Henüz Trabzonspor kurulmamıştı. Babamın düğün resimlerinde yakasındaki rozet Galatasaray’ın idi. Ben de ondan Galatasaraylıydım. Ağabeyim İstanbul’a çok gidiyordu, küçük dayım Fenerbahçeliydi. O da Sarı-Lacivertli takımı tutuyordu. 7 yaşına girmiştim ki, Trabzonspor, zor ve çekişmeli geçen bir rekabetin ardından Bordo-Mavili renklerle artık kurulmuştu. Kurtuluş İlkokulu bahçesi, Trabzonspor Kulübü’nün önünü, Karma Ortaokulu’nun arka kısımlarındaki alanlar bizim için futbol mabetleriydi. Meşin yuvarlığımız yoktu. O topları ancak büyüklerimiz bulurdu. Bizim gibi ufakların topları ise plastikten oluşuyordu. Öyle ki, iki plastik top alırdık, birini keserdik içine sokardık. Daha iyi oynanırdı.
Zengin aile çocuklarının meşin yuvarlakları vardı, onları da ara sıra mecbur aramıza alırdık. Yoksa topunu alıp giderdi. O meşin yuvarlık ile oynamak baklava yemek gibi bir şeydi.
Velhasıl benim gibi sessiz, büyüklerine her zaman saygı ve sevgi duyan bir kimse ilkokul maçlarında bazen kaleye geçirdim bazen ise ileride oynardım. Ne meşin yuvarlık ne de plastik top bulamazsak, gazoz kapaklarıyla aramızda maç yapardık. Bu gazoz kapaklarının peşinde koşanların hepsi Trazonsporluydu.
Ziya Bey Sahası’ndaydı.
“Trabzonspor takımı maç kazandı, kupalar kaldırdı diye tutulmaz. Burası sporun kültürünü geliştiren bir eğitim yeridir. Trabzonspor’un değerleri vardır. Bu değerler yüzünden Trabzonsporlu olunur” derdi. Yumuşak kalbi, dışarıdan görünüşü sert ama içi ve kalbi çok temiz birisiydi.
Trabzonspor adeta bir sevdaydı. Bir geniş görüşlülük ve misyondu. Hem Trabzonsporlulukta hem de yöneticilikte ondan çok şeyler öğrenmiştim kendini ziyaret ettiğim zamanlarda. Bize bu sevdayı aşılayan Trabzonspor’un efsane Genel Sekreteri Sebahattin Kundupoğlu idi.
Yanakları ve eli öpülesi bu insanın bugün ölümünün 19. yıldönümü. Adama hasret Trabzon topraklarında ruhun bir kez daha şad olsun Sebahattin Amca...