan yerindeydi.”
Gel de lanet olsun deme!
Efsane devam ediyordu;
“Günün birinde, giydiğim 8 numaralı formayı istediler benden. Çocuklar gibi mutlu oldum, zira hatırlanmıştım, formam müzedeki yerini alacaktı. Kargoyla gönderdim. Benzerini yapıp satmışlar, gurur duydum. Teşekkür eden olmadı ama 5 bin lira göndermişlerdi”
Gel de yıkılma!
.jpg)
KİMDİ BU ADAM!...
Trabzonspor'un Türk futbolunda efsane olmasının, İstanbul kulüplerinin saltanatına son veren kahramanlardan biri, dünya beyefendisi ALİ YAVUZ..
Unutulmaz efsane 11 var ya..
Şenol, Turgay, Necati, Kadir, Cemil, Bekir, Ali Yavuz, Hüseyin, Ali Kemal, Necmi, Ahmet..
Çok büyük paraların döndüğü, yıllarca kulüpte adamı olanların görev yaptığı Trabzonspor'da kulübün yanına hiç bir gün adamsızlıktan olsa(!) yaklaştırılmayan, bir el dahi uzatılmayan çareyi hamallık dahi yaparak hasta çocuğunu tedavi ettirmekte bulan bir koca yürekli, nesli tükenmeye başlayan bu efsane bizim adamımız!
Dedik ya!
7 ay önce gündeme getirdik..
Kimseden ses seda çıkmadı!
Ey Trabzonspor Başkanı, ey Trabzonspor camiası Ali Yavuz sizin, bizim hepimizin Ali Yavuz'u..
Ona sahip çıkmak hepimizin boynunun borcu..
Adamı olmayan, 'Koca yürekli bir adam' olduğu için mi sahipsiz!
Bu koca yürekli adama sahip çıkmak başta bu kulübü yönetenler olmak üzere Trabzonsporluyum diyen herkesin görevidir..