Son yıllarda siyasetin dilinden düşmeyen bir kavram var: Toplumsal barış.

Peki soralım: Nasıl olacak bu barış?

Halkın sandıkta seçtiği belediye başkanlarını görevden alıp hapse atarak mı? İnsanları korkutarak, baskı altında parti değiştirmeye zorlayarak mı? Siyasi tartışmaların ortasına “butlan” gibi hukukta tartışmalı kavramları koyarak mı?

Bir ülkede toplumsal barıştan söz edebilmek için önce hukukun herkese eşit uygulanması gerekir.

Suç işleyen varsa elbette yargılanmalıdır. Kimse makamına, partisine veya siyasi görüşüne bakılarak hukukun dışında tutulamaz. Ama aynı şekilde hiç kimse de suçluluğu kesinleşmeden toplumun gözünde mahkûm edilmemelidir.

Çünkü hukuk, iktidarın sopası değil; vatandaşın güvencesidir.

Bugün bir başka çelişki daha toplumun vicdanını yaralıyor.

Bir tarafta siyasi operasyonlar, tutuklamalar ve ağır tartışmalar yaşanırken; diğer tarafta PKK meselesi üzerinden “çerçeve yasa”, silah bırakma ve yeni bir dönem tartışılıyor. Öcalan'ın açıklamalarının ve çağrılarının siyasetin gündeminde belirleyici hale gelmesi, doğal olarak milyonlarca vatandaşın şu soruyu sormasına neden oluyor:

“Bu ülkede hukuk ve adalet herkese aynı mı uygulanıyor?”

Barış isteniyorsa, elbette konuşulmalıdır. Terörün sona ermesi, silahların susması ve insanların ölmemesi hepimizin ortak dileğidir.

Ama barışın yolu hukuktan geçmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter devlet yapısı, Anayasa'nın temel ilkeleri ve milletin egemenliği tartışmanın dışında tutulmalıdır. Terör örgütüyle mücadele ile demokratik siyaset birbirine karıştırılmamalıdır. Hiçbir siyasi hesap, hukukun ve devlet düzeninin üzerine çıkarılmamalıdır.

Bir de işin en önemli tarafı var:

Vatandaşın mutfağı yanıyor.

Emekli geçinemiyor. Asgari ücretli ay sonunu getiremiyor. Gençler gelecek kaygısı yaşıyor. Kiralar, gıda fiyatları ve temel ihtiyaçlar milyonlarca insanı zorluyor.

Böyle bir ortamda vatandaşın önüne yalnızca siyasi tartışmalar koyarak toplumsal barış sağlanamaz.

Toplumsal barış; adalet, hukuk, özgürlük, güven ve refah demektir.

İnsanların “Yarın sıra bana gelir mi?” korkusuyla yaşadığı bir ülkede barıştan söz etmek kolaydır; fakat o barışı kurmak zordur.

Barış istiyorsak önce hukuku siyasetin üstüne koyacağız.

Sandığa saygı göstereceğiz.

Suçlu ile suçsuzu birbirinden ayıracağız.

Yargıyı bağımsız ve tarafsız tutacağız.

Teröre karşı net olacağız.

Ama barış isteyen vatandaşın da hukuk içinde konuşabilmesini sağlayacağız.

Ve en önemlisi, bu ülkenin insanını açlık ve yoksullukla baş başa bırakmayacağız.

Çünkü unutmayalım:

Korkuyla susan toplum barış içinde değildir.

Adaletin olmadığı yerde barış kalıcı değildir.

Hukukun üstün olmadığı yerde toplumsal barış sadece bir siyasi slogandan ibarettir.

Türkiye'nin ihtiyacı slogan değil, gerçek bir hukuk ve adalet düzenidir.

Toplumsal barış ancak o zaman mümkün olur.